Dünya şampiyonası günlükleri-4

Hemen yazının başında sözü dolandırmadan açık bir şekilde söyleyeyim: Amerika ve Rusya’ya gücümüz yetmedi. Oyun içi taktik-teknik meseleler elbette tartışılır, değerlendirilir ama işin özü maalesef bu. Aldığımız iki mağlubiyet sonucunda üst tura yükselme şansımızı yitirdik. İlk önce bu maçlardan biraz bahsedip ardından “kalan sağlar bizimdir” diyerek önümüzde kalan iki maçtan neler elde edebileceğimizi anlatmaya çalışacağım.

Yazdıklarım pek hoşunuza gitmeyebilir(ki benim de hiç hoşuma gitmiyor) fakat dürüstçe olanı biteni anlatıp gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor. Öyle güzellemelerle falan başarı gelmez çünkü. Yeni kurulan takımımız A.B.D ve Rusya gibi iki voleybol ekolü karşısında pek fazla varlık gösteremedi. Bir defa her şeyden önce takımlar arasında seviye farkı hemen göze çarpıyordu. Oyuncularımız elinden gelen mücadeleyi ortaya koysa da bu sene o sene değildi. Fiziksel olarak yetersiz kaldık, bunu blok ve atak sayılarından da anlamak mümkün. File üzerinde bariz üstünlük kuran rakiplere karşı ya Japonya gibi kusursuza yakın bir defans sistemi ile mücadele ederek direnebilirsiniz ya da mağlubiyet kaçınılmaz olur. Pasörümüz -en azından şimdilik- bu seviyede takım yönetmek için uygun değil. Biz yıllardır rakip pasörlere göre daha yetenekli daha üstün maestrolar ile oynamaya alışkınız. Keza bu üstünlüğümüz de oyun içindeki dezavantajlarımızı kapatmaya olanak sağlıyordu. Fakat Japonya’da bu özelliğimizi kaybettik. İlerleyen yıllarda ne olacağı bilinmese de Cansu Özbay şu an için bu takımın dümeninde olmak adına yeterli değil. Takımımızın sahadaki en genç oyuncusu olan Ebrar da her maç büyük bir potansiyel olduğunu gösteriyor. Zaten alt yaş gruplarındaki oyunu ve aldığı ödülle bunun sinyallerini de vermişti. Buna karşın mevcut tecrübesiyle fazla sorumluluk alabilmesi mümkün değil. Pasör çaprazı pozisyonunda daha az hata yapan ve ekstra sayılar kazandıran bir oyuncuya sahip olmalıyız ki güçlü rakiplerle mücadele edebilelim.

Artık önümüzde Azerbaycan ve Tayland maçları kaldı. Her ne kadar organizasyonun bir sonraki adımı için iddiamızı yitirmiş olsak da oynayacağımız son iki mücadele birkaç sebepten ötürü önemli. İlk olarak böyle bir turnuvada alınacak her galibiyet ve puanın prestij açısından kıymetli olduğunu unutmamak gerekir. Sonuçta tek başarı ölçütü şampiyon olmak değil. Bir diğer nokta sıralamada iyi bir yer edinmek. Çünkü turnuvanın sonunda tüm takımların dâhil olduğu bir sıralama yapılacak ve orada olabildiğince iyi bir yerde bulunmak lazım. Yine şampiyona sıralaması gibi bir başka sebep de FIVB’nin genel dünya sıralamasına olabildiğince fazla puan taşımak. Biz buraya 12. konumda gelmiştik. Şampiyona sıralamasında bu noktadan daha yukarı bir derece alabilirsek ve genel sıralamaya da hatırı sayılır bir puan taşıyabilirsek başarısız sayılmayız. En azından bir teselli sebebimiz olur. En nihayetinde unutmamak gerekir ki genç oyunculardan kurulmuş yeni bir kadroya sahibiz. Bu geçiş sürecini gerileme yaşamadan aksine üzerine az da olsa koyarak atlatmış olursak kendi gerçeklerimiz doğrultusunda başarılı sayılabiliriz diye düşünüyorum.

Son iki maçta alınacak sonuçlarla ilgili son bir günlük daha yazacağım. Umarım o günlük bu bahsettiğim olumlu senaryo hakkında olur. Mutlu bir hafta diliyorum.

Son Yazılar

7 Ağustos 1995 Tokat doğumlu. Eski profesyonel voleybolcu. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde okuyor. Spor sosyolojisi çalışıyor. Voleybol ağırlıklı olmak üzere güncel spor yazıları yazıyor.