Evrim-3.Bölüm

10 Mart

Bugün ilginç bir gün oldu. İlk kez benden başka bir yabancı gördüm burada. Kendimi hep Gauguin gibi hissediyordum bu adada fakat pazarda atımla biraz alışveriş yapmak için gezinirken akıcı bir İngilizceyle konuşan birisinin sesini duydum. İnsan kalabalığı içinde bir göz taramasından sonra zorlanmadan ileride telefonla konuşan beyaz bir bayan olduğunu gördüm. Sırtında kamp çantası, üzerinde gezginci kıyafetleriyle otuzlarının ortalarında hoş bir bayandı. Fiziğine bakılırsa İngiliz olmalıydı. O da beni görmüştü. Buraya uymayan halim ve ten rengim onun da dikkatini çekmiş, telefonla konuşurken beni inceleyip durmuştu. Çekingen bir yapım olmamıştır hiç bir zaman. Bir şeyi yapmam gerektiğine ve o an yapmam gerektiğine inanırsam hemen atağa geçerim. Bu yüzden atımdan inerek bayanın yanına gittim. Bu esnada benim ona doğru geldiğimi fark edince telefonu kapatıp cebine koydu. Yanına geldiğimde iri gözlerinin canlı yeşili dikkatimi çekti ilkin. İnsanı içine alan samimi bir havası vardı. Hafif kemerli ince bir burna ve oldukça derli toplu bir dudağa sahipti. Ayrıca ince uzun yüzünü özenle tamamlayan pürüzsüz ovallikte bir çenesi, narin bir boynu, sportif bir vücudu vardı. Onu bu mesafeden bu derece ayrıntılı incelemek ilk izlenim olarak biraz cüretkarca görünebilirdi. Çünkü bunu pek gizleyerek yapmamıştım. Buna rağmen bundan pek rahatsız değil gibiydi. Duruşundan ve bakışlarından hayata meydan okuyan özgür kadınlardan birisi olduğunu hemen anladım. Kafamdaki beyzbol şapkasını çıkarıp, saçlarımı aceleyle düzelttikten sonra “Merhaba” dedim İngilizce. Merhaba diye karşılık verdi. Tek tek aktarmak gereksiz edebi kaygılara neden olacağından aramızda geçen diyalogu aynen aşağıya alıyorum.

  • Geçerken Ingilizce konuştuğunuzu duydum. Burada pek duyduğum bir lisan değil. Bu yüzden ilgimi çektiniz. İngiliz olduğunuzu düşündüm.
  • Evet, Nottingham.
  • İki bin on altı senesinde oradaydım bir konferans için. 
  • Yazar mısınız?
  • Yo, Allah korusun. Emekli bir bilim adamı diyelim. Siz gezginsiniz sanırım.
  • Evet.
  • Gezmek için baya uzak bir mesafe.
  • Ne kadar uzaksa o kadar iyi. Gezmediğim yer kalsın istemiyorum.
  • Oldukça büyük bir hedef. Umarım başarırsınız. Eğer, rahatsız etmezsen size burayı gezdirmek isterim. 
  • Tabi, iyi olur. Aslında bir rehberim vardı ama ortadan kayboldu. Telefonla o rehberi ayarlayan havaalanındaki acenteyle görüşüyordum az önce ama bir sonuç çıkmadı. Akşam saat yedide beni almaya bir bot gönderecekler, ben de o süreye kadar burada ne yaparım diye düşünüyordum. Fransızcam pek iyi değil çünkü. Sizinle karşılaşmam büyük şans.
  • Bu durum benim için de bir şans oldu. Buraya pek yabancı gelmez bu yüzden bir avrupalıyla konuşmayalı baya bi zaman oldu diyebilirim. Güzel bir gezi olacak.

