DÜŞÜNEN KOYUN-14.BÖLÜM

Koyun gün geçtikçe daha çok şey öğreniyordu. Ekber okuldan gelir gelmez koyunun yanına gidiyor, onu merakla ve neşeyle bekleyen koyuna okumayı öğretmeye çalışıyordu. Koyun bir ay gibi bir sürede harfleri, harflerin birbirine nasıl eklendiğini, kelimeleri ve anlamalarını öğrenmişti. Ekber, koyunun hayret uyandırıcı zekâsı karşısında nutku tutuluyordu. Kendisi de dahil okulundaki tüm arkadaşlarından daha kısa sürede öğrenmişti okumayı. Yöntemi çoğunlukla aynıydı. Önce harflerin üzerinde bulunduğu kartları tek tek ona göstererek telaffuz ediyor, sonra da yere karışık dizerek ondan söylediği harfi göstermesini istiyordu. Sonra aynı işlemi heceler için yaptı. Bir süre sonra koyun işin mantığını öğrenince artık önceden göstermediği heceleri de bulur hale geldi. En can alıcı kısım ise kelimeleri öğrenmesi oldu. Ekber, üzerinde kelime ve o kelimenin görseli bulunan kartı koyuna gösteriyor sonra yine karışık bir şekilde yere dizerek ondan bulmasını istiyordu. Koyun da istenilen kelimeleri eksiksiz buluyordu.

Ekber, koyuna kartların yetmediğini görünce artık daha sık gezintilere çıkmaya başlamışlardı. Etrafta gördüğü ne varsa ona adını söylüyor ve birkaç kez tekrarlıyordu. Kelimeleri öğrendikçe cümleleri anlamayı da öğrendi koyun. Kelimelerin yan yana dizilmesiyle söylenmek istenenleri büyük oranda anlamaya başladı. Buna rağmen bazı kelime türleri zorluyordu onu. Çünkü onların resim olarak net bir karşılığı yoktu. Ekber elinden geldiğince bunları başka nesnelerle veya göstererek anlatmaya çalışsa da bazen aklı karışıyordu. “Gelmek” fiili mesela. Ekber bu fiili anlatmak için yürüyordu. Fakat aynı eylemi “gitmek” fiili için de yapıyordu. Hele zarflar ve sıfatlar tam bir muammaydı. Yine de artık ekberin söylediklerini büyük oranda anlayabiliyordu. Ekber o anlasın diye basit cümleler kuruyordu gerçi. Ahmetle Kazım konuştuğunda ise ancak bazı kelimeleri yakalayabiliyor ve birkaç kelimelik cümleleri çözebiliyordu.

Koyun mutluluğun sersemletici bir şey olduğunu anlıyordu, konuşmaları anladıkça. Anlamak gerçekten mükemmel bir şeydi. Onu diğer koyunlardan farklı kılan ve laneti olduğunu düşündüğü meziyeti önceden yabancısı olduğu insan dünyasının kapılarını aralamıştı ona. Nesnelerin veya kavramların bir ismi olduğunu bilmek inanılmazdı. İçinde bir yerlerde hep konuşan bir ses vardı ama bunu bilinçli olarak anlamıyordu. Bir histi o. Fakat şu an tanımanın verdiği yakınlığı daha fazla duyuyor ve kendisini ait olmadığını düşündüğü bu dünyaya karışmış hissediyordu. Buna rağmen bir türlü konuşmayı beceremiyordu. Kendisini ne kadar zorlasa da kalın bir homurtudan başka bir şey çıkmıyordu ağzından. Soluğuna bir türlü şekil veremiyordu.

Koyunu en çok mutlu eden şey Ekber’i anlayabilmesi olmuştu. Ekberin samimi bakışlarla kendisine anlattığı şeyleri anlamlandırabilmesi en çok istediği şeydi çünkü. Ekber bunu fark etmiş olduğundan sürekli koyuna bir şeyler anlatıyor aynı zamanda da anlama becerisini geliştirmek istiyordu. Koyun şimdiye kadar gördüğü fakat anlamakta zorlandığı birçok şeyi kavrıyordu artık. Bu onu daha huzurlu hale getirmişti. Bir yandan da sürekli kitap okuyordu. Birçok küçük çocuğun maceralarıyla tanışmıştı böylece. Hayal dünyası ve kavrama ufku gelişiyordu. En çok da “Küçük Prens” isminde bir kitabı beğenmişti. Çünkü koyunun en çok ilgisini çeken yeryüzündekilerden çok gökyüzündekilerdi. Onlarla ilgili daha çok şey öğrenmek istiyordu. Bunu belli edercesine uzayla ilgili bir kitap olduğunda onu daha hevesle okumak istiyordu. Ekber de hoşlanıyordu uzayla ilgili kitaplardan. Bu yüzden koyunun yanına uzanıp sessizce sayfaları çevirirken o da büyük keyif alıyordu.

Ekber koyunun da ona bir şeyler söylemesini çok istiyordu ama şimdilik bu pek mümkün gözükmüyordu. Koyunun konuştuğuna şahit olmuştu oysa. Buna rağmen zamanı gelince bunun kendiliğinden olacağını düşünüyordu. Bebeklerde olduğu gibi… Fakat onunla konuşmanın başka bir yöntemi olmalıydı. Sonunda basit bir yol buldu. En azından koyunun bazı şeyleri anlatmasını sağlayabilirdi. Elliye yetmiş bir tahtanın üzerine kare şeklinde kartonlar keserek yapıştırdı. Sonra da her bir kartonun üzerine bir harfi yazdı. Amacı bunu koyunun önünde tutarak koyunun burnuyla dokunduğu harfleri bir araya getirip koyunun söylemek istediklerini anlamaktı. Bu yüzden gün boyunca buna uğraşmıştı. Koyuna sürpriz yapmak istiyordu.

Güneşin soluk sarı ışığıyla her yer birkaç ton açık renkte görünüyordu. Tavuklar duvarın gölgesinde dolmuş bekleyen işçiler gibi kıpırdamadan duruyorlardı. Eski araba bir ihtiyar insan gibi bulunduğu eğimli toprakta yorgun bir halde yan duruyordu. Neşeyle yürüyen Ekber elindeki tahta harf tablosuna övünerek bakıyordu. Gerçekten güzel olmuştu. Koyun rahatlıkla istediğini söylebilirdi bunu kullanarak. Diz üstü bilgisayar gibi diye düşündü gülümseyerek. Koyun bunu görünce çok mutlu olacaktı. Bir adı var mıydı acaba? Aslında ekberin en çok merak ettiği şey neden diğer koyunlardan bu kadar farklı olduğuydu. Ahırın kapısını sessizce açtı. Koyunu kendisi uyandırmak istiyordu. Kapıyı açtıktan sonra içerisi tamamen karanlık görünmesine rağmen ezbere bildiği engellere takılmadan içeri girdi. Gözleri karanlığa alışınca olduğu yerde dondu kaldı. Aynı anda da tahta elinden yere düşerek toprak zeminde birkaç kez sektikten sonra üzerindeki harflerin bir kısmı sökülüp etrafa saçılmıştı. Koyun yerinde yoktu.

Devam edecek…

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...