DÜŞÜNEN KOYUN-7.BÖLÜM(İyİ-Kötü)

Koyun, büyüklerin küçüğe “Ekber” diye seslendiklerini farketti. O da artık iç sesiyle ona “Ekber” diyordu. Ekber’le her yeni gün bir öncekinden daha güzeldi. Sabahları kırlara gezintilere çıkıyorlar – böylece karnını tıka basa tazecik otlarla dolduruyordu- birbirlerini kovalıyorlar, oraya buraya koşturuyorlardı. Eve döndüklerinde ise koyunun artık evi gibi olan ahırın bir köşesine samandan bir döşek yaparak üzerine otuyorlar, Ekber ödevlerini yaparken, koyun dikkatle onu inceliyordu. En çok istediği şey Ekber’in neler anlattığını anlayabilmekti. Onun tatlı sesini dinlerken söylediklerinin anlamını da kavrayabilmek… Ne müthiş bir şey olsa gerekti bu. İnsanların diğer canlılara göre daha gelişmiş ve akıllı olduklarını fark ediyordu. Onlar etrafındaki şeyleri ustalıkla kendi menfaatleri için şekillendirmiş ve hizmetlerine almışlardı. Doğada başka hiçbir canlı bu kadar başarılı değildi yaşamak konusunda. Üzerine çullanan kurt bile kedi gibi kalırdı bu insan denen canlı karşısında.

Ahırda oturdukları bir sırada, Ekber’in babası olduğu belli olan ve “Ahmet” diye seslenilen insan Ekber’e bir görev verdi. Bahçedeki kazların su içtiği ayrıca havuz görevi de gören demir yalağa su doldurmasını istedi. Ekber neşeyle kalktı üzerindeki saman çöplerini silkeleyerek. Koyun da peşinden… Artık boynuna ip bağlamıyordu Ekber. İkisinin arasında özel bir bağ oluşmuştu.

Bahçeye çıktılar. Hitap ederken “Kazım” dedikleri Ekber’in amcası bir köşede, elindeki bıçakla bir sopayı yontuyordu. Karanlıkta kalan çukur gözleri memnuniyetsiz bir ifadeyle koyunun üzerinde sabitlenmişti. Kurdun boz dikensi tüyleri geldi koyunun gözlerinin önüne. Ekber de amcasından pek hoşlanmıyordu. Koyun bunu fark edebiliyordu. Ona karşı hep mesafeli ve soğuktu.

“Kolay gelsin amca, ne yapıyorsun?”

Kazım da yeğeninden pek hazzediyor denilemezdi.

“Keserin sapını düzeltiyorum. Bu koyunu köpek gibi gezdirecek misin böyle peşinde hep?”

Ekber tedirgin oldu bu cümleden. Cevap vermek yerine zoraki bir tebessümle duvarın üzerinde duran kovayı alarak çeşmeye doğru yöneldi. Koyun boynunu eğmiş, Kazım’dan çekinerek Ekber’i bekliyordu. Biran “Burada ne işim var?” diye düşündü. Cevabını bulmak için yola çıktığı o sorunun cevabını burada bulabilecek miydi?

Ekber işini bitirdiğinde önceki gün yaptığı tahta arabayla oynamaya başladı. Koyun da duvarın gölgesine dinlenmek için çöktü. O sırada Ekber’in babası ahırdan çıkarak, bahçe kapısına doğru yöneldi. Kapıdan çıkmak üzereydi ki, Kazım kardeşine ters ters seslendi:

“Napacağız bu koyunu? Peşine düşen de olmadı. Satsak mı?”

Ahmet olduğu yerde durdu. Tebessüme meyilli yüzü soluverdi birden. Göz ucuyla Ekber’e baktı. Ekber’in endişeli bakışlarını görünce dişlerini sıkıp, yutkundu.

“Şimdilik kalsın. Oğlan seviyor onu. Hayvan daha toparlanmadı.”

Demir kapıyı sakar hareketlerle açarak kapının önünde duran traktöre bindi ve uzaklaştı. Ekber amcasına ters bakışlar atarak koyunu ahıra götürdü. Kazım bir yandan öfkeyle arkalarından bakıyor, diğer yandan da sertçe bıçağını elindeki sopaya indiriyordu.

Ahıra girdiklerinde Ekber koyunun boynuna sarıldı. Koyun Ekber’in hüzünlü bakışlarından etkilenmişti. O da başını Ekber’in küçük, sıcak omzuna yasladı. Bu yakınlaşma zekâyı ve düşünebilmeyi aşan bir durumu ifade ediyordu. Bir süre böyle kaldılar. Sonra samandan yaptıkları döşeklerinin üzerine oturdular. Ekber bir eliyle koyunun dizine yaslanmış başını okşuyor diğer eliyle de eline geçirdiği saman çöplerini kırıyordu.

“Kazım amcam iyi biri değil. Her zaman kötü şeyler düşünür. Hep bencildir o. Biliyor musun, üç yıl önce büyük bir çiftlikte yaşıyorduk. Yanımızda onlarca insan çalışıyordu. Köyde herkes bize saygı gösteriyordu. Orada bir sürü arkadaşım vardı. Kazım Amcam’ın aç gözlülüğü ve hırsı yüzünden her şeyimizi kaybettik. Sadece burası kaldı elimizde. Biraz da tarla. Amcam kumar oynayarak kaybetmiş her şeyimizi. Babam borç harç kapıdaki traktörü aldı. Tarla sürerek, başkalarının tarla işlerini yaparak geçimimizi sağlıyor. Düşünebiliyor musun herkese işveren babam, şimdi başkalarının işini yapıyor. Ama görüyorsun işte can çıkmayınca huy çıkmaz. Amcam hala kolay para kazanma derdinde. Arkadaşı Horozcu Recep’le aşağıdaki köyün kahvesinde kumar oynadığını gözümle gördüm. Babama söylediğimde amcam yalan söyleyerek inkâr etti ve beni iftira atmakla suçladı. Babam biraz safça birisi sanırım. Aslında iyi niyetli demeliyim. Gerçi ikisi de kusur artık. Hep inanıyor ve affediyor amcamı. Dedem amcamı babama emanet etmiş ölmeden önce, öyle demişti babam bir keresinde. Annem de pek hoşlanmazmış kazım amcamdan. Teyzemden duydum geçen yaz. Bu arada annemi çok özlüyorum biliyor musun? Hayal meyal hatırlıyorum artık onu. Resimleri de olmasa unutacağımdan korkuyorum. Annem kuyuya düşmüş. Köyde kuyu vardı önceden. Annem düşünce kapattılar. Zaten köydeki son kuyuydu. Su çekerken başı dönmüş. Hamileymiş çünkü.” Koyun kelimeleri anlamıyordu belki ama hissedebiliyordu. Kelimelerin anlamını değil duygularını anlıyordu. Ekber’in burun çekişlerinden ve daha sıcak olan vücudundan hüzünlendiğini anladı. Koyun bir yandan da içinde bulunduğu durumu düşünüyordu. Düşünen her canlının iyi olmadığını anlıyordu. Kurt düşünmüyordu kendisi gibi belki ama kazım düşünüyordu. Buna rağmen kurttaki vahşiliğin aynısını onda da görmek mümkündü. Hatta belki de fazlasını…

Devam edecek…

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...