Düşünen Koyun-10.bölüm(Konuşmak)

Ekber’in yeni ve inanılmaz duruma alışması pek kolay olmadı. Hayal dünyası geniş bir çocuktu. Olmadık şeyleri olmadık zamanlarda hayal etmesiyle ünlüydü okulunda. Yeni atanmış genç bir adam olan öğretmeni onun bu özelliğini fark etmekte gecikmemiş, onun ününü daha da pekiştirmişti. Özellikle resim derslerindeki akla hayale gelmeyen konuları ve karakterleri resmetmesi arkadaşlarının baya ilgisini çekiyordu. Bunlara rağmen Ekber sabah ahırda duyduklarının gerçek olup olmadığı konusunda uzun bir süre kararsız kalmıştı. Böyle bir şey mümkün müydü? Gerçekten bir koyun konuşabilir veya kelimeleri tekrar edebilir miydi? Bunu kime sorup, öğrenmeliydi? Babasının böyle bir soru karşısında duyarsız kalacağını biliyordu. İlgisizce onu dinleyip, her zaman basit cümleler kurduğu gibi birkaç geçiştirici cümleyle onu başından savacaktı. Amcasına sormak aklından dahi geçmezdi. Amcası muhakkak ya onunla dalga geçer ya da ezici ve tiksinen bir yüz ifadesine bürünerek ağzını açmadan sanki duymamış gibi öylece dururdu. Ki amcasının çok bilgili bir insan olmadığını gözlemleyebiliyordu. Peki ya, öğretmeni? Öğretmenine sorabilirdi pekâlâ. Öğretmeni onu muhakkak ciddiyetle dinleyecek ve cevabını verecekti. Zaten çevresinde öğretmeni kadar çocukları adeta bir yetişkin gibi ciddiye alan başka birisini görmemişti. Bu düşüncelerle okula gitti.

Aklında çözemediği bir şeyler olduğu her halinden belli oluyordu. Teneffüslere çıkmamış, derslere doğru düzgün katılamamıştı. Öğretmeniyle konuşacak cesareti bir türlü bulamıyordu kendinde. Bu soru karşısında nasıl bir tepkiyle karşılaşacağının belirsizliği içini yiyip bitiriyordu. Onun bu hali öğretmeninin gözünden kaçmamış, masasından ara ara ekberi izlemiş, onun içinde bulunduğu sıkıntıyı fark etmişti. Beşinci dersin teneffüsünde Ekber’i yanına çağırdı. Ekber nefesini tutmuş bir halde sırasından çıkarak öğretmenin masasının geldi. Öğretmen bir yandan seyrek sakallarıyla oynarken bir yandan da Ekber’in önüne eğdiği gözlerine bakıyordu. Bu bekleyiş bir süre devam etti. Öğretmen Ekber’in açılması umuduyla bu süreyi uzatmıştı. Fakat Ekber konuşacağa benzemiyordu. Normalde konuşmaya can atan Ekber bu haliyle öğretmeni telaşlandırdı.

“Neyin var Ekbercim? Bu gün çok düşüncelisin.”

Ekber biraz cesaretini topladı, öğretmeninin her türlü desteğe açık olduğunu belli eden dostane sesini duyunca.

“Öğretmenim, hayvanlar konuşabilir mi?”

Kızaran yüzünü önüne eğerek saklamaya çalıştı. Sanki ayıp veya yanlış bir şey sormuş gibi mahçup bir haldeydi.  Öğretmen şaşkınlığını belli etmemeye çalışarak, tebessüm etti. Şaşırmıştı çünkü bu soru Ekber gibi bir öğrenciyi niye bu kadar sarsardı. Tebessüm etmişti çünkü yine Ekber gibi zeki bir çocuğun sorabileceği bir soru değildi bu. Buna rağmen ciddiyetle cevapladı.

“Hayvanlar kendi türleri veya başka türlerle iletişim kurabilirler ama bizim gibi konuşamazlar. Sadece papağan gibi bazı hayvanlar duydukları sesleri dil yapıları müsait olduğu için taklit etme becerilerine sahiptir. Ama bu bilinçli bir konuşma değildir. Kısacası hayvanlar konuşamaz ekberciğim.”

Ekber iç geçirdi. Söylemekte zorlandığı belli olan kelimeleri zorlukla çıkararak, “Peki koyunlar konuşabilir mi?” diye sordu. Öğretmen bu kez gülmekten kendini alamadı. Ekber acaba ona şaka mı yapıyordu? Diğer yandan Ekber’in sürekli bir koyun gezdirdiğini öğrencilerinden duymuştu. Hatta o koyuna çok bağlı olduğunu da biliyordu. Belli ki bu koyuna tahmin ettiğinden de çok bağlanmıştı.

