EVRİM-1.bölüm (Yeni Hikaye)

Şubat 23

Bugün ilk deneyi yaptık. Yardımcım Bayan S. gözyaşlarını tutamadı. Ona ne oluyorsa? Yüzü gözümün önünden gitmiyor. Sürekli gözlerime bakıp başını eğerek ağlarken aynı zamanda sevgiyle gülümsüyordu. Gören de çocuğumuz oldu zanneder. Tüm bunlar yetmezmiş gibi “Profesör M., siz bir dahisiniz.” deyip durdu. Sanki sen söylemeseydin bilmiyordum Bayan S.. Dahi olduğumun uzun yıllar önce teyide ihtiyacı kalmadı. İki yaşımda okumayı öğrendiğimde, yedi yaşımda üç bilinmeyenli denklemler üzerine kafa yormaya başladığımda, on yaşımda artık ansiklopedilerde yeni bilgiler bulamamaktan yakındığımda, on iki yaşımda karanlıkta parlayan fosforlu bitkiler ürettiğimde, on beş yaşımda en saygın üniversitelerden birisinin tıp bölümüne kabul edildiğimde, yirmi yaşımda profesör olduğumda, otuz yaşımda kontrol edilebilir ve öngörülebilir hücre mutasyonları ile ilgili yaptığım çalışmalarla Nobel ödülü aldığımda da duymuştum bu cümleyi. Bu cümlenin bir sonraki telaffuzunu Bayan S.’nin ağzından duymayı pek ummuyordum doğrusu. Yakında bu cümle hayatımdan çıkacak eminim çünkü başaracağım şey karşısında insanlar hayranlıktan söylecek söz bulamayacak. Yarın bir deney daha yapacağım. Bu kez hücre değil, kurbağa üzerinde  bir deneme olacak bu. Bu deneyde kısmi mutasyonları test ettim. İlk aşama için hücresel düzeyden öteye gitmeye cesaret edemedim doğrusu. Deney yirmi üç dakika on yedi saniye sürdü. Bunu gerçek evrimsel zamana oranladığım zaten yaklaşık on bin yıla denk geliyor. Bu muhteşem bir sonuç. Hücrenin yapısı büyük oranda değişmedi ama enerji partiküllerinde çok belirgin iyileşmeler var. Ayrıca bölünebilme becerisi de oldukça hızlanmış durumda. İncelemeye devam etmem lazım. Yarın kurbağanın sağ ön bacağı için bir deneme yapacağım, bakalım hücreden dokuya geçince süreç nasıl ilerleyecek.

Şubat 24

Bayan S. kek yapmış. Israrla yememi istedi. Şekerli şeyleri pek sevmediğimi adı gibi bilir ama şu kadınlardaki erkekleri değiştirme isteği yok mu? Erkekler değiştiğinde de artık eskisi gibi değilsin diye soğurlar. Zorla bir dilim yedim artık. Şeker tadı hala ağzımdan gitmedi. Sanırım bu dördüncü kahve fincanım. İlk kahvemi o kızıl kedisi, uzun tüylü mide bulandırıcı kuyruğuyla deviriverdi. Laboratuvarda serbestçe gezen bir kedi mi olur? Bayan S. ye şikayetlensen “Hayvan ne yapabilirsin ki?” der en ölgün sesiyle. Benim o hayvan dediklerine neler yaptığımı bilmez gibi. Galiba insan ırkı gerçekten yenilenmeye ihtiyaç duyuyor artık. Bu model belli yazılımları kaldırmıyor ve güncellemeye ihtiyaç duyuyor sanki. Bayan S. de bunu açıkça görüyorum. Neyse, 2. deney yaklaşık 15 dakika önce başladı. R-Evolution oldukça iyi değerlerde çalıştı. Çok heyecanlıyım. Bakalım sonuç ne olacak? Dönüşüm iki günü bulacak sanırım bu da evrimsel ölçekte bir milyon 600 bin yıla denk geliyor. Şimdilik bir oda büyüklüğünde olan R-Evolution biraz gürültülü çalışıyor. Kulaklık takmak zorunda kalıyorum çoğu zaman. Belki zamanla bilgisayarın kaderini paylaşır ve cebe girecek kadar küçük bir hale gelir. Ömrüm onu en fazla bir buz dolabı büyüklüğüne getirmeye yetecek diye düşünüyorum. Sonrası beni takip edecek bilim insanlarının işi. Fakat ben hayattayken istediğim sonuçları elde edene kadar bu proje sır olarak kalmaya devam edecek. Hala aşılması gereken etik ve yasal prosedürler var.

