Yeni bir dil öğrenmek sadece kelime ezberlemek değildir. Bir dili gerçekten öğrenmek; onu anlamak, hissetmek ve o dilde düşünebilmektir. Fakat çoğu zaman şunu unutuyoruz: Kendi ana dilimizi tam anlamıyla bilmeden başka bir dili sağlam şekilde öğrenemeyiz. Çünkü insan, önce kendi kelimeleriyle düşünmeyi öğrenir. Ana dil, düşüncenin evidir. Kelime haznemiz ne kadar genişse, düşünce dünyamız da o kadar derindir. Kendini açık ve etkili ifade edemeyen biri, başka bir dilde de eksik kalır. Bu yüzden güçlü bir yabancı dilin temeli, güçlü bir ana dildir. Ne yazık ki günümüzde Türkçe zaman zaman hor görülüyor. Bazı insanlar yabancı kelimeler kullanmayı daha “havalı” ya da daha “entelektüel” sanabiliyor. Oysa bir dili küçümsemek, aslında kendi kimliğini küçümsemektir. Türkçe; yüzyıllar boyunca şiirler yazılmış, destanlar söylenmiş, ilim yapılmış köklü bir dildir. Sade ama güçlü bir yapıya sahiptir. Duyguyu da düşünceyi de derin bir şekilde aktarabilir. Kendi diline değer vermeyen bir toplum, başka dilleri öğrenirken de sağlam bir zemine sahip olamaz. Çünkü dil sadece iletişim aracı değildir; kültürdür, tarihtir, hafızadır. Bir dili öğrenmek yeni bir pencere açmaktır ama o pencereyi açabilmek için ayakta durduğun zeminin sağlam olması gerekir. Elbette yabancı dil öğrenmek çok kıymetlidir. Yeni kültürler tanımak, farklı bakış açıları görmek insanı geliştirir. Fakat bu gelişim, kendi köklerinden koparak değil; tam tersine köklerini güçlendirerek olur. Sonuç olarak, yeni bir dil öğrenmek istiyorsak önce kendi dilimizi sevmeli, doğru kullanmalı ve ona hak ettiği değeri vermeliyiz. Çünkü dil, insanın hem kimliği hem de ufkudur. Kökü sağlam olan ağacın dalları gökyüzüne daha güçlü uzanır.
