Düşünen Koyun-17.Bölüm

Koyun gözlerini açtığında çıplak betonun üzerinde, depo gibi karanlık bir yerde olduğunu gördü. Tavana yakın bir yerdeki kirli pencereden zar zor sızan gün ışığından gündüz olduğunu anladı. Bir süre anlamsız bakışlarla boş odayı inceledikten sonra doğrulmaya davrandı fakat kendinde o gücü bulamayınca tekrar çöktü. Her yanı sızlıyor, başı patlayacak gibi ağrıyordu. Ağzını yakacak düzeyde susamıştı. Peki neden buradaydı? Ne olmuştu? O an her şeyi hatırladı ve birden kaskatı kesilerek titremeye başladı. Bir süre sonra ise yorgun vücudu daha varla dayanamadı bu gerilime ve tekrar baygınlıkla uyku arası bir boşluğa giderek gözlerini kapadı.

Kazım yüzüne vuran güneş ışığından rahatsız olduğundan başının üzerinde duran arabanın gölgeliğini indirdi. Gölgelik inince arkasına sıkıştırılmış bir sürü kağıt etrafa saçıldı. Ağza alınmamış küfürlerle üzerine düşen kağıtları elinde öfkeyle buruşturarak arka koltuğa savurdu. Recep hiç istifine bozmadan yüzüne yerleştirdiği garip bir gülümsemeyle kolunu çıkardığı cama yaslanarak önüne bakmaya devam etti.

  • Kaça gider dersin?

Kazım hala geçmemiş öfkesiyle Recep’e baktı.

  • On binden aşağı olmaz.
  • Sanmam. Koyun neticede bu. Beş bine tav olalım bence.
  • Ne diyorsun sen! Videoyu on kere izledin. Bunu yapabilen başka bir koyun gördün mü şimdiye kadar. Seninki dediğim parayı vermezse başka birini bulurum. Tek sirki olan o değil ya şehirde.
  • Bu meziyet o kadar etkiler mi sence insanları?
  • Ne diyorsun sen horoz kafalı! Onun yaptığını sen bile yapamazsın.

Recep biraz bozuldu bu sözlere. Başını yana çevirerek sessizce dışarıyı izlemeye başladı. Kalan yol boyunca konuşmadan şehre vardılar. Recep şehre girince telefonundan navigasyon uygulamasını açarak, öfkesi biraz azalmış olan Kazım’a yol tarif etmeye başladı. Yarım saatlik bir rotadan sonra varmak istedikleri yere geldiler. Burası şehrin geniş boş arazilerinin olduğu çevre yoluna yakın tarladan bozma bir yerdi. Bu arazilerden birinin ortasında devasa büyüklükte bir sirk çadırı kuruluydu. Silindir şeklindeki çadırın etrafını sarmış bir sürü insan, telaşla bir oraya bir buraya koşuşturup duruyordu. Çadırın yanına gelince Kazım arabayı istop etti. Recep, burada bir tanıdığının olduğunu hissettirircesine seri hareketlerle arabadan ilk o indi. Çelimsiz vücudunu öne savururken bir dövüş horozu gibi her adımında başını ileri savuruyordu. Çadırın giriş kapısında duran çekik gözlü, kısa boylu tıknaz bir gence bir şeyler sordu. Kazım arabada oturmaya devam ediyor ters bakışlarla Recep’i izliyordu. Recep, Kazım’a dönerek gel anlamında bir el hareketi yaptıktan sonra çadırın arkasında doğru yürümeye başladı. Kazım, hantal bedenini güneşte iyice ısınmış olan arabadan zorlukla sökerek bir süre olduğu yerde durdu. Ters bakışlarla etrafı süzüp arabanın güvende olup olmayacağını anlamaya çalıştı sonra sertçe çarparak kapattığı arabanın kapısını kilitledi ve tüm kapıları tek tek kontrol ettikten sonra kapıda duran gence kötü kötü bakarak Recep’in arkasından gitti.

Sirk çadırının arkasında konteynerden dönüştürülmüş bir kulübe vardı. Kulübe rengarenk boyanmış, kenarları led ışıklarla sarılmıştı ve üzerinde kocaman “Sultan Sirk Yönetimi” yazılmıştı. Recep, bir süre kulübenin kapısının önünde durarak Kazım’ı bekledi. Kazım yanına gelince kapıyı bir iki kez tıklattıktan sonra Kazım ile birlikte içeri girdi.

