Evrim-4. Bölüm

12 Mart

Yarın için ne kadar heyecanlı olduğumu anlatamam. Yarın tüm dünya için başka bir gün olacak.  İnsanlık tarihi bir devri kapatarak sonsuz bir evrenin kapısını açacak. İtiraf etmeliyim ki bu yük bana ağır geliyor bazen. İnsanoğlunun binlerce yıldır yapmaya çalıştığı şeyi artık nihayete erdiriyorum. İlk kez doğaya müdahale edebileceğini düşünen o ilkel insandan bu zamana uzun bir süre beklendi. O mağara adamı bir hayvanı veya bir tohumu kontrol altına alabileceğini fark ettiğinde neler hissetmişti acaba? Muhtemelen benim kadar heyecanlıydı fakat ne yaptığının farkında değildi. İnsanlığı nasıl bir geri dönülmez yola soktuğunu bilmiyordu. Sonrasında daha cüretkar hamleler yapmaya başladı ve doğayı sadece kontrol edebileceğini değil dönüştürebileceğini de fark etti. Aynı türün alt türlerini bazen de farklı türleri bir araya getirerek yeni ıslah edilmiş türler oluşturarak, daha verimli sonuçlar almayı umuyordu.  Bunu yaparken aslında özü itibariyle benim yaptığımdan çok da farklı bir şey yapmıyordu. O da doğal mekanizmaları kullanarak o mekanizmaları tetikleyecek ortamı oluşturuyordu. Sonra iyi türleri çoğaltmak için onları kopyalamayı öğrendi. Sonra DNA üzerinde oynamalarla türleri rafine etmeye çalıştı. Sonra yapay organlarla türleri sorunsuz hale getirmeye çalıştı. Sonra biyonik müdahalelerle türleri daha da geliştirmeye çalıştı. Sonra… Sonra… Sonrası yok artık. Final noktası var. Yarın bu muhteşem olayı gerçekleştirdiğimde bunun ötesi olacağını öngöremiyorum. Mekanizma sorunsuz işlerse ortaya çıkacak sonuç, herkesin ağzını bir karış açık bırakacak. 

Evrim, bize mükemmelleşme olanağı sunan acımasız bir makine. Canlılar bir tarafından giriyor, milyonlarca yıl sonra ya diğer tarafından başka bir canlı olarak çıkıyor ya da yok oluyor. İşte R-Evolution’nın temel çalışma prensibi de bu. Milyonlarca yılda canlının dönüşümünü sağlayan doğal veya yapay etkileri, canlının zihin dünyasında muazzam bir hızla oluşturmak… Yani milyonlarca yılı bir kaç güne indirgemek fakat bu sürede tüm olasılıklara canlıyı maruz bırakmak. Bunun için şimdiye kadar kimsenin varlığından bile haberi olmadığı kendi tasarladığım kusursuz çalışan bir simülasyon sistemi kullanıyorum. Canlı, kapsülün içindeki yapay dünyada aslında milyonlarca yıllık süreci günü gününe ve normal akışla yaşıyor ama gerçekte sadece günlerle sınırlı bir süreye denk geliyor bu ve zihin yaşadığı bu sanal dünyayı gerçekliği olarak algılayarak R-Evolution sayesinde organlarının dönüşümü sağlıyor. Bu arada canlı kendi yaşam süresince sürekli ölüyor ve doğuyor. Sanal dünyada bir popülasyonu ve habitatı oluyor. Gerçek yaşamla birebir aynı bir simülasyon bu. Yapay zeka onu tüm koşullarda deniyor. Bu süreç sonunda iki seçeceği var; ya tanrı olarak dönecek ya da yok olacak. Ve işin muhteşem taraflarında biri, iki fareyi aynı anda R-Evolution’a koyduğunuzda iki farklı tür ortaya çıkabilir. Canlının hücreleri bu simülasyonu gerçek olarak algıladığından mutasyonlar başlıyor ve bu mutasyonlar her defasında yenilenen hücrelere aktarılıp dokular yeniden oluşuyor. Size anlayabileceğiniz en basit şekliyle anlatmaya çalıştım. Neyse…

Carol’a bugün de burada kalmasını rica edeceğim. Buna itirazı olacağını sanmam. Ona da bir at ayarlayıp adayı dolaşmak istiyorum. Belki bir köpek de alabiliriz. Aracım iyi köpekleri olan bir dostu olduğunu söylemişti. Bu gece yalnız uyumak istemiyorum.