Hayret! Tüm diyalog kelimesi kelimesine aklımda kalmış. Hafıza kapasitemin üstünlüğünden değil sanırım sadece bu. Zannedersem etkilendim ondan. Gerçekten güzel bir gezinti oldu. Adı Carol. Oldukça insan canlısı ve bilgili biri. Dünyayı dolaşmak gibi bir ideal edinmiş kendine. Böyle cesur kadınlara oldum olası zaafım vardır. Yarın için sözleştik. Botla tekrardan buraya gelecek, misafir edeceğim onu. Şu süreçte bir duygusal zaafa gerek var mı bilmiyorum ama kendimde böyle bir açlığın hele de bu düzeyde olduğunun farkında değildim. Ah Mary…

11 Mart

İçimde değişik duygular belirdiğini hissediyorum. Mary’den sonra ilk kez bir kadınla bu kadar yakınlaşıyorum. Daha iki gündür tanıyorum onu ama sanki yıllardır hayatımda gibi. Sohbeti, zekası, mizahı, fiziği ve kültürüyle gerçekten bir erkek için rüya gibi bir kadın. Bunları söylerken bir yandan da gizli bir vicdan azabı duyuyorum. Mary bir hayalet gibi zihnime doluyor. Ondan sonra hiç bir kadınla ilgilenmem sanıyordum ama libido mu dersiniz, yalnızlık mı, sevilme ihtiyacı mı ya da farklı cinsin o karşı konuşmaz çekiciliği mi, ne derseniz diyin işte yine başladığım noktadayım. Mary’i terkederken “ben bir bilim adamıyım, aşk bana göre zaman kaybından başka bir şey değil” demiş onu yaralayarak benden koparmak istemiştim. Başarmıştım da, yüzüme nefret ve büyük bir hayal kırıklığıyla bakıp eşyalarını toplayıp gitmişti. Bunu yapmak zorundaydım o zaman. O şartlarda ne karar verilmesi gerekiyorsa onu vermiş ve benim için ne iyiyse onu yapmıştım. Bundan şüphem yok. Her davranışı o anın psikolojisi ve şartlarına göre değerledirmek gerektiğini düşünürüm. Gerçekten de hayatımda bu projeden başka bir şeye yer yoktu. Sadece R-Evolution’a odaklanmalıydım ki, öyle yaptığım için o var. Eğer kendimi geri çekmeseydim belki onunla evlenecektim. Bu benim için felaket olurdu. Buna rağmen Mary zihnimin dehlizlerinde dolaşıyor hala, bilincimin derinliklerinde yüzüyor. Onun benim için vazgeçilmez olmaya başladığını hissettiğimde kendimi kafese kapatılmış ve elim kolum koparılmış gibi hissetmiştim. Bu yüzden vazgeçecek gücüm varken bunu yapmıştım. Fakat Carol bu yeni dünyam için bir renk, kafamı dağıtmam için bir eğlence. Onunla vakit geçirmek gerçekten çok keyifli. Ayrıca onun kadınlığını gereğinden fazla önemsiyorum sanırım. Kendimi bazen dekoltesine bakarken yakalıyorum. Onu bir ata sahip olduğum gibi sahiplenmek istiyorum. Böyle ifade edince kendimi oldukça duygusuz buluyorum ama gerçek bu. Bu sabah kalkar kalkmaz uzun süredir olmadığım kadar şık bir halde giyinerek kahvaltı bile etmeden evden çıktım. Bayan S. bu halime çok şaşırmış o kadınlara has güdüyle bu işin içinde bir kadın olduğunu anlamıştı. Bunu bana nereye gittiğimi sorarken ki ses tonundan çıkarmıştım. Umursamayarak makineyi gözlemlemeye devam etmesini tembihledikten sonra atıma binerek yola düştüm. Bu arada atım gerçekten harikulade bir hayvan. Beni çok kısa sürede kabullendi ve uyum sağladı. Onu koşturmak için vücudumu hafifçe doğrultmam yetiyor. Yere o kadar sağlam basıyor ki, adeta bana verdiği güvenle yolda gördüğüm çitlerin üzerinden atlamak istiyorum. İyi bir eğer siparişi verdim. Onunla daha fazla alakadar olmak isteği beliriyor içimde. Adını koymadım henüz. Eski Türk geleneklerinde olduğu gibi bir kahramanlık yapmasını bekliyor değilim ama ona tam yakışacak ismi bulmadan da öylesine bir isim koymak istemiyorum.

