Cemil Meriç ve kelimeler

Arada bir insanlardan uzaklaşıp, kitaplara sığınmak gerekiyor. Tıpkı onun gibi, “Kitaptaki insanları, sokaktakilerden daha çok sevdim” diyen Cemil Meriç gibi. Onu okuyorum içim daralınca, kelimelere raks ettirişini izliyorum. Kelime deryasına dalıp gitmek istiyorum. Keşke herkes okusa onu ve kelimelerini. Anlayabilseler onun kelime Âdem’ini. Bugün ondan söz etmek istedim. Marifetlerin marifetini bulamasak da, okumak gerekir. Kendini tanımak ise kelimelerde gizlidir.

Cemil Meriç’i anlamak ve anlatmak…

En zor olan…

O bir mülteci ailenin çocuğuydu. Belki de bundan dolayı, daha küçük yaşlardayken başlayan milliyetçiliği ve edebiyata düşkünlüğü ile sıradan biri değildi. Henüz on ikinci sınıftayken açık sözlülüğü, dik duruşu ve eleştirdiği öğretmenlerinin yüzünden okulunu yarım bırakmak zorunda kalmış olması bile onu durdurmamıştı. Çünkü o, kelimelerin davetlisiydi.

Edebiyat tarihinin en gözdelerinden olmayı başarmış ve bunun için mücadelesini hiç bırakmamıştı. Onu herkes anlamazdı, herkes de kendini ona anlatamazdı. “Bana hakikati değil, kendini anlat” diyerek, insanların içindeki insanı tanımak istemişti. Onun bildiği hakikatler kendinden ötede duranlardı.

Kaybettiği gözleri dahi durduramamıştı kendisiyle olan diyaloğundan onu. Eserleri için şöyle düşünürdü: “Onlar benim kendimle olan diyaloğumdur” diye. Şimdi harf harf, hece hece, hatta kelime kelime anlatsam Cemil Meriç’i, benim kelimelerim onun kelimelerinin karşısında susup kalakalır öylesine. Öyle ya onun raks eden kelimeleri vardı. Şöyle ifade etmişti:

“Senin yıldızların kelimeler, söyle raks etsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin. Kelime ormanda uyuyan dilber, şair uzaklardan gelen şehzade. Öyle seveceksin ki kelimeleri, sana yetecekler. Yıldızlar Tanrı’ya yetmiş mi? Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve muhterem. Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven. Kelime kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz kelime Âdem…”

Öyle seveceksin ki sana yetecekler… Kelimeleri sevmek hem de yetecek kadar. Tıpkı teslimiyet gibi. Teslim olanlardandı Cemil Meriç öyleyse. Onun kelimeleri gönülden gönüle köprü de olmuştu üstelik. Dedim ya zordur onu anlamak, ona ait kelimelerin raks edişini seyretmek. İnandığı düşüncelerinden vazgeçmeyişini, tarihini, görmezden gelinen gerçekleri anlatmak istemesini görmek, tabii ki de sadece okumakla olmuyor işte. Defalarca okumak lazım, her bir yazdığını hece hece, içine sakladığı sır dolu kelimeleri anlayabilmek için.  Çünkü onun kelimeleri sonsuzdu. Kırıcı olan insanlardan kitaplara kaçmış olandı Cemil Meriç. O hakikat ve fikir adamı idi.

Şimdi kırk yazar toplansa, “Kırk Ambar” ı anlatsa tanımlayabilir mi yine de onun gibi edebiyatı. Dedim ya zordur anlatabilmek ve anlayabilmek. Sadece bambaşka bakıyorum kelimelere artık, tıpkı Âdem gibi. Açtım penceremi, odama dolmalarını bekliyorum. Pervazda duran çiçeklerim gibi. Aklımda ise en son okuduğum cümleleri…

“Kuşlara benzer kelimeler, odama dolarlar bir akşam.

Nereden gelirler bilinmez.

Kâh çığlık çığlığadırlar, kâh sesleri işitilmez.

Çiçeğe benzer kelimeler, turuncu, erguvan, beyaz.

Bir rüzgâr sürükler hepsini, bulutlara güven olmaz…”

Cemil Meriç

 

 

 

 

Fotoğraf Kaynak: http://www.bidolubilgi.com/cemil-meric

 

 

 

 

 

 

Son Yazılar

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında...Yazmak ona iyi geliyor.