Düşünen Koyun-3.Bölüm (Akıntı)

Gözlerini açtığında gün yeni ağarıyordu. Dağları gökyüzünden ayıran kızıl çizgiler gittikçe silinmeye başlamış, karanlık yerini soluk bir maviye bırakmıştı. Zorlukla doğruldu. Birkaç kaburgasını incittiğini düşündü, doğrulurken duyduğu acıdan. Yukarı baktı. Üç metreden fazlaydı, bulunduğu yerle dün gece kendini bıraktığı tepenin arası. Allah’tan yamaç aşağıya doğru eğim almış, sertçe yere çarpmasını engelleyerek, ölmesi kaçınılmaz olan kayaların arasına daha yumuşak bir iniş yapmasını sağlamıştı. Buna rağmen bu ani sarsılmayla baygın düşmüş ancak şimdi kendine gelebilmişti.

İçinde bulunduğu manzaranın dün geceki ürkütücü halinden eser kalmamıştı. Karanlık, cisimleri bir ağ gibi sararak, görünümlerini manipüle ediyordu. Kötü bir büyü gibiydi. Aydınlık bir güne uyanmış olması biraz moralini düzeltti. Fakat o korkunç gerçeği hatırlayınca tekrar içini hüzün kapladı. O gerçek, düşünebiliyor olmasıydı. Dün geceden öncesi anlamsız iki boyutlu resimler gibiydi. Birbirine uymayan yapboz parçaları gibi olan anıları bir oraya bir buraya uçusup duruyordu. Sanki yeniden doğmuştu. Tabi buna doğmak denirse. Yıllarca uçtuğunu düşünen bir canlıya “kanatların yok” veya ömrü denizin içinde geçen bir canlıya “sen aslında havadan soluyabilirsin” demek gibi bir şeydi bu. Şu an zihni yere çakılıyor, ruhu boğuluyordu.

Binlerce soru işareti beynine çengelli iğne gibi saplanıp kalıyordu. Üzerinde aşına ve ustaca yürüdüğü bu düzlük neresiydi? Şu, gece kendisini hayrette bırakan ve her yeri kaplamış olan uzun direkler neyin nesiydi? Yukarıdaki pürüzsüz bir mavilik ve yer yer beyaz ve yumuşak görünen lekeler ne ifade ediyordu? Neden çitlerle çevrilmiş bir alana hapsedilmişti? Dün gördüğü o vahşi canlı neden ona saldırmak ve yemek istemişti? Şimdi nereye gidiyordu? Evet, en acil cevaplanması gereken soru buydu galiba. Nereye gidiyordu? Ayaklarının mı, zihninin mi emrine uymalıydı? Ne fark ederdi ki, ikisi de şu anda bir muammaya teslim olmuştu.

Bir dere kenarına geldiğinde susadığını hissetti. Neyse ki, bazı şeyleri düşünmeden yapabiliyordu. Susaması buna örnekti mesela. Kara dudaklarını serin suya daldırıp suya kandıktan sonra ağzından damlayan su damlalarının ara ara hareketlendirdiği sudaki yansımasını gördü. En çok gözlerinde takıldı bakışları. Sudan daha derin bir anlam gördü orda. Bir şeyler anlatıyor, bir şeyler söylüyordu bu parlak nesneler. Düşünce nasıl bir şeydi, bilmiyordu ama gözlerin onun görünen yüzü olduğundan emindi. Derken sudaki görüntüsünün arkasında iri bir gölge belirdi. Korkuya geriye sıçradı. Bu sıçrayışla arkasında duran iki sert bacağa çarptı. Arkasını döndüğünde, anılarından tanığını hissettiği fakat her şey gibi şimdi onun da ne olduğu bilmediği garip bir canlı gördü. İçgüdüsel olarak onun kendisine zarar verecek bir canlı olmadığını anladı. Bu yüzden kenara çekilip, bu dev canlının da kendisi gibi kana kana su içişini izledi.

İri bir kafası ve uzun boynunu örten yeleleri olan bu büyük canlı, yorgun vücudunu serinletmek ve gitgide daha çok yakmaya başlayan güneşten korunmak için suya girdi. Sadece kahverengi sırtı ve siyah yeleli başı kalmıştı suyun dışında. Koyun bu garip canlının bu garip davranışına bir anlam vermeye çalışıyordu. Canlının sakin tavırlarından etkilenerek o da suya girmeye karar verdi. Böylece belki onunla yakınlaşıp aklındaki sorulara bir cevap bulabileceğini düşündü. Çift toynaklı küçük ayaklarını usul usul suya sokarak kafasının dışarıda kalacağı derinliğe kadar suya girdi o da. Sık yününün arasına suyun sızması biraz zaman aldı. Serin suyun yumuşak dokunuşlarıyla yorgun vücudunun rahatladığını hissetti. Bir süre düşünmeden suyun tadını çıkarmak istedi fakat bu mümkün değildi. Beyni durmadan bir saat gibi işliyordu.

Usulca canlıya yaklaştı. Canlı umursamaz tavırlarla, iri burun deliklerini bir daraltıp, bir genişletiyordu. Canlının gözlerine baktı bir süre. Bu gözler de parlaktı ama aradığı derinlik yoktu bunlarda. Daha çok yaklaştı. Kısa tüylü kahverengi sırtına dokunmak, onu daha iyi tanımak istiyordu. Sudan çıkardığı ıslak ayağını çekinerek canlının sırtına dokundurdu. Bu dokunuşla canlı sanki ok saplamışlar gibi suyun içinde beklenmedik bir şekilde tepinmeye başladı. Bunun etkisiyle oluşan köpüklü dalgaların içinde kalan koyun, biranda kendisini suyun altında buldu.

Kulaklarına dolan suyun boğuk çınlaması içinde, çaresizce çırpınıp yüzeye çıkmak için mücadele etmeye başladı. Fakat kıyıya gitmeye çalışan canlının oluşturduğu yeni dalgalarla çabası sürekli boşa gidiyordu. Burnuna çektiği suyun genzini yakan acısıyla zihni bulanmaya başladı. Ümidini kesmeye başladığı bir sırada başını yüzeye çıkarabildi. Zorlukla nefes alıyordu. Ayakları henüz karaya basmadığından bacaklarını çırparak yüzeyde kalmaya çalışıyordu. Korkuyla ve panikle yumduğu gözlerini açtığında canlının ağır ağır uzaklaştığını gördü. Ya da kendisine öyle geliyordu çünkü akıntıda sürüklenmeye başlamıştı.

Devam edecek…

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...