Düşünen Koyun (Yeni Hikaye)-1.Bölüm (Kaçış)

Hava henüz kararmıştı. Gündüzün izleri hala tepelerin ardındaydı. Kulübenin küçük pencerelerinden sarı ışıklar taşıyordu dışarıya. Çam ağaçlarının seyrekleştiği bir ormanın ortasında bulunan kulübenin yanında çitlerle çevrelenmiş bir alanda ona yakın koyun, dün geceki yağmurun hediyesi olan çamurun içinde birbirlerine sokulmuş soğuk havadan korunmaya çalışıyordu. Hepsi geçen yazın ürünleriydi. Yaşlıca olanlar kırmızı külüstür bir pikabın arkasına doluşturularak götürülmüşlerdi iki gün önce.

Koyunlar nemli burunlarını çamura uzatmış, sıcak soluklarını suyun hortumdan fışkırması gibi yere salıyorlardı. Çamura belenmiş vücutları karanlıkta daha koyu görünmelerine sebep oluyordu. Evin sarı ışığının yansıdığı siyah gözleri donuk ifadelerle sabit bir noktaya kilitlenmişti. Bir inip bir kalkan büyük karınları birbirlerine yaslanmış, tek vücudun soluk alışları gibi bir genişleyip, bir daralıyordu. Derken bir yıldız kaydı, koyunların siyah gözlerinde sarı yerine bir de beyaz bir parıltı bırakarak. Bu küçük sürü içerisinden sadece biri gördü bu muhteşem doğa olayını. Karanlıkta, tek bir kütle gibi görünen bedenlerin arasından bir o uzattı yassı başını gökyüzüne. Başı, koca kütlenin de başı gibi görünüyordu. Yıldızı söndüğü son noktaya kadar takip etti. Birden inanılmaz bir şey oldu. Koyun düşünmeye başladı. İçinden, “Acaba bu neydi böyle?” diye geçirdiğini fark etti. Fark edebiliyordu koyun. Fark ettiğine şaşırmıştı ki, şaşırdığına da şaşırdı. Ona ne olmuştu bilmiyordu, diğer bilmediği her şey gibi.

Koyun varlığını idrak etmeye başlamıştı. Korkuyla yanındaki hemcinslerine baktı. Donuk bakışlı bu canlıları sanki hayatında ilk kez görüyordu. Kendisine olanca gücüyle sokulan koyunları kenara iterek, diğerlerinden uzak bir noktaya gitti. Hayretle onları inceledi. Başlarını, ayaklarını, yünlerini, özellikle de karanlıkta bir belirti gibi görünen gözlerini… Ne yapıyordu bunlar? Neden böyleydiler? Fakat birden asıl soruların bu olmadığını fark etti. Asıl soru: “Kendisi neden böyleydi?”

Gözleri kendi bedenine kaydı. Diğerlerinden farkı yoktu. Çamurun içinde ve çitle çevrili olmalarına bir türlü anlam veremedi. Acıktığı ve etrafta çimenler olduğu halde burada kısılmış kalmıştı. Acaba diğerleri de kendisi gibiydi de, o mu fark edememişti? Koyunlara doğru bağırdı. Fakat bir köpeğin hırçın havlayışlarından başka bir karşılık alamadı.

Düşünebilmenin ağırlığıyla dizleri titredi. Usulca yere oturdu. Etrafında kendisine aşına gelen ama bir türlü adını koyamadığı o kadar çok şey vardı ki, başı döndü. Kalbinin atışlarını duyuyordu. Ön ayaklarından birisini kaldırmaya çalıştı kalbine doğru, beceremedi. Bedeni bu çitlerden daha çok sıkıyordu onu. Derken ayağa kalkarak çitlere doğru olanca hızıyla koşmaya başladı. Fakat çitin dibine geldiğinde ne yapacağını bilemediğinden çite çarparak çamura yuvarlandı. Köpek daha çok havlamaya başlamıştı. Tekrar ayağa kalktı.

Koyunlar korkuyla birbirlerine daha çok sokulmuş, başları daha çok çamura eğmiş, her çarpma sesiyle tik gibi seğirmeye başlamışlardı. Köpek zincirini koparmaya çalışıyor, olduğu yerde duramıyordu. Bu kez tüm gücüyle çarptı çite. Çit yıkıldı.

Tek düşünce vardı kafasında, o da; olabildiğince çabuk bir şekilde buradan uzaklaşmak. İçinde tarifi imkansız bir heyecan vardı. Kafasındaki onlarca karmaşayı bir düzene koyabileceği, ruhunda aniden yanan bu ışığın ne olduğunu düşüneceği bir köşe bulmak için hızla ormanın karanlığına doğru koşmaya başladı. Aynı anda kulübenin kapısı açılmış, iri bir gölge telaşla çitlere doğru gelmişti. Fakat koyun çoktan karanlığa karışmıştı.

Devam edecek…

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...