Düşünen Koyun-12.Bölüm(Gerçek)

Ekber, dibindeki sandalyelerden birisine oturmuş, köşede odun kıran amcasına ters ters bakıyordu. Koyun ise sıcak duvara yaslanarak uzanmış, sessizce ekberi izliyordu. Ondaki gerginliği iliğine kadar hissediyordu. Kazım, başından aşırdığı büyük baltayı, hışımla ıslak dala indiriyor, tek hamlede kopan dal parçası havada birkaç tur attıktan yere düşüyordu. Yaptığı işe iyice dalmış, adeta içindeki, o ruhuna sinmiş olan ve bazı insanların doğuştan bünyesinde bulunan öfkeyi dallardan çıkarıyordu. Her zaman sinirli, gergin bir havası vardı. Konuştuğu insan söyleyeceği herhangi bir sözle onu sinirlendirmekten çekinirdi. Neye, ne zaman, ne şiddette tepki vereceğini kestirmek zordu. Az konuşur, konuşunca da karşısındaki insanı tedirgin eden incitici ve sert şeyler söylerdi. Biran yorulan belini dinlendirmek için durdu. Uzun saplı baltaya yaslanarak, diğer eliyle belini esnetirken Ekber’e doğru baktı. Ekber’in bakışlarını öfkeyle kendisine diktiğini görünce, morali bozuldu. O da aynı sertlikte baktı bir süre Ekber’e. Sonra, “bu çok bilmiş bacaksız veledi daha fazla kafaya takmaya değmez” diye düzülerek işine kaldığı yerden aynı hırsla devam etti.

Ekber’in içi içini yiyordu. Macide Teyze’nin gösterdiği tarak amcasına aitti. Rıza Dayı’ya belli etmemişti durumu. Çünkü babasıyla konuşmadan bir şeyler söylemeyi doğru bulmamıştı. Rıza Dayı’nın evlerine geldiği gecenin sabahı amcasının arabadan indiğinde üzerindeki çamur lekerini anımsadı. Anlaşılan Sarıkız’ı ahırdan çıkarırken olmuştu o lekeler. Rıza Dayı ile Macide Teyze’nin taziye için köyün diğer ucundaki akrabalarında olduğunu muhakkak, Rıza Dayı ile aynı köylü olan Amcasının en samimi arkadaşı olan Horozcu Recep haber vermişti. Anlaşılan ikisi beraber yapmışlardı bu işi. İnanamıyordu, zavallı iki ihtiyarın tek geçim kaynağını nasıl bencilce, sırf biraz daha fazla içmek ve bahis oynamak için çalabiliyorlardı? Kötü birisiydi amcası. Ama yaptığı yanına mı kalacaktı? Sarıkız’a karşı aldıkları parayı geri verirlerse, Rıza Dayı belki yeni bir inek alabilirdi. Bu durumu bu akşam babasıyla konuşacaktı. Nasıl olsa Amcası evde olmazdı. Artık neredeyse her gece kahveye gidiyor ve eve yarı sarhoş geliyordu. Babasının bağırışlarını duyuyordu geceleri.” Nerdesin, sana kaç kere içme demiştim” diye çıkıştığı… Kazım bu kez alnında biriken terleri silmek için durmuştu ki, Ekber’in hala ona ters ters baktığını gördü. Bu kez kızmıştı bu cürete.

“Ne bakıyorsun öyle”

Ekber bu cümle üzerine kendine geldi. Bakışlarını kaçırarak, yerdeki bir noktaya dikti.

“Hiç, dalmışım.”

Kazım bir süre daha öfkeyle baktı Ekber’e. Sonra baltayı odun yığının üzerine atarak, ağır adımlarla eve girdi. Birkaç dakika sonra ise elinden ve yüzünden damlayan sulara aldırmadan, arabasına binerek agresif manevralarla bahçeden çıktı.

Ahmet akşam ezanından bir saat kadar önce tekerleri çamurla kaplanmış traktörle ağır ağır bahçeye girdi. Ekber ve koyun hala aynı yerde sessizce duruyorlardı. Ahmet traktörün motorunu durdurduktan sonra traktörün oturma kabininden aşağı atladı. Oğlunu dalgın hali hemen dikkatini çektiği için doğruca onun yanına gitti. Ekber babasının yanına gelişini tedirgin bakışlarla izledi. Nasıl söyleyecekti bildiklerini ona?

“Ekber, neyin var? Bir şey mi oldu?”

Ekber, babasına oturması için yanındaki sandalyeyi göstererek “otursana baba” dedi. Babası önemli bir şey olduğunu anlamanın verdiği terdirgin bir ağır kanlılıkla sandalyeye oturdu. Soru dolu bakışlarını oğlundan ayıramıyordu. Ekber büyükçe bir yutkunduktan sonra anlatmaya başladı:

“Baba, Rıza Dayı’nın ineğini kimin çaldığını öğrendim.”

Ahmet şaşırmıştı. Oğlunun bunu nereden öğrendiğini merak ettiği halde, sorulması gereken ilk soruyu sordu:

“Kim çalmış?”

Ekber, bir süre babasının yüzüne bakarak, birazdan söyleyeceği gerçek karşısında nasıl bir mimik takınacağını kestirmeye çalıştı. Daha fazla bekleyemeyecekti. Dilini yakmaya başlamıştı bu gerçek.

“Kazım Amcam. Recep Abi de var işin içinde, büyük ihtimal.”

Ahmet’in rengi biranda esmer yüzünü terk etti. Başından aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki. Ne diyeceğini bilemez bir hale gelmişti şu an.

“Peki, bunu nereden biliyorsun? Kimden öğrendin?”

Ekber, Rıza Dayı’nın evinde yaşadığı olayı anlattı. Ahmet allak bullak olmuştu. Kazım’ın yanında bir tarak taşıdığından ve o tarağın nasıl olduğundan haberi yoktu. Fakat Ekber’in şimdiye kadar yalan söylediğine hiç şahit olmamıştı. Buna rağmen sormadan edemedi:

“Emin misin peki Ekber, onun tarağı olduğuna?”

Ekber, kararlı bir şekilde “evet” anlamında başını salladı.

“Defalarca gördüm, lavabonun karşısında saçını tararken. Bir kez elinden düşürdüğünde yerden alıp vermiştim ona.”

Ahmet şaşkınlığını attıkça derin düşüncelere daldı. Kaygılı yüzünden öfkeyi okumak da mümkündü. Sonra bir şey demeden kalktı.

“Hadi koyunu ahıra götür, sonra eve gel bir şeyler yiyelim.”

Yürürken zorlanıyor gibiydi. Ya da ekbere öyle gelmişti. Babasının bu halini görünce amcasına duyduğu öfke daha çok arttı. Herkesi üzmekten başka bir şey yapmıyordu o. Koyun konuşulanları anlamasa da bu iki sevdiği insandan yayılan duygu dalgalarını okuyabiliyordu. O da tüm bunların sorumlusunun Kazım olduğunu hissediyordu.

Devam edecek…

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...