Düşünen Koyun-19. Bölüm

Ertesi gün Ayvaz, koyunu ayrı bir yere kapattı. Burası depoya nazaran daha küçük fakat daha konforlu bir yerdi. Yerler samanla örtülmüş, köşeye bir su kovası koyulmuştu. Ayrıca burada bir kaç büyük pencere olması odayı ferah bir hale getiriyordu. Ayvaz, koyunu odaya getirip boynundaki urganı çözdükten sonra odadan çıktı ve çok sürmeden elinde kelime kartlarıyla geri döndü. Koyun şaşkın bir halde Ayvaz’ın ellerindeki kart demetlerine bakıyordu. Ayvaz ağır ağır koyunun yanına çöktü. Çekik gözleri yuvalarında gereğinden fazla hareket ediyor gibiydi. Yüzünde güven vermeyen bir gülümseme vardı her zaman. Elindeki kart destesinden dört tane çıkarıp koyunun önüne dizdi. Sonra garip bir şey yaptığının farkında olan çekingenlikle “Sehpa yazan kartı göster!” diye buyurdu. Koyun ilk bakışta kartı bulmuştu fakat ona bunu gösterip göstermeme konusunda kararsızdı. Yaptığı şeyin diğer hayvanların yapamadığı bir şey olduğunu hissediyor ve bunu belli ederse başına çok iyi şeyler gelmeyebileceğini düşünüyordu. Bu düşüncesinde pek haksız sayılmazdı. Çünkü Ayvaz bir süre sonra sabırsızlandığını belli eden öfkeli mimiklerle tekrarladı: “Sehpa yazan kartı göster!”. Koyun risk almak istedi ve kartı göstermediğinde ne olabileceğini görmenin bundan sonraki durumu için belirleyici olacağını düşündü. Bu yüzden anlamsızca Ayvaz’ın sinirle gerilen geniş yüzüne bakmaya başladı. Ayvaz, çok sabırlı bir insan değildi. Ömrü boyunca yüzlerce hayvanı terbiye etmiş onları gösterilere hazırlamıştı. ve bunu yaparken kendince yöntemler edinmişti. Koyunu yerinden sıçratan bir çeviklikle ayağa kalktı ve belindeki kemeri bir çırpıda çıkararak elinde bir kırbaç gibi tuttu. Sonra “Sehpa yazan kartı göster!” diye bağırarak kemeri yere vurdu. Bu darbeyle koyun başını iyice yere eğerek arkasındaki duvara çarpana kadar geri geri gitti. Ayvaz, kendinden uzaklaşan koyunu ensesinden sıkıca kavrayıp sürükleyerek tekrar kartların önüne getirdi. “Sehpa yazan kartı göster!” Koyun korkudan ne yapacağını bilemiyordu. Ayakları titremeye vücudu seğirmeye başlamıştı. Hala kartı göstermek içinden gelmiyordu. Ayvaz, koyunun gerçekten bunu yapıp yapamayacağını bilmiyordu. O da Sultan Hanım’ın gösterdiği videoyu izlemişti. Birisinden duysa asla inanmayacağı bu olayın doğruluğunu test etmek istiyordu ve bunu şimdi öğrenmeye kararlıydı. Kemeri o kadar hızlı kaldırıp indirdi ki, koyun ne olduğunu anlamadı bile. Koyunun fark ettiği tek şey sırtında duyduğu çıldırtıcı acıydı. Düşmemek için dengesini zar zor sağlayarak dehşetle açılmış gözlerle Ayvaz’a bakmaya başladı. Ayvaz her zamanki tekinsiz yüz ifadesiyle ona bakıyordu. Biraz sakinleşmiş olarak tekrar “Sehpa yazan kartı göster!” dedi. Koyun sırtındaki acıya tahammül etmeye çalışıyor, ayakta durmak için büyük bir çaba harcıyor, kuruyan ağzı köpürüyordu. Zihni ve bedeni uyuşmuş gibiydi. Bir tepki vermek basiretini kaybetmişti sanki. Öylece kaldı yine. Bu kez üst üste vücuduna inen üç darbenin biri yüzüne gelmişti. Daha fazla ayakta duramadı ve olduğu yere yığıldı. Burnundan ağzına ağır kokusuyla kan sızmaya başladı. Sırtı ateşle dağlanıyor gibi yanıyordu. Zorlukla soluk alabiliyor, gözleri kararıyordu. Ne doğrulacak ne de öldüresiye bir kez daha dayak yiyecek olsa o kartı gösterebilecek enerjisi vardı. Ayvaz, koyunun kanlı başını sertçe tutarak şöyle bir kaldırdı. Sonra yüzünü ekşiterek yere bıraktı ve kemerini beline geçirmeye çalışarak odadan çıkıp kapıyı kapattı. Koyun onu bulanık bir görüntü olarak izledi. Çok sürmeden de göz kapakları ağır ağır indi. 

