evrim-5.bölüm

17 mart

Bu akşam bir süredir bizimle beraber akşam yemeği yemeyen Bayan S. de bizimleydi. Carol’un hala burada olmasından rahatsız olduğunu biliyorum. Son günlerde davranışlarının değişmesini de buna yoruyorum. O uysal kadın gitmiş yerine asabi ve ters bir kadın gelmişti sanki. Benimle de daha az konuşur olmuş, kahve servisim dışında gün içinde onu göremez olmuştum. Yemek için buralara özel bir yemek olan yunus balığı haşlaması yapmıştı. Yemek konusunda şaşırtıcı bir yeteneği var. Bir yemeğin bir kez tadına bakması o yemeği yapması için yeterlidir. Bu yemeği de pazarda gezerken yerlilerden birisinin evinden gelen kokuyu takip ederek keşfetmişti. Yerlinin evine girmiş sofrasına misafir olmuştuk. O günden sonra en az haftada bir bu enfes yemeği yeme şansına kavuşmuştum. Hava gündüz yağan yağmurun serinliğini taşıyordu içinde. Hepimiz omzumuza bir şal atmış, açık havada yemek yemenin keyfini kaçırmak istememiştik. Sessizce yemek yiyor ara ara Carol ile birbirimize bakıp gülümsüyorduk. Bayan S. ise başını yemeğinden kaldırmamaya çalışıyor kaldırdığındaysa karanlığın henüz çökmeye başladığı eşsiz deniz manzarasını izliyordu. Sessizliği bozan Carol oldu ve alt katta ne üzerine çalıştığımı sordu. Sonra ekledi: “İnternette biraz araştırma yaptım seninle ilgili, mutasyonlar ve evrim kuramıyla ilgili makalelini okudum. Biraz şaşırdım bu soru üzerine. Boğazımı temizleyerek, “Laboratuvarımda eski çalışmalarımı gözen geçiriyorum. Ne kadar bir şeylerden uzaklaşmış olsam da kendimden kaçmam mümkün değil ve ben hala bir bilim adamıyım.” dedim gülümseyerek. Carol, “Çalışmalarını görmeyi çok isterim. Bana da bahseder misin ne üzerine çalıştığından.” deyince, çatalımı ve bıçağımı masaya bırakıp ellerimi çenemin altında birleştirdim. Nedense oldukça olağan olan bu merak beni biraz tedirgin etmişti. Acaba bu yakınlaşmanın zamanını ayarlayamamış mıydım diye düşünmeden edemedim. Oldukça doğal bir şekilde “tabiki” dedim ama bu hiç olmayacaktı. Derken Bayan S. lafa girdi. “Sizin bir aileniz yok mu Carol Hanım?” Carol da ben de bu alakasız soru karşısında afallamıştık. Oldukça bozulmuş ve gerilmiş bir halde Bayan S. ye baktım. Ama o sanki hiç bir şey olmamış gibi önündeki eti bıçağıyla sürekli parçalama derdindeydi. Carol ise bozulduğunu belli etmemeye çalışarak, “Annem daha ben bebekken öldü, babam da bana ancak on iki yaşıma kadar tahammül edebildi ve beni yatılı okula yolladı. Lisedeyken babamın bir trafik kazasında öldüğünü öğrendim. İşte böyle, bir ailem yok anlayacağınız.” dedi ve hüzünlü bir ifadeyle başını deniz manzarasına çevirdi. Bayan S. duydukları karşısında bir anlığına anaç bir merhametle ona baksa da, tekrar eski suratsızlığına büründü. Bense bu hikayeden sonra Bayan S. nin patavatsızlığı adına Carol’dan özür dilercesine elimi elinin üstüne koymuştum. Bayan S. bu hareketimle daha da asabileşmişti çünkü eti kesmeye çalıştığı bıçağın artık porselen tabağı kazımaya başladığından haberi yoktu. Bu kez oklarını bana çevirdi. “Doktor M. kadınlarlara pek yüz vermez. Siz onu fazlasıyla etkilemişsiniz sanırım. Bayan Mary’le bile onu böyle neşeli görmedim. Bayan Mary ki onun için yapmadığı fedakarlık kalmamıştı. Şu anda bile Doktor M. ondan bir parça taşıyor vücudunda.” Bu sözlerinin üzerine ona öyle bir baktım ki, susmak zorunda kaldı. Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu sanki. Carol, sakince “Ne taşıyor?” diye sordu Bayan S. nin histerik halinin farkında değilmiş gibi yaparak. Bunun üzerine Bayan S. sert bakışlarıma aldırmadan “Mary ona böbreğinin birisini vermişti.” dedi. Carol biran için ağzına götürdüğü çatalının ucundaki lokmasıyla öylece kaldı ve gözleri bana kaydı. Şaşırmaktan ziyade benim nasıl tepki vereceğimi kaçırmak istemiyor gibiydi. O an zonklayan kafamı ellerimin arasına aldım ve fevri bir tepki vermemek için kendimi zor tutarak, öldürücü bakışlarla Bayan S. ye benimle gelmesini rica ederek, öfkeyle doğrulup içeri geçtim. Teras kapısının arkasında durarak ayakkabımın ucunu parke zemine vura vura onu beklemeye başladım. Bayan S. ne kadar cüretkar ve yaptığının arkasında bir görüntü vermeye çalışsa da içten içe korkuyordu. Bayan S. karşıma gelince sesimi zorlukla kontrol altına alarak, bunu neden yaptığını sordum. Bana umursamazca “Ne yaptım ki?” deyince çileden çıkmamak için arkamı dönüp bir kaç adım atıp tekrar önüne geldim. “Neden özel şeylerimi onunla paylaşıyorsun?” Bunu söyleyince gözlerimin içine bakarak, “Sizin kadar paylaşmamışımdır heralde.” dedi. Bir süre olduğum yerde tepkisiz kaldım. Ne demek istediğini anlamıştım. Daha fazla uzatıp Carol’a iyice rezil olmak istemedim.”Sonra konuşacağız bunu seninle. Şimdi uslu uslu oturacaksan gel otur, değilse lütfen bizi yalnız bırak.” Biran cevap vermek için gibi ağzını açtı fakat sonra dudaklarını sıktı. Dolan gözlerinden göz yaşı dökülmesin diye gözlerini kırpmak istediği halde kendi hakim oldu ve arkasını dönerek odasına gitti. Onu hiç böyle görmemiştim. Karşımda ilk kez bir kadın olduğunu hissettim. Carol’un yanına gittiğimde beni teselli etmek ister gibi gülümsedi ve Bayan S.nin nerede olduğunu sordu. Kendisini pek iyi hissetmediği için odasına gittiğini söyledim. Durgun halime üzüldüğünü belli edercesine elimi sıktı ve “Hizmetçilerin bazen bir hali bir halini tutmuyor. Hoş görmek lazım” dedi. Ben farkında olmadan elimi çekerek, yüzüne baktım. “Bayan S. bir hizmetçi değil” dedim kendiminde şaşırdığı bir ses tonuyla. Carol, biraz bozuldu buna. Sonra ayağa kalktı ve teras korkuluğuna yaslanarak iyice kararmış olan denizin şimdi daha da belirginleşen parıltılarını izlemeye başladı. Ben de kalkıp yanına gittim. On dakika kadar konuşmadan öylece manzarayı izledik. Sonra eğilerek karanlıkta porselen gibi görünen boynundan öptüm. O da bana sarılarak öpmeye başladı. Bu öpücükler ikimize de iyi gelmiş moralimiz düzelmişti. Bunun üzerine aşağı inip ata binmeyi teklif edince hemen kabul ettim. Onun için yarın bir at getirteceğimi söylediğimde sevinçle boynuma atılarak beni tekrar öpücüklere boğdu. Bu kadar kısa sürede bu kadar yakınlaşmak ne kadar samimiydi bilmiyordum. İkimizde gerçekle rolün birbirinin yerine rahatlıkla kullanılabileceği yaş ve tecrübedeydik. Buna rağmen liseli aşıklar gibi davranmak bize farklı bir enerji katmış gibiydi. Muhtemelen onun için güzel bir anı olacaktım bir süre sonra. O da benim için bir avuntu…