İçeriye girdiklerinde ağır bir yoğunluk fark ettiler ilkin. Hem sigara ve ter kokan havası hem de tıka basa içeri doldurulmuş eşya ve koliler sebep olmuştu buna. Sürekli bir şeylerin üzerinden atlayarak ince uzun kulübenin sonundaki küçük odaya yöneldiler. Duvarları buzlu camla oluşturulmuş bu odanın kapısında “Sultan” yazıyordu. Recep, gittikçe daha aksi bir enerjiyle sarılmaya başladığını hissettiği Kazım’a kaçamak bir bakış fırlattıktan sonra kapıyı çalarak içeriden girmek için bir nida bekledi. Çok sürmeden ince bir kadın sesi “gir” dedi “i” yi olabildiğince uzatarak. Kazım, kadın sesi duyunca birden ürkmüş gibi geriye doğru seğirtti. Çatılmış kaşları gevşemiş şaşkın bir hal aldığını belli edercesine yukarı kalkmıştı. Recep usulca kapıyı açtı. Kazım içeriyi görmek için Recep’in girmesini beklemeden başını onun dağınık saçlı başının üzerinden uzatarak çekingen bir ifadeyle içeri baktı. Recep belli etmese de ondaki değişimin farkına varmıştı hemen. Yüzünde muzip bir ifadeyle Kazım’a baktıktan sonra tekrar içeriye çevirdi bakışlarını. Duvardaki klimanın rüzgarından hafif hafif dalgalanan rengarenk tül perdeyle kaplanmıştı odada ki tek pencere. Odanın ortasında kocaman, altın varaklı bir berjer, berjerin karşısında da sıradan üç tane ahşap sandalye vardı. Bunun dışında burası da diğer yerler gibi hınca hınç antika eşya ve sirkte kullanılan ilginç aletlerle doluydu. Odanın en ilginç nesnesi ise bizatihi “gir” sesinin sahibesiydi. Oldukça şişman, adeta boğum boğum bir vücut yapısına sahip ve bir ölü kadar beyaz tenli orta yaşlarını çoktan geçtiği belli olan fakat tam olarak yaşı kestirilemeyen bir kadın pencerenin önünde ayakta duruyordu. Kadın Recep’i görünce neşeyle onlara doğru bir iki adım attı. Her attığı adımla iki futbol topu kadar olan dekolteli göğüsleri jöle gibi titredi. Kazım doğrudan bu sahneye odaklanarak büyükçe yutkundu. Kadınsa gülümserken kısılan gözleriyle Recep’e bakarak: Horozcu Recep, hangi rüzgar attı seni buraya?” diye sordu. Recep yılışık bir gülümsemeyle: “Sultan Hanım, sana ilgini çekecek bir şey getirdik.” diye cevapladı. Kadın bir süre merakla Recep’e baktı ve ağır ağır berjere oturdu ve onlara da oturmaları için sandalyeleri işaret etti.

  • Geçen sene getirdiğin iguana üç gün sonra öldü. Sana kızgınım biraz aslında.

Recep beklemediği bu cümleler üzerine ne diyeceğini bilemez bir halde bir şeyler geveledi. Kadın onun bu halini görünce parlak bir kahkaha attı.

  • Azamat yedi onu, şaka yaptım.

Recep hem rahatlamış hem de şaşkın bir şekilde “Azamat” diye tekrar etti.

  • Bizim aslan yok mu? Yaşlandıkça garipleşti. Neyse, neymiş bu ilgimi çekecek şey?”

Recep, hipnoz edilmiş gibi kadını izleyen Kazım’dan telefonunu istedi. Kazım’ın uzattığı telefonu biraz karıştırdıktan sonra Sultan’a uzattı.

  • Videoyu başlat!

Sultan başlattığı videoyu büyük bir dikkatle izlemeye başladı. Bakışlarından oldukça şaşırdığı ve etkilendiği belli oluyordu izledikçe. Video bitince bir süre telefonun ekranına bakmaya devam etti sonra eski halini korumaya çalışarak telefonu Recep’e geri verdi.

  • Gerçek mi bu video? Bilgisayarda ölmüş babamı bile diriltebilirler çünkü.

Recep, bu soru üzerine ayağa kalkarak Kazım’ı işaret ederek “Sultan Hanım Kazım kendi gözleriyle de gördü. Böyle bir şey gördün mü hiç hayatında?” diye heyecanla sesini yükseltti.

Kazım, kadının bakışları ona dönünce daha da kızardı buna rağmen konuşması gerektiğini hissettiğinden yumruk yaptığı elini ağzına götürerek boğazını temizledi.

  • Videodaki çocuk benim yeğenim. Sabah akşam koyunla ilgileniyor. Koyunda dikkat çeken farklı bir hava var zaten. İnsanın yüzüne dik dik bakıyor. Gördüğünüz gibi okuma biliyor bu koyun. Siz bu koyunu alacak mısınız?

