Vahşetin Günlüğü

Güncel olan her zaman çürüktür. Diyecek kadar cevval miyiz? Dedik n’oldu? Aslında sadece söz söylemekten öteye gitmedik. Kalıcılıktan bahsedebilir miyiz? Söylem deseniz bizden daha iyisi yok. Çok konuşur, çok gülünç hale getiririz kendimizi. Sen. Ben. O…Dahil olmayan bir şey varsa o da şahsiyetimdir. Böyle deyince dürüst de olamıyoruz. Sadece söylemiş olduk o kadar. Mesela bu şehir girdap olur mu? Kalemizi onca savunmaya rağmen zapt eden olacak mı? Arkamızda son anda su dökmekten vaz geçilecek mi? Yatacak bir yerimiz, sancıyan bir yanımız olur mu? Laf lafı açar da soran olmaz halimizi. Niye sormaz desek de nafile. Birçok gidenin arkasında bakarak acımızı dindirmeye çalışıyoruz. Öyle ki büyük sözlerin içimizdeki yaşanmışlığını göz önünde bulundurunca da içimiz aydınlanmıyor. Gelgelelim sevinçlerimizin eksikliği hissedilmekte ve kalbimizi esir alan o ince kırıklık kapalı kapımızın arkasında bizi beklemekte. Söylenecek ne varsa tükenip gitmiş de olabilir bu zaman zarfında. Elbette gelecek adına söz söyler yazgımız; ancak inandırıcılığı şüphe uyandırmaktan öteye gitmiyor bekleyişimizin.

Etrafımıza ne zaman baksak yüzümüzdeki gülüşün hoyratlığı çarpar. Devşirme ayakların altında ara ki bulasın. Antonin Artaud’yu meselemize dahil etmeden olmaz. Siyasetin bu sıcak havalarda insana nefes aldırdığı da yok malum. Her şeyin güzelini ummak ise bir fıtrat. Yeni bir şeye dokunmak, bir sese veyahut bir tabloya. Nereye gitsek kalın bir suret, nereye baksak kalabalık bir gürültü. Beklemek. Ummak. Kaçabileceğimiz başka yerimiz yok. Bağıracak bir göğümüz ise hep var. Bu işte bir terslik de yok ve fakat herkesin derdi başından aşkın. Artaud diyorduk değil mi:

‘’Günlük aşk, kişisel hırs, gündelik tedirginlikler, seyirci kitlelerinin onamasını almış, söylenlere özgü o korkunç lirizmle tepki gösterdikleri zaman değerlidir yalnızca.

Bu nedenle, tanınmış kahramanlar, korkunç ağır suçlar, doğaüstü özveriler çevresinde, eski Söylenlerdeki zamanı geçmiş imgelere baş­ vurmaksızın, onlarda dalgalanan güçleri alıp çıkarma becerisini gösterecek bir gösteri yoğunlaştırmaya çalışacağız.’’ Antonin Artaud, Tiyatro ve İkizi, YKY. ,s.76.

Bu vahşet sadece bugünün vebası değil, fakat sanırım hiç bu kadar yozlaşmamıştı ahlak. Elbette çürüyen sadece beden değil sözün kendisidir. Artık. ‘’de’’ bundan nasibini aldı. Eylemin sözden önemli olduğu zamanlar geride mi kaldı diye soruyorum duvardaki çivi darbelerine. Modern bir zaman. Sözün ahkam kesilmesi de anlaşılır bir durum. Geçti tamahkar tüccar, boşuna demiş olabilir mi şair. Bir şair bu kadar da yanılmış olabilir mi? İçimizden geçenlerin müsveddesi bilinçaltımızda diyene daha ne kadar inanacağız. Dağınık olan yatağımızı toparlamakla meşhuruz nihayetinde. Kulağımıza değen hakikati sırtımızı dönmeyecek kadar dilimizi bilemişiz. Ne büyük cesaretler bunlar değil mi? Az keseriz ustam ölmüş bal satarım. Etrafımız vahşetten geçilmiyor, buna rağmen dostça, barış içinde yaşamaktan bahsetmeyi eksik etmeyiz ağzımızdan. Elimizde olmadan bunu söylediğimizi kim çıkardı. Ekranda salyaları akarak bize vaatler dağıtanların ne kadar suçu var? Kirli olan sadece sözleri değil suratları bundan nasibini almış. Tarihte neler olup bittiğini okuyoruz ama gördüklerimiz midemiz bulandırmaktan çok daha ileri bir tarafını gösteriyor bize. Ardına sığındığımız kof fikirlerin bile artık bizi arındırmaya gücü yetmeyecektir. Bu boş vermişlik kanımızı donduruyor. Yok yok bu yeni bir şey değil daha önce de böyle saçma bir hal almıştı dünya. Öyle bir vaziyet aldı ki ölüm bile artık çözüm olmaz oldu. O kadar ki umut etmek bile insanı avutamıyor. Kalkın bir yerlere gidelim. Güzel olanın hülâsa edilemediği bir yer.

Bu şehri terk edelim; ama siz neden orada duruyorsunuz?

Bitti.
Bitmeli.
Bitecek.

Son Yazılar

Harun Aktaş Yazar:

''Toparlanın gitmiyoruz''