Kezbanizm

Değerli bilim insanlarımızın ürettiği onlarca makaleye rağmen, Feminizm’in ilksel formu olan, ”Kezbanizm” kamuoyu nezdinde gerekli karşılığı görmemiştir. Üstelik bu felsefe ve siyaset akımı millidir ve de Anadolu kökenlidir. İşte bugün uzunca bir araştırma sonucunda gerçekleştirdiğim, literatür taramasını, siz değerli okurlarımla paylaşıp, bilim insanlarımızın görüşleriyle birlikte, ”Kezbanizm” kavramını, yeniden değerlendireceğiz. Öncelikle konuyla ilgili en detaylı araştırmayı yapmış olan, sosyolog Prof.Dr. Sabi KAŞER’in kavramla ilgili genel tanımını sunmak istiyorum.

”Kezbanizm Türk kadının ilk varoluşsal mücadelesinde oluşmuş ‘Anadolu tipi’ feminizm örüntüsüdür. Kezbanizm’in sembolleşmesinde, kendini ayırt edici unsurlarıyla ortaya koymasında, Sümerbank’ın rolü çok büyüktür. Zira Sümerbank tarafından üretilen ‘basma fistan’, Kezbanist’lerin ilk resmi giysisi olmuştur. Kezbanistler bu dönemde başlarına, ‘yemeni’ dediğimiz baş örtüsü takarlardı. Ancak hemen şunu da ekleyim, günümüzde anomiye uğramış bazı Kezbanistler, ‘basma fistan’ yerine ‘tayt’, ‘yemeni’ yerine ise ‘türban’ tercih etmektedirler. Kezbanizm müzikte de karşılığını bulmuş bir akımdır, hemen hemen herkesin dilinde olan ‘muhtar mı oldun Kezban yenge(?)’ türküsü, Kezbanistler’in resmi müziklerindendir. Burada Kezbanistler’in iktidar mücadelesine olan ilgisi de görülmektedir. Kezbanistler iktidar mücadelesini, evlerinde ‘gizli kılıbık’ haline getirdikleri kocaları, sayesinde yapmaktadırlar. Bu mücadele bir Türk geleneği olarak Cengiz Han’ın basiretsizliği yüzünden ortaya çıkmış ve katlanarak ‘Kezbanizm’ boyutuna yükselmiştir. Zira Cengiz Han eşini devlet erkanının önünde selamlarken, diğer yöneticilere dönmüş ve demiştir ki: ‘ben sizin Hanınızım lakin bu da benim Hanımdır’. İşte o günden beri kadınlara, ‘hanım’ ve ‘hanımefendi’ dememizin nedeni budur.”(1)

Yine önemli sosyologlarımızdan, Nergis DENİZE hanımefendi de ‘Kezbanizm”i şu şekilde tanımlamıştır:

”Anadolu coğrafyasında kadın deyince ‘Kibele’nin ardından gelecek ikinci kavram ‘Kezbanizm’dir. Bilim insanı olmanın dışında kadın olarak da ‘Kezbanizm’ ile gurur duymaktayım. Varoluşçu Feminist Simon de Beauvoir bile Kezbanizmden etkilenerek Feminist düşüncesini şekillendirmiştir. Kezbanizm’in temel sloganı, Türk sinemalarında da karşılığını bulmuş ‘göster ama elletme’dir. Bu temel düstur, o kadar önemlidir ki, ‘kadının fendi erkeği yendi’ felsefesi bu slogan çerçevesinde değer kazanır. Bu temel değerlere sahip, ‘Anadolu kadını’, erkeğini adeta eblehleştirerek, Feminizm’in elde etmeye çalıştığı kazanımları, hiç yorulmadan elde etmiştir. Kezbanizm’e gönülden bağlı, ‘Anadolu kadını’ sayesinde, ‘Türk erkeği’ evin dışında, ‘taş fırın erkeği’ geçinen, ancak evin içinde, ‘peki karıcığım’ diyen bir zavallıya dönüşmüştür. Bu dönüşümde büyük katkısı olan, ilk ‘Kezbanist’leri, bu isimsiz kahramanları, ne kadar yad etsek ve minnetle ansak dahi, borçlarını asla ödeyemeyiz. Ancak günümüzde bu akım, maalesef eski özelliğini yitirmiş ve ciddi bir anomi ile birlikte çözülme yoluna girmiştir. En azından, folklorik olarak ‘Kezbanizm’in korunmasını erek edinmiş çalışmalara, devlet gereken desteği vermeli, son Kezbanistleri korumalıdır.”(2)

