KADIN…

Kendimi bilmeden önce hep kadın olarak dünyaya geldiğim için kendimi ve eş cinslerimi şanslı hissederdim, daha doğru bir tabir ile şanslı olduğumuzu düşünürdüm. Çünkü kadın bence muazzam bir varlık. Güçlü adımları, annelik içgüdüsü ve dahası… Ama görüyoruz ki kadınlar ülkemizde erkekler tarafından öldürülüyor, işkence ediliyor ve bu kadın cinayetleri günden güne artıyor. Cani ve kansız insanlar yüzünden gelişme çağında ki bir genç en çok ihtiyaç duyduğu zamanda anne kelimesini gözyaşlarını sildiği bir omuz eşliğinde karşılık veremeyeceği bir ortama hitap ediyor.  Tek gelişme çağı da değil her evlat dünyada çocuğuna karşılıksız sevgi besleyen annesine anne diyemiyor. Hatta daha da acısı ölümüne şahit oluyor. Doğarken cinsiyetimizi seçemiyoruz, kadın olmayı biz istemiyoruz. Ama ne mutluyum ki kadınım ve kadınız… Erkek evlat yetiştiren annelere ve ebeveynlere artan kadın cinayetleri ile birlikte söylenen şu cümle bizleri de kendisini duymaya aşina eden bir kelime oldu. ‘Erkek anne ve babalar evlatlarınıza vücudunda bulunan fizyolojik organının onu kendini üstün görmesine ortam hazırlamasına izin vermeden büyütün!’ Çevremden edindiğim duyum ve gözlemlerimde erkeklerin bu konuda kendisini üstün görmesine imkân sunan bir organları bulunduğunu bana söylüyor.  Ama ne yazık ki ülkemizde o küçücük bir organ bile erkeklerin kendi içlerinde kendilerini kadınlardan üstün görmesine ortam hazırlıyor beraberinde de bu özgüven haberlerde karşılaştığımız Taciz Tecavüz Şiddet ve Cinayete yol gösteriyor. Hiçbir kadının gururunun incinmesi, canının yakılması, canının son bulması bir erkeğin sevgisinin sonucu olmamalıdır. Erkekler verdikleri kararlarda özgürlüğünü koruyup ben erkeğim diye kendini bir basamak yukarıda görüyorsa bir kadın bunu özgürlüğünü kullanarak dile getirdiğinde ölümü ile sonuç almamalıdır. Bu kadını erkeğin atmış olduğu basamaktan 10 kat daha da ileriye atmalıdır çünkü Atatürk’ün de dediği gibi “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” Bu aralar haberlerde tüylerimizi oldukça ürperten yeni ‘Kadın’ cinayetleri veya ‘Kadına şiddet’ başlığı altında kan dondurucu haberler karşımıza çıkmakta. Pınar Gültekin ve daha birçoğu… Bu haberleri görünce bir kız evladı olan anne ve babalarda evlatlarını gelecekte ki yaşamlarına korkak adımlar ile yürümesine karşı koyamayarak yetiştirip, hal ve hareketlerinde temkinli olmalarını söylüyorlar. Yaşadığımız şartlar ve her gün daha kötüsüyle ebeveynleri de bu korku içinde yüzdüren haberler karşısında bunu bir çözümmüş veya normalmiş gibi karşılayan aile büyüklerinin yanlış yönlendirme yaptığını düşünüyorum. Çünkü bir kadın hem güler, hem kahkaha atar, hem de sert ve güçlü adımları ile yere basar. Bizi bu korkak adımlara mahkûm bırakan şahısların bize buna mecbur bırakması değil ülkemizde ki kişilerin bu bireyleri ağır cezalara tabi tutması gerekçesi en temel düşüncemdir. Çünkü bizler kendi ülkemizde ve kendi topraklarımızda istediğimiz zaman gezemeyecek, istediğimiz zaman da kahkaha atamayacak gücü bu şahısların eline verdiğimiz zaman bu cinayetler ve şiddetler belki yarın haberde görmüş olduğumuz bir kişinin başına gelmişse ve onun ailesinin yüreğini yakıyorsa… Yarın öbür gün kendimizin veya sevdiklerimizin başına gelmeyeceği meçhul ve tartışmaya açık bariz bir konudur… Ülkemizde eşinin kıskançlığına ve onun kendisinde bulunan haklarını bir erkek arkadaşı yüzünden kısıtlanmasına göz yuman kadınların çıkar yol cümlesi olarak seçmiş olduğu şu kelime bana sıradan geliyor. ‘Çünkü seviyorum…’ Eğer hayatınızda ki erkek bir kadın olarak sen kadınsın, sen kızsın, sen bunu giyemezsin, sen şununla konuşamazsın gibisinden cümleleri sizlere kuruyorsa bu ilişkinin geleceği de kadının elinde ki aydınlık geleceği karartır. Hiçbir kadın bir erkeğin kıskançlığı veya aşırı sevgisi dolayısıyla elinde tutmuş olduğu beyaz ve aydınlık geleceğinin yerini tabutunun içinde bulunan beyaz kefene bırakmamalıdır. Çünkü siz karşınızda ki bireye buna karışması için izin veriyorsanız sonrasında sizin bu izinleriniz erkek tarafından çok şiddetli korkulara delalet edecektir. Her bir kadının ölümü, her bir kadının gülüşünün toprak altında olması hepimizi derinden sarssa da son zamanlarda kıskançlığı yüzünden 27 yaşında ki Pınar Gültekin’in ölümü beni çok etkiledi. Etkisini sürdürmeye bizim isyan çığlıklarımızın engel olamadığı bu cinayetler beni ve biz kadınları korkuya boğuyor. Biz bu olaylardan sonra güvenle yürümenin yerini ürkek ve hızlı adımlar ile yürümeye teslim ediyorsak. Çantamızda öncelerinde kişisel eşyalarımızı bulundurduğumuz eşyalarımızın yerine kendimizi korumaya yönelik eşyalara bırakıyorsak artık bunun sonu gelmeli ve artık buna ‘DUR’ denmelidir. Çığlıklarımız çözüm yolunda ilerleyeceğiniz adımlarınız olsun…

Son Yazılar

Ecem Başol Yazar:

Ecem Başol 10 Nisan 2004 tarihinde Bodrum’da doğdu. Eğitim hayatına Özel Bodrum Fen Bilimleri Anadolu Lisesi’nde devam etmektedir. 2018’de Bodrum Deneme Sahnesi’nde Ayşe Erbulak editörlüğünde yaratıcı yazarlık eğitimi almıştır. Bir sezon Erbulak Evi Yazarlık Okulu’nda teke tek özel eğitim ile yazarlık derslerine devam etmiştir. Dağhan Külegeç Yayınları’nın “Affet Beni” adlı kolektif öykü kitabında, bir hikâyesi yer almaktadır. Yeni sezonda Erbulak Evi Yazarlık Okulu’nda, eğitmen Özden İnal editörlüğünde bireysel kitabını yazarak, 2021 sonbaharında okur ile buluşmaya hazırlanmaktadır.Dizi Doktor'u adlı sitede yazısı bulunmaktadır.