DÜŞÜNEN KOYUN-13.BÖLÜM(Riyakar)

“Eve girelim, seninle bir şey konuşacağım.”

Kazım arabanın ön kaputunu açmış, arabanın hararet göstergesini yükselten nedeni araştırıyordu. Ağır ağır arabanın kaputundan başını kurtararak, kaputu tutan ince demiri çıkarıp yuvasına yerleştirdi. Sonra yaptığı işi bırakmak zorunda olmasından pek hoşlanmadığını belli edecek şekilde, kaputu olması gerekenden daha yukarda serbest bıraktı. Kaput tok bir sesle sertçe kapandı. Elindeki bezi arabanın üstüne atarak, ayaklarını sürüye sürüye abisinin ardından eve girdi. Eve girdiğinde abisini masa başındaki sandelyede oturur buldu. Hep sıkıntılı olduğunda yaptığı gibi gözlerini boşluğa dikmiş seyrek saçlı kafasını ovuyordu. Kazım karşısındaki sandalyeye oturana kadar aynı hareketi tekrarlamaya devam etti.

Ahmet bir süre kardeşinin gergin yüzüne baktı.

“Hani küçükken bilye oynardık hatırlar mısın? Toprağa çukurlar eşer, içine atmaya çalışırdık bilyeleri. Bir gün sen ben ve Salih yani amcamızın oğlu bilye oynuyorduk. Sonra ileride sürülerin geldiğini görünce karşılamak için hepimiz oraya koştuk. Sen biraz geç başlamıştın koşmaya. Biz uzaklaştıktan sonra yani. Sürüleri karşılayıp, koyunların keçilerin arasından koşarak biraz eğlendikten sonra geri döndüğümüzde bilyeler yerinde yoktu. Bilyeleri kimin aldığını bulamamıştık. Hatta Salih ağlamış eve gitmişti. Hatırlıyor musun o günü?”

Kazım böyle bir konuşmanın nereden çıktığını ve nereye gittiğini merak ediyordu? İsteksiz bir şekilde “Hatırlıyorum” dedi.

“O bilyeleri senin aldığını biliyordum. Biz sürülere doğru koşarken, senin hırsla ve aceleyle bilyeleri nasıl topladığını gördüm. Ama dönmedim. Bağırmadım da sana “dur” diye. Böyle bir hareketi benim kardeşimin yapabileceği fikrini dahi kabul etmek istemedim. Gördüğüm halde söylemedim, ne sana, ne kendime, ne de zavallı Salih’e. İtiraf edersin veya pişman olursun diye bekledim. Ama nafile. Ne pişman oldun ne de itiraf ettin. Ben de meseleyi kapatmaya karar verdim.”

Kazım boş boş ve biraz sıkılmış bir şekilde kardeşine bakmaya devam etti. Ahmet dikkatle kardeşine bakıyordu. Ondaki duygu değişimlerini kaçırmak istemiyor gibiydi. Kardeşinde umduğu değişiklikleri bulamayınca sinirlendi ve masaya sert bir cisim fırlattı. Cisim birkaç kez sert masa yüzeyinde sekti ve kazımın önünde durdu.

Kazım anlamsızca önünde duran cisme bakıyordu. Bu bir taraktı. Eline alarak evirip çevirdikten sonra gömlek cebine koydu.

“Bu tarak nereden çıktı. Kaybettiğimi sanıyordum.”

Ahmet öfkeyle ayağa katlı birden.

“Bu tarak Rıza Dayı’nın ahırından çıktı.”

Kazım biran Allah bullak oldu. Ama kendisini çabuk toparladı ve o da öfkeyle ayağa kalktı.

“Ne olmuş yani? Ne demek istiyorsun? Bırak tiyatroyu da dilinin ucunda ne varsa söyle?

Ahmet çok kırılmıştı bu ifadeler karşısında. Ne zamandan beri böyle yüzgöz olmuşlardı kardeşiyle? Kardeşinin istediğini yaptı ve doğrudan söyledi demek istediklerini.

“Rıza Dayı’nın ineğini sen çaldın değil mi?”

Kazım tarağı gördüğünde bu cümleyi duyacağını tahmin etmişti. Bu yüzden kontrolünü kaybedecek düzeyde sarsıcı olmamıştı bu cümle. Allah’ın belası tarağı bulamayınca o geceki arbedede düşmüş olabileceği aklına gelmişti ama bir taraktan ne çıkar diye düşünerek kendini rahatlatmıştı. Tarağı görür görmez alıp cebine koyduğu için kendisine kızdı. Bu işini biraz zorlaştırıyordu. Buna rağmen her profesyonel vicdansızın yaptığı gibi inkâr edecek ve ciddiyetle bu tavrını koruyacaktı.

“Bu tarağın ahırdan çıkması, beni suçlu mu yapar? Tarak uzun süredir kaybolmuştu. Rıza Dayı’nın olayından önce de yoktu bende. Anlaşılan İneği çalan benim tarağı da çalmış.”

Ahmet bu yalan kokan cevaptan hiç etkilenmemiş, kardeşinin riyakâr haline tiksinerek bakmıştı. Onu tanıyordu, ne yaparsa yapsın asla kabul etmeyecekti gerçeği. Bir tarağın şahitliğiyle de ona suçunu itiraf ettiremezdi. Çabalamanın ve ısrarın bir anlamı olmayacağını biliyordu. Bitkin bir şekilde sandalyesine çöktü.

Ekber, ahırdan çıktığında amcasının sinirli hareketlerle arabaya bindiğini gördü. Külüstür araba neredeyse tüm vidaları sarsılarak hızla uzaklaştı. Ekber, babasının amcasıyla konuştuğunu anladı. Babasının yanına gitmek için koşarak eve girdi.

Devam edecek…

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...