13 Mart 

Bugün uzun süre sonra ilk kez yalnız uyanmadım. Carol’un güzel başını kollarımdan usulca kurtararak sessizce laboratuvara indim. Kendimi oldukça dinç ve yenilenmiş hissediyorum. Buna rağmen ellerim titriyor. Bir kaç saat sonra onu göreceğim. Adeta ıssız bir gezegene ilk kez ayak basmış bir astronotun hiç bilmediği bir canlıyla ilk kez karşılaşacağını bildiğinde hissedeceği korku, merak, sevinç ve heyecanı duyuyorum. Bir kahve içmeliyim. Bayan S. de burada olsun istiyorum. 

13 Mart

Onu kafese koydum. Ancak atom bombasının kırabileceği bir sağlamlıkta bu kafesler. Ayrıntılı incelemeye bugün başlayacak dermanı kendimde bulamıyorum. R-Evolution durduğunda ve kapsülün içi netleşmeye başladığında gördüm onu. İlk gözleri dikkatimi çekti. Milyonlarca yılın tecrübesinin okunduğu bu gözlerde beni hayrete düşüren bir anlam vardı sanki. Kendi benliğinin farkında olan canlıların gözleriydi bunlar. Derinlere doğru açılıyor ve bizimkine benzer bir beynin sinyallerini veriyordu. Elimde olmadan tüylerim diken diken oldu. Ne göreceğim hakkında varsayımlarım vardı fakat bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Size onu tarif etmek istiyorum. Vücudu daha da küçülmüştü. Ağzı kısalmış, bıyıkları yok olmuştu. Burnu üstten burun kemiğini andıran bir yapıyla kısa bir fil hortumunu hatırlatıyordu. Vücudu morumsu bir saydamlığa bürünmüştü ve vücudunda daha koyu tonlarda lekeler vardı. Parmakları uzamış ve incelmişti. Beş parmaklı ön ayağı bir insan elini andırıyordu. Parmak uçları genişlemiş ve kurbağa da olduğu gibi garip fosforlu lekelerle kaplanmıştı. Tüyleri yok olmuş firavun kedisi gibi çıplak kalmıştı. Arka ayakları adeta iki ayak üzerinde durmaya elverişli bir şekilde daha kaslı ve uzun görünüyordu. Kuyruğu ve kulakları daha da uzamıştı. Beni en çok sarsan ise dediğim gibi gözleri olmuştu. Öncekinin neredeyse üç katı büyüklüğünde, irisi olan ve kenarlarda beyaz kısımları ile bir insan gözünü andırıyordu. Muhakkak daha zeki diye düşündüm fakat incelemeden ve gözlem yapmadan kesin bir şey demem yanlış olur. H. G. Wells’in Zaman Makinesi romanında olduğu gibi şaşırtıcı olaylarla da karşılaşabilirdim. Gelişmiş medeniyetler umuyordu uzak bir geleceğe gittiğinde ama oradaki insanları adeta hayvanlaşmış olarak bulmuştu. Umarım ne Eloi ne de Morlock’tur karşımdaki. Size Bayan S.’nin onu ilk gördüğündeki tepkiyi anlatmadan edemeyeceğim. İstediğinde yeterince soğuk kanlı olabileceğini düşünürdüm ama o an çığlık atarak elini ağzına kapadı ve geri geri bir kaç adım attı. Şimdiye kadar insan gözünün alışık almadığı bir türü karşısında görünce oldukça korktu ve benim arkama sindi. O heyecanın içerisinde elimde olmadan güldüm onun bu haline. Böyle bir ana tanıklık ederek insanlık ve bilim tarihine geçtiğinden bihaberdi tabi. Sonra Carol’un uyanabileceğini söyleyerek onu yukarı yolladım. Şimdi kahvaltıya çıkmalıyım. Bu günü Carol’la kutlamak istiyorum. Tabi o neyi kutladığımızı bilmeyecek. Kadınlara herhangi bir kutlama için pek sebep de gerekmez doğrusu. Onlar bir şey uydururlar.

 

 

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...