Vaziyet-i Umumi

Şans en sonunda Bizim Muhittin’e de gülüyor ve günün birinde, evinin bahçesinde petrol buluyor…

“Yaşadık!” diyor tabi…

Fakat bizim Muhittin biraz uyanık…

Bulduğu petrolü suyla karıştırıp benzin diye satacak müşterilere…

Böylece malzemeden çalarak kâr elde edecek…

Günün birinde bir amca aracıyla geliyor bizim Muhittin’in bahçesine…

Cebinden 100 lira çıkarıp bizim Muhittin’e uzatıyor,

“Ben bu benzini daha önce hiç kullanmadım. Bakalım arabaya yarıyor mu? Bir deneyeyim. Arabaya bir zararı dokunmazsa, beğenirsem 100 liralık daha alırım, beğenmezsem 100 liramı geri alırım” diyor.

“Tamam” diyor bizim Muhittin…

Amca arabasıyla şehri gezmeye başlıyor tabi…

Bizim Muhittin de amcadan aldığı 100 lirayla doğruca kasaba gidiyor, borcunu ödemeye…

Kasap, Muhittinden aldığı 100 lirayla doğruca bakkala gidip ona olan 100 lira borcunu ödüyor…

Bakkal, kasaptan aldığı 100 lirayla doğruca lokantacıya gidip ona olan 100 lira borcunu ödüyor…

Lokantacı, bakkaldan aldığı 100 lirayla doğruca şirket müdürüne gidip ona olan 100 lira borcunu ödüyor…

Şirket müdürü de lokantacıdan aldığı 100 lirayla doğruca bizim Muhittin’in benzinliğine geliyor ve bir gün önce aldığı 100 liralık benzinin parasını ödüyor…

Aradan 5 dakika geçiyor, Muhittin’in benzinliğine 100 lira bırakıp benzin alan amca bu sefer yayan geliyor…

Meğerse araba 30 metre gittikten sonra durmuş, benzinin içine su katılmış malum…

Amca sinirli bir şekilde, bizim Muhittin’e küfür ede ede 100 lirasını geri alıp gidiyor…

Yani…

Ortada olmayan parayla cari açığımızı kapatıyor…

Ya da kapattığını zannediyor…

Birileri…

***

Şirketin önemli bir konumuna iş alımı yapılacak…

Önce herkesin mülakattan geçmesi gerekiyor…

Mülakat için önce matematikçi giriyor odaya…

Görüşmeci soruyor: “İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi cevap veriyor: “Dört!”

Görüşmeci: “Emin misiniz?”

Matematikçi: “Kesinlikle eminim!”

Görüşmeci bu cevaptan sonra matematikçiyi yolcu ediyor, bu sefer içeri ekonomist giriyor…

Görüşmeci aynı soruyu ekonomiste de yöneltiyor…

Ekonomist: “Ortalama dört eder. Yüzde 10 aşağı ya da yukarı oynayabilir ama ortalaması mutlak dört eder!”

Görüşmeci bu cevaptan sonra ekonomisti de gönderiyor ve son olarak içeri siyasetçi giriyor…

Görüşmeci aynı soruyu ona da soruyor…

Siyasetçi önce bir ayağa kalkıyor, etrafına dikkatlice bakıyor, kapıyı kilitliyor, panjurları indiriyor ve görüşmeciye yaklaşarak soruyor:

“Size kaç lazım?”

Müjdenin ilanından önce Reuters, Türkiye’nin 800 milyar metreküp doğalgaz bulduğunu tüm dünyaya açıklamıştı ya…

Televizyonlarda da tartışmalar başlamıştı bunun üzerine…

“Kaynağın ne?” diye sorulduğunda da Reuters haberini “iki Türk kaynağa” dayandırmıştı…

Yani haberi verenler iki üst düzey yetkiliydi…

Müjdenin ilan edildiği cuma günü ise resmi makamların açıkladığı sayı…

320 milyar metreküp…

“Size kaç lazım?”

***

Kimseciklerin olmadığı, etrafta sadece egzotik ağaçların, kumun ve denizin olduğu bir adada fizikçi, kimyacı ve siyasetçi mahsur kalır…

Günlerdir yemek yememişler…

Fakat birden denizde yüzüp, dalgaların sahile attığı bir konserve kutusu görürler…

Önce serap gördüklerini zannederler lakin değildir…

Fizikçi konuşmaya başlar: “Şuradan bir taşla vurup açalım…”

Kimyacı: “Ağaçlardan düşen odunlarla bir ateş yakalım, konserveyi üstüne koyarız böylece hem yemek ısınır hem de kutu açılır…”

En son siyasetçi lafa dalar…

“Şimdi, öncelikle farz edelim ki elimizde bir konserve açacağı var…”

Ne demek istiyorum?

Gerçekleşmesi imkansız, pratikten uzak, boş vaatlerle insanları kandırmayalım diyorum…

Şu anda yemek yeme ihtiyacımız varsa o yemeği ne ile olursa olsun yiyelim diyorum…

Çünkü yemezsek açlıktan öleceğiz…

***

Fıkra derken Nasreddin Hoca’ya değinmeden geçmek olmaz…

Nasreddin Hoca bir ahbabından borç almış. Daha ödeme günü gelmeden, adam alacağı için hocanın kapısını aşındırmaya başlamış. Bir böyle iki böyle derken yine bir gün adam alacağını istemiş. Nasrettin Hoca:

“Şu anda yok ama çok yakında ödeyeceğim…” demiş.

Adam da:

“Söyle Hoca, ne zaman vereceksin, kimden bulup vereceksin!” deyince Hoca başlamış anlatmaya:

“Evin önüne çalı ektim! Koyun sürüsü geçerken yünleri çalıya takılacak. Bizim hatun bu yünleri toplayacak, yıkayacak, tarayacak, eğirecek, dokuyacak, ben de götürüp satacağım.”

“Eee?” demiş adam.

Hoca: “Ne e’si be adam, sordun ya, senin paranı da o zaman ödeyeceğim…”

Adam, Hocanın bu cevabını duyduktan sonra başlamış karnını tuta tuta gülmeye. Hoca da görünce:

“Seni gidi halden anlamaz!” demiş…

“Peşin parayı gördün ya gül bakalım!”

Kıssadan hisse…

Fıkralarla Türkiye…

***

Çocukken Nasreddin Hocaya güldüğüm kadar bir tiplemeye daha çok gülerdim…

Benim yaşımdakiler bilir…

Sene 2003…

Hamdi Alkan’ın başrolünde oynadığı bir güldürü programı olan “Reyting Hamdi” deki “Gazman”

Gazman

“Savulun adiler, 3.5 atın korkaklar, iyilerin dostu, kötülerin düşmanı Gazman geliyor…” cümlesini hafızalara kazımış kurgusal kahraman…

Süper gücünü de kuru fasulyeden alıyordu…

Alkan’ın can verdiği bu tiplemenin aslında kurgu olmadığını…

Ete kemiğe bürünmüş…

Bizzat ülkemizde yaşayan birisi olduğunu…

Şimdi anladım…

Son Yazılar