Harita, Seyyah ve Mimar

Ne zamandır kafamdaki bazı fikirleri şekillendirmeye, anlamlandırmaya çalışıyorum. Sanırım aksak ayak gittiğimiz hayat yolunda fikirlerimin oturması biraz yavaş ilerliyor. Gerek hayatın öğrettikleri, gerekse çevremizdekilerin tecrübeleri yardımcı olsa da bazen insan tek başına kalıp zihninin derinliklerine dalmak, aklının gökkubbesinde nefes almak isteyebiliyor. İşte o zaman doğruyu ve yanlışı ayırmada bir kılavuz edinmek gerekiyor. Tam da bu nokta, hayatımızı belirleyen nokta. O kılavuz, ilerlediğimiz bu hayat yolundaki harita.

Elimizdeki harita nereyi gösterirse oraya doğru ilerliyoruz. Bir gözümüz yolda, bir gözümüz haritada, aklımızdaki soru işaretleri ile zaman denilen mefhumunda yolumuzu alıyoruz. Eğer haritamız ayrıntılı ve bilgilendirici değilse yolumuzdan sapmamız bir hayli yüksek.

Peki ya haritayı reddedip rotasını kendi çizenler? Yolların ve varışların önemini umursamayıp han han dolaşanların hali nasıldır? Bir yere varamadan sona ermenin vereceği mahcubiyeti ve pişmanlığı düşünmüyorlar mı acaba? Yoksa “geldim, gördüm, gittim” mi demek istiyorlar?

Peki, eline tutuşturulan haritayı pek kurcalamadan, ”Bu da neymiş?” diye merak etmeden, haritayı veren üstada güvenip haritasının en âlâ olduğunu düşünenlerin hali nasıldır? Gösterdiği yolları yegâne yol olarak kabullenip diğer seyyahların haritalarına gözünü kapayanlar nereye varacaklar?

Elbette şu koca diyarda başlangıcı, yolu ve varışı düzgün gösteren; engebeleri, tehlikeleri, tuzakları işaret eden; uyarılarla ve öğütlerle dolu bir harita vardır. Ama hangisi?

Sanırım günümüzde haritaları kurcalayanlardan ziyade maceraperest ruh haliyle hareket edip derinlik sarhoşluğuyla pusulasız ilerleyenler daha fazla. Yoldaki seraplara aldanıp kendini vahada sananlar ve bu dalgınlıklarının kârlarını ve zararlarını hesap etmeyenler keza. Hayal âlemindeki maceraperestlerin içkilerini tazeleyenler de haritaların bir halta yaramadığını söyleyenlerle beraber aynı kafiledeler. Kimisi tek başına çıkar bu seyri âleme, kimisi bulur yol arkadaşlarını. Kimisi ise yolu da, haritayı da, pusulayı da, seyyahı da yok sayar ya da görmezden gelmek ister. Her yolcunun bir fikri var aklında. Birinden biri elbette doğru. Ama hangisi?

Yazı çok karıştı diyorsan, zaten yol da karışık. Basit olan bir şey yok ki ortada. Şundan emin olabilirsin ki basit diyenlerin niyeti doğruları gizlemek. Bu serap dolu, tuzak dolu, engebe dolu yolları aşmak her babayiğidin harcı değil. Bu ateşten gömleği giyip gitmek kolay değil.

Ve madem zaman dediğimiz kavram bir yol, o zaman bu yolun bir haritası olmalı. Bu yolu yapanın seni haritasız koyması zaten en başta akla ve mantığa aykırı. O zaman ne engebelerin ne de engellerin bir anlamı kalırdı. Herkes kendi pusulasını çizer, varabildiği yere varır, kimse de bir şey diyemezdi.

Velhasılıkelam yolumuz varsa, yapanı da var, haritası da var.

Burada anlaştıysak sıradaki soru şu: “Hangi harita gerçek?”. İşte esas sorun da burada başlıyor. Çünkü haritayı kendi çizenlerden bazıları kalkıp “Bu harita yolun mimarının haritasıdır” diyor. Peki, harita mimarın mı yoksa daha yolun yarısına bile gelememiş yolcunun mu nereden bileceğiz? Haritaya bakmadan, onu anlamak için çabalamadan, üzerinde durup düşünmeden bilemeyiz elbette.

Gördüğümüz haritayı incelemeden bırakmak ne kadar hatalıysa, direk sarılıp incelemeden doğru kabul etmemiz de o kadar hatalı. Çünkü bizi uçuruma götürdüğünden haberimiz bile olmayabilir.

Peki, haritanın doğruluğu yolcudan yolcuya değişir mi? Harita yolcuyu ve yolcunun yaşadıklarından ziyade yolun kendisini anlatmalı, izah etmeli, tarif etmeli, tek olmalı, her yolcunun rotasını kapsamalı, yolculara olası tüm engelleri, düzenekleri, tuzakları, serapları göstermelidir. Uyarıcı, öğretici, bilgilendirici ve kendi içinde tutarlı olmalıdır ki her yolcu bu haritaya baktığında diğerlerinden farkını anlamalıdır. Ve hepsiyle beraber mimarının muhteşemliğini yansıtmalıdır. Yolcu elinin değmediği apaçık ortada olmalıdır. Sanırım böyle bir haritanın doğruluğu kişiden kişiye değişmez.

Lafı çok uzattım kabul ediyorum. Lakin bir yoldaysak o zaman bu yolun hakkını vermemiz gerekiyor. Diyeceksin ki “Ben mi istedim bu yola çıkmayı?”. Ruhun senden önce istedi. Yani istedin. Sevgilerle.

Son Yazılar

1991 Çorum doğumluyum. Baba memleketi Osmaniye. Babamın mesleği sebebiyle Türkiye'nin dört bir yanında yaşama fırsatım oldu. Ayvalık'tan Beytüşşebap'a ve oradan Mersin'e uzanan yolda ülkemizin her türlü insanı ile iki kelam edebildim. İlköğretim eğitimimi devlet okullarında, lise eğitimimi ise İçel Anadolu Lisesi'nde aldım. Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisiyim. İnsanın çıktığı bu uzun ince bir yolda yükünü pek tutmasını sağlayacak her şey hakkında meraklı fakat tembel bir hayat öğrencisiyim.