İskeleye giderek, adımın üzerinde beklemeye başladım. Hava dinledirici bir güneşin etkisi altındaydı. Denizden gelen serin meltem bu sıcağı daha tatlı hale getiriyordu. Canlı bir mavilikle hafif hafif salınan denizi ve dumanlı bir yeşil renge bürünmüş adaları izledim bir süre. Saat sabah sekize doğru bir nokta şeklinde beliren bot bir kaç dakika sonra yanıma yanaştı. Carol bir su perisi gibi göründü gözüme o an. Hemen atımdan inerek ona elimi uzattım. Gülümseyerek uzattığım elimi tuttu ve iskeleye çıktı. Onu atımın terkesine bindirerek bildiğim buraya has meyvelerden elde ettiği meyve sularını satan bir yerlinin dükkanına götürdüm. O da benden hoşlanmışa benziyor. Yüzüme bakarken içimi gıdıklayan tatlı bir ifade yayılıyor yüzüne. Ona adadaki köyleri, yerel aletlerin yapıldığı dükkanları, yerlilerin en büyük eğlencelerinden biri olan iri kertenkelelerin dövüştürüldüğü mekanlara götürdüm. Bol bol fotoğraf çekti. Bu süre zarfında samimiyetimiz artıyor, birbirimize daha çok yakınlaşıyorduk. Gülerken sürekli başını omzuma yaslıyor, beraberce yürürken koluma giriyordu. Bu serbest halleri, ruhundaki maceraperestliği açığa çıkarıyor, ona çekinmeden sokulmamı sağlıyordu. Kendimi sevgilisiyle gezerken her yakınlaşma imkanını değerlendiren fırsatçı bir genç gibi görüyordum bazen. Ama işin güzel tarafı da buydu sanırım. Akşama doğru gitmesi gereken saat yaklaşınca bugün misafirim olmasını rica ettim. Biraz düşünür gibi yaptı ve usulen bir rahatsızlık vermek istememe dileğinden sonra sevinçle kabul etti. Bunun üzerine atımıza binerek eve döndük. Yol boyunca belime dolanan eli hissederek erkek olduğumu duyumsadım ilkel bir hazla. Eve geldiğimizde Bayan S. Carol’u görünce beklediğim kadar şaşırmadı. Camdan bizi daha gerilerdeyken görmüş olmalı diye düşündüm. Yüzünün rengi bir garipti. Yeni kusmuş veya sarsıcı bir ağlayıştan sonra kendini toplamış insanların yüzüyle bakıyordu bize. Yapmacık tavırlarla Carol’a gülümsedi ve yanaklarından öptü. Carol’la geç saate kadar terasta oturup dolunay olan ayın yakamozlarını izlemiş, birbirimize kendimize dair karşımızdakini etkilemek için yıllardır bilincimizin bir tarafında hazırladığımız öyküler anlatmış, kendimizi olmak istediğimiz kişi olarak tanıtmaya çalışmıştık. İkimizde durumun bu şekilde olduğunu farkedecek kadar tecrübeli olmamıza rağmen halimizden oldukça memnunduk. Carol anlattığına göre çocuk psikolojisi üzerine doktorasını yaparken biranda dünyayı gezme isteğine kapılmış ve her şeyi geride bırakarak iki sene önce gezilerine başlamış. Tüm bu gezilerini kitaplaştıracağından bahsettiğinde, yazma becerisi olduğuna çok memnun olduğumu belirttim. Çünkü yazabilen kızlara ayrı bir ilgim vardı ve onların ilgisini üzerime çektiğimde kendimi daha şanslı hissediyordum. Tüm bu yakınlaşmamıza rağmen neticede dünden beri tanıdığım birisiydi. Bu yüzden yaptığım işle ilgili hiçbir şeyden bahsetmedim. Ben de kendimi artık akademik dünyadan bıkmış ve inzivaya çekilmek isteyen emekli bir doktor olarak tanıttım. Ki kısmen de doğruydu bu, son buluşumu tam olarak gerçekleştirene kadar herseyden elimi eteğimi çekmiştim. Geceyarısı olduğunda temiz hava kimizin de uykusunu getirmişti. Ona kalacağı odayı göstermesi için bizi bir delikten izlediğine emin olduğum Bayan S. yi çağırdım. Carol bana iyi geceler derken biraz imalı bakmıştı gözlerime. Ama bunun için daha erken. Ben bilim adamıyım, beklemeyi ve doğru zamanı iyi bilirim. Bir şeylere hemen ulaşmak o şeyi değersiz kılar. Bense bu kaçamağın tadını çıkarmak istiyorum. Şu an uyuyor mudur acaba? Daha fazla oyalanmadan uyumalıyım. Yarın oldukça iş var. Carol olmasaydı bugünü sürekli fareyi düşünerek geçirecektim. Nasıl bir evrimsel dönüşüme maruz kaldığını hayal etmekten başka bir şey yapmayacaktım. Carol iyi geldi bana.

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...