Recep, Kazım’ın doğrudan para konusuna girmesinden pek hoşlanmadı. Biraz daha koyunu övüp, değerini arttırmayı düşünüyordu çünkü. Bu yüzden Kazım, konuşmasını bitirir bitirmez tekrar heyecanla konuşmaya başladı.

  • Okuma bilen bir koyun. Dünya tarihinde bir ilk olmalı! Hangi sirkte böyle bir gösteri var ki! Tarih yazabilirsiniz Sultan Hanım.

Sultan etkilenmemiş görünmeye devam etmeye çalışıyordu.

  • Peki, çocuğun ona bunları ezberletmediğini ne biliyorsunuz? Koyun bunu bilinçli olarak yapmıyor olabilir. Ben Feriştah’a resim yapmayı öğrettim. Şimdi o deli fil ressam mı oluyor yani?

Recep’le Kazım bir süre sessizce kaldılar bu soru karşısında. Kazım koyunun ucuza gitme ihtimaline biraz bozuldu. Sürekli kadının dekoltesinde olan bakışlarını yere indirdi. Recep kendini çabuk toparladı.

  • Belki haklısın ama tüm bunları bir koyuna yaptıranı ben hiç duymadım. Böyle bir hayvanın ilgi çekmemesi mümkün değil. Diğer hayvanlarından sonra bir de bu koyunun çıkıp şov yaptığını düşün. Zamanında bana iş verdiğin için ilk sana getirdik koyunu. Diğer sirklere gitmek istemiyoruz. Bu ayrıcalığa senin sahip olman bizi mutlu eder.

Sultan mesele para mevzusuna geldiğinde her zaman takındığı gergin tavrı takınarak ellerini göbeğinin üstünde birleştirdi.

  • Kaç para istiyorsunuz?

Recep bir süre Kazımla bakıştı. Sonra kafasından bir hesap yapar gibi gözlerini sıkıp bir şeyler mırıldandı.

  • On iki bin olsun senin için. Normalde çok daha fazla ederde de, sen yabancı değilsin.

Sultan, parlak bir kahkaha attı göbeğini oynatarak.

  • Sizin orada etin kilosu kaç para? Altın yumurtlayan kaz mı satıyorsun sen? İstemem koyununuzun hayrını görün.

Sultan bunları söyledikten berjerden kalktı ve pencerenin önüne giderek orada bir şeylerin yerini değiştirmeye başladı. Recep bunun gitme zamanı anlamına geldiğini biliyordu. Kazım bu kez gözlerini kadının bir vazonun bombeli alt kısmını hatırlatan kalçasına dikmiş, kendisine bakan Recep’i fark etmiyordu. Recep, Kazım’ı omzundan dürterek, ne yapacaklarını soran bakışlarla yüzüne baktı. Kazım tekrar boğazını temizleyerek “Sizin aklınızdaki rakam nedir?” diye sordu. Sultan bu soru üzerine Kazım’a döndü. Kazım’ın bakışlarındaki mesajı almamak için bir kadının hormonsuz olması gerekirdi ki, Sultan’da fazlasıyla vardı. Kazım’a şöyle bir göz süzdü. Bunun üzerine Kazım kalp atışının hızlandığını ve ağzının sulandığını hissetti. Tüm erkeklik hormonları bacak arasına büyük bir basınç uygulamaya başladı. O da hormonlardan bolca nasibini alanlardandı. Sultan yılların süzgecinden geçen ve belki binlerce kez deneyimlediği o işveli tavrıyla konuşmaya başladı.

  • Normalde bir koyun bin lira civarındadır, ben size iki bin vereceğim. Son çıkabileceğim rakam bu. Bu arada sizi bir yerden tanıyor muyum Kazım Bey?

Kazım, bu soru üzerine afalladı ve hiç alışkın olmayan dudakları acemice gülümsemeye çalıştı. Mahcup bir ifadeyle ellerini ovmaya başladı.

  • Sanmıyorum, sizi görsem unutmazdım.

Recep, Kazım’ı sanki ilk defa görüyormuş gibi şaşırdı onun bu haline. İçinden koyunun ucuza gideceği belli oldu diye geçirdi.

  • Öyle mi, tanıdık geldiniz de. Ne diyordum iki bine tamam mı?

Kazım, düşünmeden “Tamam” dedi. Recep itiraz edecek oldu ama Kazım çoktan kalkmış Sultan’ın yumuşak elini sıkıyordu bile.

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...