Beş dakika geçmemişti ki, kapı tekrar açıldı. Koyun bu kapı sesiyle birlikte bir kabustan uyanır gibi gözlerini açarak adeta sürüne sürüne kapıdan uzaklaşmaya çalıştı. Bu kez gelen Ayvaz değildi, dün filin yanında gördüğü garip kızdı. Kız sıska bedeniyle kapıya yaslanmış koyuna acıyan gözlerle bakıyordu. Koyun da bir süre onun ilginç gözlerine baktı. Hem korkuyor hem de niyetini -tam çözmediğinden- merak ediyordu. Kız üzerine doğru gelmeye başlayınca elinde olmadan sindiği duvar dibine daha çok sokulmaya çalıştı. Kız onun bu korkmuş halini görünce ona doğru ellerini açtı ve “Şşşş! Sana zarar vermeyeceğim, Ayvaz domuzu neler yapmış sana. Tek bildiği bu zorbalıklarlar işte” diye söylenerek iyice yaklaştı koyuna. Koyun fısıltı gibi konuşmasına rağmen söylediklerini anlamıştı. Onun zararsız olduğunu anlayınca biraz rahatladı ve doğrulmaya çalıştı. Kız eliyle koyunun yüzünü tuttu ve yarasını yakından görmek için iyice koyuna yaklaştı. Koyun onun gözlerini bu kadar yakından görünce şaşkınlığı daha çok arttı. İki gözünün rengi de bambaşkaydı. Birisi masmavi diğeri bal rengiydi ve bu durum ona garip bir gizem katıyordu. Kız “Bekle” diyerek koşarak odadan çıktı ve bir elinde küçük bir kova diğer elinde ise bir bezle koyunun yanına geldi tekrar. Koyunun önüne bağdaş kurarak suya batırdığı bezle koyunun yüzündeki yarayı temizlemeye başladı. Koyun hiç bir tepki vermiyor ağrıyan yarasına bile aldırmadan onu inceliyordu. Ekber’de olduğunu hissettiği o iyi cevherden onda da olduğunu görüyordu ama Ekber’deki daha parlaktı, onda ki ise alacalıydı. Ona güvenip güvenemeyeceğe pek emin değildi. Evet, Ekber’le birlikte yalnızlık fikrinin ne kadar korkutucu bir şey olduğunu anlamıştı. Bu yüzden birisine sığınmak, kendi gibi düşünebilen birisiyle birlikte olmak isteği dayanılmazdı. Ama buranın nasıl bir yer olduğunu hala bilmiyor, burada ki insanların çoğunun kötü olduğunu düşünüyordu ve bu kötülük ona kim bilir daha ne kadar zarar verecekti? Kurdu anlayabiliyordu, o açtı ve yemek yemezse ölebilirdi. O doğa kanunlarının onu sınırlarını alanlar içerisinde hareket etmişti onun peşinden gelirken. Fakat o adam, ona zarar vermek istemişti. Bunu mecburiyetten değil sadece istediği için yapmıştı. Düşünebiliyordu oysa, düşünmek onu daha üstün yapıyordu kurttan. Üstün olmak iyi olmak anlamına gelmiyordu demek ki, düşünen canlıların daha tehlikeli olduğunu ve düşünen canlılara artık daha çok dikkat etmesi gerektiğini anlamıştı. Kendisi de düşünebiliyordu. “Ya ben de bir gün sırf zarar vermek için başka bir canlıya zarar vermeye kalkarsam” diye geçirdi içinden. Elinde olmadan gözleri doldu. Kız onun dolan gözlerini görünce şaşkın bir şekilde koyunun gözlerine baktı. Bir süre bu şekilde kaldılar. Kız koyunun gözlerindeki o derin benzerliği görünce ürkerek doğruldu. İnsan kendisine benzeyeni arar ama bu benzerliği görünce de ürküntü duyar. Koyun onu ürküten şeyi anlayabiliyordu. Bu iki farklı canlının sahip olduğu ortak özellik öyle kolay sindirilebilecek bir şey değildi. Kız bir kaç adım uzaklaşmış hala ona bakıyordu. “Sen gerçekten okuyabiliyor musun?” diye sordu çekinerek. Koyun bu soru karşısında içinde karşı konulmaz bir cevap verme isteği ile doldu taştı. Onunla aralarındaki köprüyü sislerin arasından çıkarmak istedi o an. Gözlerini kızın gözlerinden ayırmadan evet anlamında başını salladı. Kız gülümsemekle şaşkınlık arasında gidip geliyordu bu tepki karşısında ama farkında olmadığı bir duygunun etkisine girmişti: korku. Bunun üzerine kanlı bezin açık kırmızıya boyadığı içi su dolu kovayı kaparcasına alarak odadan çıktı. 

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...