Tahayyül Etme

Hırçın rüzgârın pencereye doğru savurduğu yaprakların dansının ritmi, rüzgârın şiddetine göre daha da hiddetleniyordu. Bu gösterinin seyircisi olan Taner pencere kenarında ki köşe koltuğuna oturmuş daha yeni fincana dökmüş olduğu kahvenin, cama bıraktığı buharı ile birlikte seyre dalmıştı. Dışarıya rahatlama gayesi ile baktığı gözleri şehrin yorucu trafiği, kalabalık insan topluluğu ve kat kat binaları gördükçe Taner’i gayesinden uzaklaştırıp içini sıkıntıya boğuyordu. İşi ve ailesine bakma zorunluluğu tek çatı altında toplanıp Taner’i sakin bir şehirden uzak tutarcasına pençeleri altına almış vaziyetteydi. Düşlediği tek katlı bir ev birde sahil kenarı hayali zorunlulukları nedeniyle hayallerine ulaşması için çıktığı yolda önüne duvar örüyordu. Bir taraftan ‘ailem’, ’aileme bakmak zorundayım’ kelimeleri zihnini dalgada bir sağa bir sola çalkalanan kayık misali belirsizlikleri eşliğinde sallandırıyordu. Her yaz tatilinde ve bulduğu her fırsatta kendisini Ege’nin güzel ve temiz sularına bırakır tenini güneşin sıcaklığı ile beslerdi. Ege’nin temiz havası ile ciğerlerini temizlediği her yeni günde tatilin bitmesine az kaldığı için artan telaşını bir nebze de olsa bastırır daha doğrusu bastırmaya çalışırdı. Yalnızca Ege’nin denizi, sakin oluşu ve evlerin az olması onu, beraberinde de ailesini etkileyen faktörlerden birisi olsa da buna eklemek istediği birde insanlarının sıcaklığı, hoşgörüsü ve İstanbul’da ki insanların meyus bakışları ile çelişen güler yüzlü suratları vardı. Her yönü ile Ege’ye âşık olan bu aile en son gittikleri tatilde bir ev kiralamış ve yıllık izinlerinin müsaadesi ile bir buçuk ay bu evde kalmışlardı. En son yapmış oldukları bu tatilden sonra İstanbul’a ayakları istemeyerek gitmiş, kapılarını açmak için çevirdikleri anahtarları zorla dönmüştü. İki yaşında olan kızları Asya’nın daha parlak bir geleceği olması ve doğa ile iç içe büyümesi için kendi kirli ve kalabalık ortamda geçmiş olan geçmişlerini göz önünde bulundurup ona doğayı tanıması için gereken tüm fırsatı vermeleri gerektiğini düşünürlerdi. Şehir hayatı denilen bu yaşantı küçük ve sakin yerde yaşayan bir kaç insan tarafından her ne kadar güzel ve cazibeli gözükse de bu hayatın sadece insanı yalnızlaştırmadığı aynı zamanda maneviyat bağını da örselediğini görüyorlardı. Bu örselemenin getirisi ile gördükleri hayatı kızlarının hayatına aktaramazlardı. Şimdi ki hayatlarında ise sosyologların şehir hayatını en ince detayına kadar incelediklerini görüyorlar, şehirlerin ruhunu araştırıyor ve bireylerin ruhu ile uyumlu şehrin hangisi olabileceği düşünceleri üzerine kafa yorduklarını görünce sadece kendilerinin aynı görüşte olmadığını anlıyorlardı. Öncelerde cazip gibi gözüken bu hayat daha doğrusu cazip diye dayatılan ama çok geçmeden insanı dış çevreden soyutlayan bu hayatın insan ruhunu tahrip ettiğini düşünen zihinlerin gün geçtikçe daha fazla sorgulandığını görür oldular. Gün geçtikçe artan bu sorgulama gerekli kişiler tarafından gün geçtikçe dozu daha da artırılan bir ilaç misali daha da artırılıyor. Bunun sonucunda geriye kalan ve zihinlerden geçen tek bir şey oluyor o da Taner beyin ailesi için yani kızları Asya için avuçlarına vermek istedikleri temiz ve aydınlık bir gelecek…

Son Yazılar

Ecem Başol Yazar:

Ecem Başol 10 Nisan 2004 tarihinde Bodrum’da doğdu. Eğitim hayatına Özel Bodrum Fen Bilimleri Anadolu Lisesi’nde devam etmektedir. 2018’de Bodrum Deneme Sahnesi’nde Ayşe Erbulak editörlüğünde yaratıcı yazarlık eğitimi almıştır. Bir sezon Erbulak Evi Yazarlık Okulu’nda teke tek özel eğitim ile yazarlık derslerine devam etmiştir. Dağhan Külegeç Yayınları’nın “Affet Beni” adlı kolektif öykü kitabında, bir hikâyesi yer almaktadır. Yeni sezonda Erbulak Evi Yazarlık Okulu’nda, eğitmen Özden İnal editörlüğünde bireysel kitabını yazarak, 2021 sonbaharında okur ile buluşmaya hazırlanmaktadır.Dizi Doktor'u adlı sitede yazısı bulunmaktadır.