”Gelmişinden Geçmişine Kadar Sosyoloji Derneği” Genel Başkan’ı Cesur TURAL ise konuyla ilgili ”Öğle Gazetesi”ne verdiği mülakatta şu hususları dile getirmiştir:

”Kezbanizm’in korunması ve gelecek kuşaklar tarafından tanınması kapsamında yapılacak çalışmalara, dernek olarak katkı sunmaya hazırız. Biliyorsunuz derneğimiz bünyesinde yaptığımız çalışmalarla, ‘Kütüphane Sosyoloğu’ projesini tasarlamıştık. Proje kapsamında ‘Kültür Bakanlığı’mıza gerekli sunumu yapmıştık. Ancak ‘Sosyal Hizmet Uzmanları lobisi devreye girdi ve projeyi ‘Kütüphane Sosyal Hizmet Uzmanı’ şeklinde değiştirdiler. Projeyi de gerçekleştiremediler ki, işte bundan dolayı halkımız, bu hizmetten mahrum kalmıştır. Ancak bu konu çok daha ciddidir, eğer ‘Kezbanistler’in anomiye uğramamış türleri, koruma altına alınacaksa, bunu sosyologlardan başka hiç bir meslek uzmanı gerçekleştiremez. Bu bağlamda Kültür Bakanlığından da, gereken hassasiyeti göstermesini beklemekteyiz. Gayeleri gerçekten ‘Kezbanizm’i korumak mıdır? Yoksa lobisi çok güçlü olan, ‘Sosyal Hizmet Uzman’larına yeni kadrolar yaratmak mıdır? Bunu önümüzdeki süreçte hep birlikte göreceğiz.”(3)

Tabii burada şu soru aklıma gelmiyor değil, Türkiye’mizin bu kadar önemli sorunları varken ”Kezbanizm” ile mi uğraşacağız? İşte tam da bundan dolayı, konuya daha fazla prim vermemek adına, yazımı burada noktalıyorum. Ve de Kezbanizm’i korumaya yönelik çalışmaları da kınamadan geçemeyeceğim. Yaşasın erkeklerin ”Feminizm” ve ”Kezbanizm’e karşı yürüttüğü onur mücadelesi! Yaşasın mücadelemizin sembolleşen ismi, büyük üstat Nuri ALÇO!…

(1) KAŞER, Sabi (Ekim 2010) Osmanlı’dan Günümüze Cariyelerimiz, Ev Hanımlarımız ve Kadim Kadın Kültürümüz, Palaremzi Yayınevi, 19. Basım, Çorum

(2) DENİZE, Nergis (Haziran 2013) Feminizm’in Onurlu Mücadelesi, Karadul Yayınevi, 35. Basım, İzmir

(3) Öğle Gazetesi (Temmuz 2017) ”Sosyoloğun derdi toplumu da gerdi” köşesi, TURAL, Cesur Mülakatı, Erzurum

Not: Yazı tamımı ile mizahi gaye taşımaktadır. Yazıda geçen tarihsel kişiliklerin, devlet kurumlarının ve sanatçıların gerçekteki kişilikleriyle yazı boyutunda işlenen kişilikleri tamamen farklıdır. Olay örüntülerinin de gerçekle bir ilgisi yoktur. Yazı kapsamında anılan diğer akademisyenler ve sivil toplum örgütü yöneticileri de tamamı ile hayal ürünüdür. Bu kişilere isim ve üslup olarak benzeyen kişiler varsa dahi, bu tamamen tesadüftür. Doğaldır ki hayali olarak ürettiğimiz, sivil toplum örgütleri liderinin ve akademisyenlerin kaynakları da, hayal ürünüdür. Boş yere literatür taraması yapmayınız. Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın, ”Feminist” arkadaşlara selamlar, saygılar. İyi okumalar…

 

Son Yazılar