Düşünen Koyun-23. Bölüm

Profesör, koyunu ilk gördüğü andan itibaren günlerdir kendine gelememişti, bir haftalık Sultan Sirki’ni her gün izlemeye gitmiş, koyunun inanılmaz gösterisine tekrar tekrar şahit olmuştu. Bir mucizeyle karşı karşıya olduğunun farkındaydı. Yıllardır aradığı o kurtarıcı nihayet gelmiş, aradığı soruların somut bir bedeni olarak karşısında belirmişti. Onu ilk izlediği gösteriden sonra hemen Sultan’ı bulmuş ve onu kendisine satmasını istemişti. Sultan, koyunun gösterisinin etkisini hissettiği bu teklif karşısında oldukça memnun olmuş fakat koyunu satmaya yanaşmamıştı. İleride kim bilir ne kadar dikkat çeker ve para kazandırırdı ona. Ayrıca Profesörü pek gözü tutmamıştı, görünüşü oldukça garipti. Modası çoktan geçtiği belli olan bol kıyafetler gitmiş, saçları dağınık ve çok konuşan biriydi ki bu da akli dengesi konusunda Sultan’ı şüpheye düşürmüştü. Neden bu koyunu hastalık derecesinde istiyor ve ona yalvarıyordu ki? Bilimsel bir şeyler zırvalaması iyice sinirini bozdu ve uçuk bir rakam karşılığında satacağını söylediğinde Profesörün biranda donmuş gibi kalıvermesine keyiflendi. Bir servet istemişti koyun için. Profesör Sultan’ın koyunu ona asla satmayacağına inanınca bir şey demeden, elini ceplerine sokarak dönüp gitti. Sonrasında ise aklına koyduğu planı eyleme dönüştürmek için sirki araştırdı durdu. Onu kaçırmalıydı ama nasıl? Sirk, seyirciler gittikten sonra bile oldukça kalabalık oluyordu. Elliyi geçkin çalışanı vardı burada ve sabaha kadar dolaşıyorlardı. Hayvanları kapattıkları konteynırların önünde ise sürekli birileri bekliyordu. Koyunun her akşam bir konteynıra sıska bir kızla girdiği fark etti sonra. Kız her seferinde onun sırtını okşuyor ve alnından öpüyordu ayrılmadan önce. Koyuna ulaşması mümkünse bunun bu kız sayesinde olacağını anladı. Bu yüzden kızı takip etmeye başladı. Kız, koyun gösteri yaparken onu bir köşede sevgiyle izliyor sonra sessizce içeri giriyordu. Daha sonra da koyunla birlikte koyunun kalacağı konteynıra gidiyordu. Profesör her ne kadar sürekli bir fırsatını kollasa da bir türlü kızı uygun bir yerde yalnız başına denk getiremiyordu. Son gün gösterisinden sonra artık umudunu yitirmeye başlamıştı. Bu koyunu yasal yollarla onlardan alması da mümkün değildi. Avukat bir arkadaşıyla saatlerce bu durumu konuşmuş ama bir çıkar yol bulamamıştı. Bu yüzden neredeyse ağlamaklı evine doğru yürürken birden kızın sirkten yalnız başına çıktığını gördü. Kız kendi gideceği yola yönelmiş, çelimsiz vücudunu savurarak ona yaklaşıyordu. Profesör heyecanla onun dikkatini çekmeden yürümeye devam etti. Muhtemelen yol üstündeki markete gidiyordu. Hızını yavaşlatarak kızın önüne geçmesine müsaade etti. Kız markete girip alışverişini bitirip çıktığı halde o hala eski yerinde duruyordu. Tatyana onun varlığından bile habersiz elindeki poşeti sallayarak sirk çadırına dönüyordu. Gözlerini biran olsun ondan ayırmayan profesör Tatyana yanından geçerken “Hanımefendi bakar mısınız?” diye seslendi olanca kibarlığıyla. Tatyana onu fark edince ürktü. Bulunduğu yerin tenhalığı ve havanın karanlığı daha bir vurgulanmıştı zihninde. Bir süre sorgulayan bakışlarla profesöre baktı. Profesör bundan cesaret bularak biraz yaklaştı fakat Tatyana aynı anda elinde olmadan bir adım geriledi. Her an kaçmaya hazır gibiydi. Profesör bunu fark edince, tek umudunu da kaybetmek istemediğinden hemen açıklama yapması gerektiğini hissetti. “Seninle Kudaydan hakkında konuşmak istiyorum. Anladığım kadarıyla onunla çok yakınsınız. Bir kaç dakikan var mı?” Tatyana, koyunun adını duyunca şaşırdı. Biranda içine düştüğü çatışmayla anlık bir yüzleşme yaşadıktan sonra merak duygusu ağır bastı ve “Ne istiyorsunuz?” dedi adeta profesörü biran önce konuşmaya teşvik etmek için. Profesör hemen söze girdi. “O çok özel bir koyun bunu biliyorsun. Eğer burada kalmaya devam ederse bu özel hali yok olup gidecek. O okuyabiliyor; bu da demektir ki o düşünebiliyor. Bu ne demek biliyor musun? Düşünen bir hayvan, düşünen bir koyun… Dünya bilim literatüründe bunun bir örneği daha yok!” Profesörün heyecanlı sesinin kızı tedirgin ettiğini anladı ve sustu. Tatyana bir yandan onun söylediklerini düşünüyor bir yandan da bu garip adamın niyetini anlamaya çalışıyordu Buna rağmen daha fazla burada kalmasının ciddi bir risk olacağını hissediyordu. Profesör, onun içinde bulunduğu ruh halini çok iyi analiz edebiliyordu. Kuş uçmak üzereydi, elini çabuk tutmalıydı. Fakat Tatyana “iyi akşamlar” diyerek dönüp yürümeye başladı. Profesör, kızın gitmeye başladığını görünce heyecanla kızın koluna atıldı. Tatyana çığlık atarak kolunu kurtarmaya çalıştı fakat profesör elini gevşetmedi. “Sana zarar vermek değil amacım. O koyunu buradan kurtarmamız lazım. Sultan denilen o kadın onun burada iliğini emecek ölene kadar ve onu bir yere bırakmayacak. Sonunda da köpeklere yem olacak. Onu seviyorsan onu buradan kurtarmama yardım et. Söz veriyorum onu güzel bir çiftliğe yerleştirip, çok iyi bakacağım. Ben bir bilim adamıyım. Bak işte kimliğim.” Cebinden çıkardığı kimliği kıza gösterdi. Ama karanlıkta Tatyana’nın kimliğini görmediğinden haberi yoktu. Tatyana’nın tek derdi başına kötü bir şeyler gelmeden buradan gidebilmekti. Ama Profesörün söylediklerinden de etkilenmişti. Profesör kızın kolunu bıraktı. Sonra yalvarır bir sesle “Yarın aynı saatte yine burada olacağım. Onu bana getirmelisin. Sadece onun iyiliğini ve hakkettiği yerde olmasını istiyorum. Yüzüme iyi bak. İsmim Kaan Yaşaralp. İnternetten araştır Lütfen” dedi ve kızı orada bırakarak uzaklaştı. Tatyana biran olduğu yerde kalarak profesörün arkasından bakakaldı sonra “Sirk yarın sabah buradan gidecek. Eğer sen dediğin kişiysen gece dörtte onu sana getireceğim.” Profesör duyduklarını inanamıyor titreyen ellerini karanlıkta bir türlü bulamadığı cebine sokmaya çalışıyordu.