18 Mart

Fareyle ilgili incelemelerim sonucunda oldukça ilginç bulgulara ulaştım. Hücre yapısı oldukça değişmiş durumda. Enerji molekülleri olması gerekenin neredeyse iki katı boyutunda ve güneş panelleri gibi güneşi absorbe etme yeteceğine sahip. Oldukça durgun ve iştahı yetersiz. Sadece etle besleniyor. Sesini hala duymadım. Esirliğinin farkında olduğunu düşünüyorum. Bir kaç aşamalı bir yem testini zorlanmadan geçti. Bir şempanzeden daha zeki. Fakat başka canlılar üzerinde de deneylerime devam etmeliyim. Bir çok hayvanda denemeler yapmalıyım. Bir çok türün dönüşümünü görmek istiyorum. Evrim mekanizmasını anlayabilmem ve onu formülize etmem için bu şart. Aşağısı bir hayvanat bahçesine dönecek sanırım. Sonra ise… Bunu telaffuz etmem için erken diye düşünüyorum. Ama nihayetinde ulaşmak istediğim de bu değil mi? Asıl amacım da burada gizli. Aslında bu yaptığım her şey insanın evrimini çözmek için… Mükemmel insana ulaşmak için… Homo sapiensin ulaşabileceği en son noktayı keşfetmek için… Ama bu şu an sır olarak kalmalı. Farenin yanına sıradan bir fare koyup nasıl tepkiler vereceğini gözlemlemek istiyorum. Bu arada kurbağanın kolu kangren oldu. Bu beklediğim bir şeydi. Birazdan Carol ile ona bir at kiralamaya ve bir köpek almaya gideceğiz. Şu an önümden Bayan S.nin uyuz kedisi geçti. Onu daha da geliştirmek belki de Bayan S. yi memnun eder.

19 Mart

Dün güzel diyebileceğim günlerimden biriydi. Akşama kadar Carolla sahilde at sürdük. Aracım bize annesi yılki atı olan fakat meçhul babasının türü tam olarak kestirilemeyen siyah bir at buldu. Atı bir aylığına kiraladım. Bir de Beagle cinsi bir yavru köpek getirmişti bana. Oldukça sevimli bir yavruydu. Carol bayıldı ona. Gittikçe evi çiftliğe çeviriyorum galiba. Bu arada Carol artık teklifime bile gerek kalmadan buranın yazını görmek istediğini söyledi. Bu da en az iki ay daha burada olacağı anlamına geliyor. Sevinmiş gibi göründüm ama gerçekten onunla bu kadar süre vakit geçirmek istiyor muyum bilmiyorum. Bunu söylemesine rağmen atı bir aylığına kiraladım ama pek sorun etmiş görünmüyordu. Oldukça zeki ve uyanık bir kadın. Bu yönü bazen beni rahatsız ediyor ve davranışları oldukça samimiyetsiz geliyor. Bazen de onu oldukça sıcak ve içten buluyorum. Sanırım bu değişimde biraz benim ruh halimin de etkisi var. Değişken ve çabuk yön değiştiren bir yapım var insan ilişkilerinde. Buna rağmen onunla çok iyi vakit geçiriyorum. Zihnimi boşaltmak konusunda üstüne yok. Sürekli benim ilgimi çekiyor ve beni oyalıyor. Ona alışırsam ondan sonraki hayatımı pek eğlenceli bulacağımı sanmıyorum. Bazen küçük bir kız çocuğu gibi afacan oluyor, bazen olgun bir kadın. Otuzlu yaşların özelliklerinden biri de bu galiba. Bense kırkına ulaşmış birisi olarak onun bu hallerini izlemeyi seviyorum. İnsanlara karşı çok sevecen. Yerli çocukları kucaklayıp öpüyor, kadınlarla şakalaşıyor, yaşlıları güldürüyor. Benim hiç yapamayacağım şeyler. Tabiki bunu kendimde bir eksiklik olarak görmüyorum. Bu bir mizaç meselesi. Ama yine de insan onda hissettiği insan sevgisine saygı duymadan edemiyor. Geç saatte eve geldik. Bayan S. adeta bir kaynana gibi karşıladı bizi. Onun bu haline alışıyorum sanırım. Carol ile birbirimize bakıp muzipçe gülümsedik. Buna rağmen Bayan S.’nın bunu neden yaptığını içten içe sezinliyor ama onun bir kardeş gibi beni Carol’dan kıskandığına inandırmaya çalışıyorum kendimi. Onun bana bağlılığının düzeyini farkettikçe ben de ona daha çok dikkat eder oldum. Benden bir kaç yaş büyük olmasına rağmen benden küçük gösteriyor. Gözleri ilk bakışta fark edilmeyen ama baktıkça derinleşen bir maviliğe sahip. Cildi diri ve parlak dudakları etli ve kırmızı. Neler diyorum ben? Kendimle başbaşa kaldığımda nasıl bir karmaşanın içinde olduğumu daha iyi anlıyorum. Bu süreç nihayete ermeden bu halimden kurtulmam mümkün değil. Carol’un ruhumu uyuşturamayacağı zamanlar çok uzak değil, hissedebiliyorum bunu. Yarın Bayan S. ye farkettirmeden kediyi R-Evolution’a koymak istiyorum. Başka kedi bulabilirim tabiki. Ama o kediyi istiyorum. 

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...