“Koyunlar da hayvan olduğuna göre Ekberciğim…”

Ekber dersten alıştığını ve cümlenin tamamlanmasını istediğini belli eden öğretmeninin tok sesinin vurgusunu hemen tanıdı.

“Koyunlar da konuşamaz.”

Kısa bir duraksama anından sonra asıl söylemek istediğini dile getirmek için ağzını açtı fakat aynı anda kendine hâkim oldu. Öğretmeni ona inanmayacaktı. Belki de başka sorunları olduğunu düşünecekti. Ki şu an gerçekten sabah duyduğu şeyin gerçek olup olmadığından emin değildi.

Eve dönüş yolunda, sırtındaki çantasının askılarından tutmuş, ağır ağır yürüyor bir yandan da sabahki olayı düşünüyordu. Koyunu gerçekten zekiydi. Diğer koyunlara benzemiyordu. Konuştuğu zaman onu dinliyor, artıklarının uzağında uyuyor, yürürken yolların taşsız taraflarını seçiyor, sık sık gökyüzünü izliyor, nereye gitse peşinden geliyor, anlamlı bakışlarla etrafa bakıyordu. Adeta konuşamayan bir insan gibi davranıyordu. Fakat sabah konuşmuştu işte. Hem de adını söylemişti. Ya da kendisi öyle zannediyordu. Belki de sadece horultu sesiydi. Yanlış duymuştu kesin. Bu fikirle biraz rahatladığını hissetti. Koyundaki bu durumun onu kendisinden koparmasından korkuyordu aslında.

Eve geldiğinde babasını kümesin çatısını onarırken buldu. Üstü başı çatının tozuna belenmişti. Amcası bahçede yoktu. Bu saatler genellikle tarlaya giderdi zaten. Onun evde olmamasına sevindi içten içe. Çünkü morali bozuk olduğunda, amcasının her olumsuz davranışı daha çok gözüne batıyordu. Her gün yaptığı gibi ahıra yöneldi ilkin fakat elinde olmadan sessizce eve doğru çevirdi yönünü. Büyük bir pişmanlık duyuyordu. Koyuna ihanet ettiğini düşünüyordu. Konuşmuş olsa bile ne değişirdi ki. Zaten zeki bir hayvan olduğunu biliyordu. Diğer koyunlardan çok farklıydı o. Diğer koyunlar için geçerli olan kurallar onun için geçerli olmayabilirdi. Konuşması daha iyi değil miydi? İçinden keşke konuşabilseydi diye geçirmemiş miydi defalarca? Ondan kopamazdı böyle bir şey için. Çantasını sırtından sıyırarak tekrar dışarı çıktı. Babası terli yüzünü kazağının koluna silerek gülümsedi oğluna. Ekber biraz daha rahatladığını hissetti.

“Dolapta makarna var. Acıktıysan git ye.”

“Aç değilim baba. Oldu mu çatı.”

Ahmet arkasına dönerek çatıya bir göz attıktan sonra “Olmuşa benziyor. Gelinciğe girebileceği, iğne ucu kadar bir yer bırakmadım.” dedi gülümsemesini daha da artırarak. Ekber de babasına gülümsemekten kendini alamadı. Sonra ahıra doğru baktı. İçinde garip bir heyecan vardı. Hep neşeyle giderdi oraya. Şimdi ise kontrol edemediği bir tedirginlikle gidiyordu. Ahırın kapısını açtı. İçerisi gün ışığına alışan gözlerine oldukça karanlık gözüktü. Bir süre sonra göz bebekleri ayrıntıları görmesini sağlayacak şekilde genişledi.

Koyun, yere çökmüş bir halde başını kaldırarak kapıya doğru bakıyordu. Bir süre Ekber’le birbirlerine baktılar. Ekber sevgiyle baktığı gözlere şimdi biraz korkuyla bakıyordu. Koyun bu durumu fark etmişti. Ekber’in gergin hali onu da kaygılandırdı. Uzun süredir aynı pozisyonda olduğunu belli eden ağır hareketlerle doğruldu. Ekber koyuna doğru çekinerek yürümeye başladı. Koyunun yanına geldiğinde, her zemanki gibi elini koyunun başına koyamadı. Bir süre daha gözlerine baktı. Koyun bu ısrarlı bakışlar karşısında ne yapacağını şaşırır bir vaziyette bakışlarını kaçırmaya çalıştı. Ekber emindi artık. Sabah duydukları gerçekti.

Devam edecek…

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...