Profesör, Tatyana çadıra girene kadar arkasından baktı. Saat başı olduğunu belli eden bir ses çıkarınca saatine baktı. Saat onu gösteriyordu. Önündeki altı saatin nasıl geçeceğini kara kara düşünerek karanlığın içinde volta atmaya başladı. Diğer yandan saat dörde kadar koyunu rahatça götürebileceği bir araç bulması gerekiyordu. Bu yüzden pikabı olan bir arkadaşını aradı ve saat dörde doğru buraya gelmesini istedi. Kız, koyunu getirirse onu nasıl araca çıkaracaklarını, onu nereye götüreceğini ve nasıl saklayacağını bir bir düşündü. Muhakkak bu bir hırsızlıktı. Sultan, kızdan şüphelenmese bile ondan şüphelenecekti kesin. Koyunu satın almak isteyen garip bir adam ve koyunun aynı gece çalınması… Sultan polise tarif edecek kadar onu görmüştü. Koyunu kaçırmak için çadırı incelerken güvenlik kameraları olduğunu da görmüştü ve en kötüsü sahneye çıkıp yüzünü açıkça kayıtlara sunmuştu. Tüm kariyerini riske ettiğinin farkındaydı ama buna değerdi kesinlikle. Koyunun ne kadar özel bir hayvan olduğunu insanlara sunduğunda ve iyi avukatlarla sorun olmadan bu işten sıyrılabilirdi. Neticede avukatların işi yasalardaki boşluklarla suçluları aklamak değil miydi? Yine de tedirgindi. İlk defa böyle bir işe kalkışıyor böyle bir durumun içinde buluyordu kendini. Peki, ya kız gelmezse? Bu da mümkündü ama hisleri onu pek yanıltmazdı, kız koyunun iyiliğini düşünüyordu ve koyunun sirkte olmasından pek memnun görünmüyordu. Kafası çok karışıktı fakat neye mal olursa olsun o koyunu buradan kurtarmalıydı.

Tatyana sonunda koyunla birlikte karşıda görünmüştü. Profesör, heyecandan yerinde duramıyor, başka birileri var mı diye sürekli etrafına bakınıyordu. Yanına geldiklerinde profesör gözlerini koyundan alamadı. Şuan ne tepki vereceğini bilmiyordu. Dünya dışı bir canlıyla ilk temas kuran o şanslı insan gibi hissediyordu kendini. Bu anı yaşamı boyunca hiç deneyimlememişti. Koyun başını önüne eğmiş gözlerini onun gözlerine dikmiş sakin bir tavırla ona bakıyordu. Profesör bu bakışlarla tekrar karşılaşınca tüm bedeninin titrediğini hissetti. O gerçekten çok özel bir canlıydı. Elinde olmadan koyuna yaklaştı fakat Tatyana hemen araya girdi. “İnternetten araştırdım seni, gerçekten de dediğin kişisin. Onu neden bu kadar istiyorsun? Eğer ona zarar vermek gibi bir düşüncen varsa şimdi dön git! Onun üzülmesini istemiyorum, o çok iyi biri” Profesör, Tatyana’nın koyundan bir insan gibi bahsetmesi karşısında daha da heyecanlandı. Anlaşılan o da farkındaydı koyundaki bu özel durumun. “Ona asla zarar vermem, onun iyiliğini istiyorum. O buralarda yok olup gidecek! Bu bilime, vicdana ve insanlığa sığmaz. Onunla bir arkadaş gibi ilgilenecek onu koruyacağım. Ona ait olduğu muameleyi yapacağıma söz veriyorum. Bana güvenebilirsin.” Sonra yine koyunun gözlerine bakarak tekrarladı “Bana güvenebilirsin”.

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...