Toplum, bireye doğduğu andan itibaren görünmez zincirler takar. Bu zincirlerin adı çoğu zaman “kültür”, “gelenek”, “ayıp”, “el âlem ne der” olur. Başta koruyucu gibi görünen bu kavramlar, zamanla bireyin düşünme ve seçme özgürlüğünü elinden alır. İşte bu noktada kültür, bir değer olmaktan çıkar; bir kölelik biçimine dönüşür.Toplumsal kültür köleliği, insanın kendi aklıyla değil, başkalarının onayına göre yaşamasıdır. Ne giyeceğine, neyi seveceğine, ne zaman konuşacağına hatta neye inanacağına kadar birçok karar, bireyin iç sesinden değil toplumun dayattığı kalıplardan gelir. Sorgulamak tehlikeli, farklı olmak ayıp, itaat etmek erdem sayılır. Bu kölelik sessizdir; kırbaç yoktur ama baskı vardır. Zincir görünmezdir ama ağırdır. İnsan, kendisine ait olmayan bir hayatı yaşadığını fark ettiğinde bile çoğu zaman susar. Çünkü dışlanmak, etiketlenmek, yalnız kalmak korkusu özgürlük arzusunun önüne geçer. Oysa kültür, insanı geliştirdiği sürece değerlidir. Aklı durduran, vicdanı susturan, bireyi yok sayan her kültürel norm sorgulanmalıdır. Gerçek özgürlük; geleneği körü körüne reddetmekte değil, onu bilinçle seçebilmekte yatar.
