İsviçre’de kâğıt çöp müdür?

http://www.srf.ch/news/regional/aargau-solothurn/aargauer-schulen-streichen-zunehmend-die-papiersammlung

Gitmese de görmese de, Türk gençlerinin diline pelesenk olmuş ideal bir ülke var: İsviçre. Makroekonomide toplumların refahı yani yaşam standardı, kişi başına düşen milli gelirle ölçülür. Milli gelir ise doğrudan doğruya üretim ile ilişkilidir. Tüketim de dolaylı olarak gelir seviyenizi yansıtan bir parametredir. Çünkü geliriniz yoksa tüketemezsiniz, fazla tüketiyorsanız, geliriniz de yüksektir. Tüketim çok alt düzey bir gelir dolayısıyla da büyüme getirir. Üretim ise esası teşkil eder. Üretimin kaynağını ise yatırımlar oluşturur. İnsanlar da tasarrufları yani biriktirdikleri ölçüde yatırım yapabilirler. Makroekonomik grafikler, parametreler arası ilişkiler bu yazının konusu olmamakla beraber, şu genel prensibi hatırlatmakta fayda görüyorum. Üretiminiz, tüketiminiz, yatırımlarınız veya yatırım yapmak için biriktirdiğiniz tasarruflarınız sizin üretkenliğinizi (en. productivity) ortaya koyar ve bu da ekonomistlere göre sizin yaşam standardınızı belirler. Fakat burada ekonomistlerin kendilerinin de göz ardı ettiklerini kabul ettikleri ve yaşam standardını belirleyen çevre, özel hayat, aile, mutluluk gibi birçok başka faktör de vardır.

Üretkenlik cepte.

Kâğıt, küçüklükten itibaren atmaya kıyamadığım bir araç-gereç olmuştur. İlkokula dair aklımda çok az şey kalmışsa da, en fazla kâğıt getirenin ödüllendirileceği bir yarışma münasebetiyle, evdeki kâğıtları okula götürüp nöbetçi öğrenciye teslim ettiğim bir sahne geliyor gözlerimin önüne. Ortaokulda da lisede de, bir yüzü kullanılmış, dolayısıyla müsveddeye müsait kâğıtları topladığım klasörlerim vardı. Müsvedde kâğıtlar, -sayısal öğrenciler bilir- bazen bulunmaz nimet kabilindendir. Fakat nihayetinde müsvedde kâğıdını da tam anlamıyla kullandığınızı düşündüğünüzde onu çöpe atarsınız, benim de İstanbul’daki yaşamım süresince attığım gibi. Çok ideal bir toplumda, insanlar kendilerine ek sorumluluklar belirlerler. Devletin belirlediği kurallar değil, onların kendilerine edindiği prensipler yaşamı şekillendirir. İdealist bir insan olsam, çöpe atmazdım. Lakin “İnsanlar teşviklere tepki verirler’’. Rasyonel devletler de bu hakikatin idrakinde düzenlemeler yaparlar.

Teşvik cepte.

Tasarruf, kökeni Arapça olup, Türkçe’ye geçmesiyle anlam değişikliğine uğrayan kelimelerimizden aslında. Araplar tasarrufa (en. saving) müddeharat (ar. مدخرات) diyorlar. Türk Dil Kurumu tasarrufun gerçek anlamını şu şekilde veriyor: “Bir şeyi istediği gibi kullanma yetkisi, kullanım’’. “Vücudum artık irademin tasarrufundan çıkmıştır’’ (Reşat Nuri Güntekin) cümlesi de örnek olarak verilmiş. Araplar’ın tasarruftan anladığı, TDK’nın birincil olarak gösterdiği anlama yakındır. Batı dillerindeki karşılığı davranış, idare ve tutumdur (en. conduct, behavior, attitude, de. Verhalten, Benehmen). Bugün biz tasarrufu çoğunlukla harcamama, harcamadan kısıntı yapma dolayısıyla biriktirme (en. saving, de. Sparen) ve para artırımı kelimelerinin yerine kullanıyoruz. Tasarruf esasında, bir şeyi belli bir irade ortaya koyarak, belli bir plan ve sermaye çerçevesinde idare etme, idareli kullanma sanatıdır. 

Tasarruf cepte. 

İsviçre’ye geldiğimde ciddi bir ikilemle karşılaştım. Kaliteli yaşam standardı, benim Türkiye’de tanımladığım gibi daha rahat yaşama değildi. İstanbul’un karmaşasında, yaptığınız yanlış bir hareketin cezalandırılma olasılığı oldukça düşük. Mesela yaya geçidinde durmamak, vapurda sigara içmek gibi. Bununla birlikte şark ve Akdeniz kamu düzeni de oldukça merhametlidir. Ceza vermeyi bir prensip haline getirmez. Bu tarz bir toplumda yaşamış birey olarak, İsviçre’de bilmeden veya bilerek çünkü alışık olduğumdan yanlış bir şey yapma endişesi taşıdım. Yani aslında İstanbul’da olduğum gibi rahat değildim. Otobüse yetişmek için koşup, sarıdan kırmızıya çalan ışıkta arabasız caddede karşıdan karşıya geçtikten ve polisten bundan dolayı iyi bir azar yedikten sonra, bir daha öyle bir şey yapmamaya karar verdim. Bir sonraki otobüse binmek ve derse 5 dakika geç kalmak mı, yoksa kırmızı ışıkta geçip durağa tüm süratle koşmak mı? Ne götürür ne getirir ikileminde daha çok kalmaya başladım burada. Rasyonel bir birey, ancak ve ancak bir aksiyonun marjinal faydası marjinal maliyetinden daha büyükse o tercihi yapar.

