Efsunkâr

Rüzgarın bedenime dokunduğu sıra, zaman çantasını almış bir akşam yolcusuydu. Zamanın az daha ötelendiği vakit aralığında çocuk ürünleri satan bir tekstil fabrikasında çalışan Mert, yeni gelen ürünlerin paketlemesini yapıyordu. Dört yaşında olan kızı Asya için ayırdığı tulumu bedenine çapraz konumlanmış olan sırt çantasının içerisine koydu. Alkol bağımlısı olan bu baba kızı ve eşi için tam olarak iki haftadır alkolü ağzına sürmüyordu, alkol kullanamayan babanın içini gıdıklayan o tat Mert’in ağzından bir türlü gitmiyordu fakat ailesi için sabrediyor, sabretmeye çalışıyordu. Uzun zaman sonra evinin huzurla yıkandığını gören eşinin gözleri parıldıyor, eski haline döndükleri için mutluluk duygusunu her tarafa ve herkese bakışlarıyla haykırıyordu. Bir sigara yakan Mert dumanını burnunun ucuyla ittiği vakitte telefonunun ekranında bir ışık belirmişti. Telefonunun ekranına yönelen göz bebekleri eşinin aradığını gördükten sonra mutluluğunu tetikleyen bedeninin eşliğinde telefonu açmıştı her ikisi de mutlu ve evlendikleri andan itibaren alkol bağımlısı olan baba yüzünden kutlayamadıkları kızları Asya’nın doğum gününü bugün kutlayacak olmaktan mesuttular. İşten erken çıkmak için izin alan baba yaklaşık yarım saat önce iş yerinden ayrılmıştı. İstanbul’un yorucu inşaat kirliliğinin içinde eski bir evde kiracı olan aile, meyhanelerin bir üst sokağında oturuyordu. İşten çıkan baba Marmaray’dan inmiş ve evine yürüme eylemi eşliğinde devam ediyordu. Birkaç adım daha attıktan sonra diyaframını ve soluk borusunu dolduran bir kokuyu içine çekmiş ve gözlerini o yöne hizzalandırmıştı. Baktığında bir genç çiftin güllerin süslediği masada karşı karşıya oturduğunu görmüştü ve tokuşturma sesinden sonra Mert nefsine engel olamamıştı. Meyhanede arkalara doğru konumlanmış olan tek kişilik masaya oturmuş içmeye başlamıştı. Oturduğu rakı masasında dumanlanan kafası, evinde mum üflemekte olan eşini ve çocuğunu masada tek bırakmıştı. Tedirgin bakışlar eşliğinde çocuğunu alnından öpen anne yavaşça eğildi ve ‘Babanın işi çıkmış yarın gelecekmiş.’ cümlelerini hitap etti. Yine çaresiz kalan kadın bir kez daha yıkılmıştı. Mert’i aradığında cevap alamıyordu,  Mert’in verdiği sözleri hatırlıyor ve kurdukları ailenin alkol yüzünden hiç bir zaman düzelmeyeceğini anladığı an tüm dünya önünde diz çökmüş haykırıyordu. Mert ise yıkık ve eski olan bu meyhanede bir alkol masasında elinde rakı bardağı ile sızıp kalmıştı. Çalışan garson uyandırmış ve evine gitmesini söylemişti. Bir sağa bir sola yamulan adımları çevredeki insanları da korkutuyordu.      

Sonunda evine gelmişti kapıyı açtı, masadaki bir dilim yenmiş olan pastaya baktı, bir de çantasında gıcır gıcır ses çıkartan poşetli tuluma, bugün kızının doğum günüydü alkol nefsine hakim olamadığı için unutmuştu. Kızının odasına yöneldi çantasından işten aldığı tulumu çıkarttı ve hediyesi olarak masaya koydu sonra yavaşça eğilerek alnından öptü.  Salona bir sigara daha yakmak için gidiyordu camın önünde olan köşe koltuğuna oturdu ve sigarasını yaktı. Uyumak ve uyumamak arasında kararsız kalan göz kapakları açılıp kapanıyordu. Uyumuş ve sabah olmuştu uyandığında pencereden aşağıya baktığında kızları Asya’nın betonda yattığını gördü tüm odalara bakıyordu fakat eşi de yoktu Asya yatağında değildi gördüklerine inanamıyordu. Tekrar tekrar pencereye çıkıp aşağıya bakıyordu sonra hatırladı ki dün gece hava almak için kendisi açık bırakmıştı bu pencereyi. Korkarak aldığı bu nefesler gördüğü rüyanın etkisiydi. Uykudan uyanan Mert kalktı ve çocuğunun odasına gitti. Yatmakta olan Asya’yı gördükten sonra derin bir nefes aldı ve onu alnından öptü, gördüğü her şeyin bir rüya olduğunu anladıktan sonra rahatladı. Yan odaya gidip meyus bakışları ile tavanı izleyen eşinin yanına uzandı elini tuttu ve ona şu cümleleri söyledi ’Seni seviyorum, senin için, kızımız için yani ailemiz için geçte olsa bazı şeylerden vazgeçmem gerektiğini anladım, vazgeçebileceğimin farkındayım. Bu sana verdiğim sözlerin en sonuncusu; Bir daha asla içmeyeceğim kendimi kaybedeceksem ailemin mutluluğu ile kaybederim rakının kokusu ile değil’ dedi…

Son Yazılar

Ecem Başol Yazar:

Ecem Başol 10 Nisan 2004 tarihinde Bodrum’da doğdu. Eğitim hayatına Özel Bodrum Fen Bilimleri Anadolu Lisesi’nde devam etmektedir. 2018’de Bodrum Deneme Sahnesi’nde Ayşe Erbulak editörlüğünde yaratıcı yazarlık eğitimi almıştır. Bir sezon Erbulak Evi Yazarlık Okulu’nda teke tek özel eğitim ile yazarlık derslerine devam etmiştir. Dağhan Külegeç Yayınları’nın “Affet Beni” adlı kolektif öykü kitabında, bir hikâyesi yer almaktadır. Yeni sezonda Erbulak Evi Yazarlık Okulu’nda, eğitmen Özden İnal editörlüğünde bireysel kitabını yazarak, 2021 sonbaharında okur ile buluşmaya hazırlanmaktadır.Dizi Doktor'u adlı sitede yazısı bulunmaktadır.