“Rasyonel insanlar marjinlerde düşünürler’’ cepte. [1]

Çöp, dilimize Farsça’dan geçmiş bir kelime, fakat Farsça’da günümüzde çöp (fa. چوب) ahşap anlamına gelmektedir. Türk Dil Kurumu, çöpün birinci anlamını şu şekilde vermiştir: “Saman inceliğinde herhangi bir sap, dal veya tahta parçası’’. “Köşk o kadar sessizdi ki yere bir kibrit çöpü düşse çıkardığı ses işitilebilirdi’’ (Peyami Safa) cümlesi de örnek olarak verilmiş. İlginçtir, Doğu Karadeniz’de sıkça kullanılan bir kelimenin de buradan gelmiş olma ihtimali oldukça yüksektir: çupi. Çupi, tam olarak TDK’nın çöp için verdiği birinci anlam yerine kullanılır. TDK, başlıkta da kullandığım çöp için ise şöyle bir anlama yer vermiştir: “Yararsız, pis veya zararlı olduğu için atılan ufak tefek şeylerin hepsi, gübür.’’ Kağıt pis ve zararlı değildir, yararsız mıdır peki?

Çöp cepte.

Zürih için konuşacak olursak, çöpünüzü belirlenmiş ve marketlerde 35 litresi 2 İsviçre Frangına (7 TL) satılan poşetlere koymanız gerekir. Bir çöp poşeti için oldukça yüksek olan bu ücrete, çöp vergisi de dahildir. Bu çöp poşetine, istediğiniz her şeyi atabilirsiniz. Fakat tüm çöpleri bu poşete atarsanız, çöp poşeti hemen dolar, ve ciddi bir mali yük getirir. Alternatif olarak, geri dönüşüm dahilinde, pet şişe, cam, alüminyum, karton, kağıt çöplerini ve yemek artıklarından oluşan bio çöpleri herhangi bir ücret ödemeden ayrı ayrı konteynerlere atarak daha az poşet kullanmaya çalışabilirsiniz. Böylece poşetin daha uzun sürede dolmasını sağlayabilir ve kendiniz için de tasarruf etmiş olursunuz. Bu idareli kullanma yani tasarruf neticesinde, rahat yaşamınızdan ise ödün vermeniz gerekiyor. Cam, alüminyum, tekstil gibi atıkları mahallelerde bulunan özel konteynerlere, pet şişeleri ise marketlere götürüp özel geri dönüşüm otomatlarına atmanız gerekir. Karton ve kağıtları ise 2 haftada bir mahalleniz için belirlenen günde, sabah 7’den önce, bir iple deste haline getirilmiş olarak caddeye bırakmanız gerekiyor. Ayrıca karton ve kağıt için belirlenen günler de birbirinden ayrıdır.

„Bir şeyin maliyeti, onu elde etmek için verdiğiniz şeydir“ cepte.

İsviçre’de kağıt çöp değildir, bir tasarruf aracıdır. Kağıt gibi, karton da, pet şişe de, cam da, alüminyum da, yemek artığı da çöp değildir. Geri dönüşüm, har vurup harman savurmaya karşı bir tedbir, toplumu tasarruf konusunda alışkanlığa teşviktir. Geri dönüşüme en az hangi ülkenin ihtiyacı vardır deseniz İsviçre derim. Demekki mesele ihtiyaçla alakalı değil. Akarsuyun kenarında olsan dahi, abdest alırken suyu israf etme diyen Peygamberin ümmeti olarak israf etmemenin, tasarrufun, ihtiyaçla alakalı olmadığını ne yazıkki idrak edemedik. Kaliteli yaşam koşulları, bireylerin sorumluluk bilinciyle doğru orantılıdır. Yüksek yaşam standardı, rahat yaşamanın ölçütü de değildir. İsviçre’de kağıt çöp değildir. Türkiye’de de olmaması temennisiyle.

Zürih, 17.12.2016

Onur Fişek

Kısaltmalar: (en: ingilizce, de: almanca, ar: arapça, fa: farsça)

[1] Mankiw’in ortaya koyduğu ekonominin 10 ilkesinin Türkçe çevirilerinde kullandığım kaynak: http://www.opiyasa.com/ekonominin-10-ilkesi-mankiw/

Son Yazılar

Onur Fişek Yazar:

Üsküdar'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesinden mezun oldu. Şu an ETH Zürich'de Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümü son sınıf öğrencisi. Ekonomi ve siyasete ilgili. İyi derecede Almanca ve İngilizce, temel seviyede ise Arapça bilmektedir.