Şubat 25

R-Evolution biraz gürültüsünü arttırdı. Biraz sağını solunu kurcaladım bir sorun yok gibi duruyor. Ama yarın ne ile karşılaşacağım ve başaracağım konusunda kendime inancım hala çok yüksek olsa da biraz moralimi bozdu bu durum. Bayan S. nelerde acaba? Neden lazım olduğunda hep ortaya çıkmasını beklemek zorunda kalırım ki? İstediğim altı üstü yarım saate bir kahve ve etrafın olduğunca temiz ve düzenli olması. Kahve yoksa ağrı kesici bir ilaç almalıyım. Bu ses ve radyasyon dengemi bozuyor.

26 Şubat

İşte yine zafer… İkinci deney de başarıyla sonuçlandı. R-Evolution’ı açtığımda gördüğüm şey karşısında heyecandan kalbimim göğsümden fırlayacağını düşündüm. Yine gözyaşlarıyla sevinç çığlıkları atarak duygu karmaşası içerisinde beni geren Bayan S. yi neredeyse öldürmek kastıyla sarıldığını düşündüğüm boynumdan zorlukla kopardıktan sonra iyice yaklaştım kurbağaya. O perdeli küçücük ön ayağının şeffaf, ucunda parıltılı biyonik sensörler bulunan iki uzun parmaklı bir yapıya dönüştüğünü gördüm. O an zorlukla yutkunarak istemeden sesli olarak: “Teknoloji doğayı taklit etti hep, artık doğa teknolojiyi taklit ediyor.” dedim. Demez olaydım. Neredeyse yarım saat Bayan S. ye ne demek istediğimi anlatmaya çalıştım. Çünkü o bir soru sorduğu zaman tatmin olacağı uzunlukta bir cevap almazsa yakamdan düşmez. Tatmin olacağı uzunlukta diyorum çünkü o sizin anlattığınız şeyin içeriğiyle ilgilenmez, onu ciddiye aldığınızı gösterecek kadar uzun bir şekilde bir şeyler anlatmanız kafidir. İzahatı bitirince kurbağayı R-Evolution’ın içinde oluşturduğum güvenli bir koruyucu kafese alarak yine R-Evolution’nın güvenli kanallarıyla daha sonra ayrıntılı analiz için yerin iki kat aşağısındaki özel güvelikli laboratuvarıma gönderdim. Çünkü neyle karşılacağınızı öngörmeniz imkansızdır. Bazen en masum görünen şeyler en tehlikeli olanlardır.

1 Mart

Bugün gördüğüm şey beni çileden çıkardı. Saatlerdir kendime gelemiyorum. İnsanlık tarihinin en büyük icadının üzerinde ihtiyar bir çiftin bakta oturduğu bir biblo vardı. Biblodaki ihtiyarın tombul yüzü, yuvarlak gözlüğü, yanındaki kadına gereğinden fazla sokulması gözümün önüne geldikçe sağı solu yumruklayasın geliyor. Bayan S. ye bunun anlamını sorduğumda, şans getirmesi için koyduğunu söyledi. Düşünebiliyor musunuz, benim laboratuvarımda şansa inanan bir batıl inanç abidesi var. Hemen kaldırmasını istedim gözümün önünden. Üzüldü biraz ama bu kadarı da fazlaydı doğrusu. Neyse, bugün uzun uzun rapor yazdım. Yaptıklarımı düzenli olarak kayda geçirmem önemli. Tarihi ve insanlığı değiştirecek bir buluşun arefesindeyim. Buna rağmen bazen bu yaptığımın ne kadar doğru olduğunu düşünüyorum. Bir teori vardır geçmişe bir şekilde bir makine aracılığıyla giderseniz ve sadece orada bir saniye durup geri dönerseniz geleceği değişmiş olarak bulursunuz diye. Tabi bu değişim algılanabilir düzeyde olmayabilir ama değişmiştir. Peki ya geleceğe gittiğinizde, orada bir saniye bulunup dönmek geçmişe ne kadar etki eder. Eğer zaman lineerse sorun yok, gelecekle istediğiniz kadar oynayın şimdiye etki etmez. Fakat eğer döngüselse o zaman aynı değişim geçmiş için de söz konusudur. Tüm bunlar, bir insanın hem ruhen hem de bedenen sırtlayabileceğinden fazla. Bense hem geleceği hem geçmişi sırtlamaya çalışıyorum. Fazla mı cüretkarım? Prometheus gibi hissediyorum bazen kendimi. Peki ya bu ateş beni yakarsa… Nereden geldi bu karamsarlık şimdi. Kurbağanın ön ayağı muhteşem bir yapıya dönüşmüş durumda. Parmak uçlarındaki hücreler epitel hücrelerinin mükemmelleşmiş hali. Gerçi tam olarak bunu söyleyemem çünkü evrim an be an devam eden bir döngüdür. Fakat ortaya çıkan dönüşüm inanılmaz. Bu hücreleri tam olarak incelemedim henüz ama dokunduğu yüzeyler hakkında adeta bir bilgisayar gibi oldukça ayrıntılı veriler iletiyor beyne. Dokunduğu yüzeyin rengini, kokusunu, tadını, dokusunu vs… Bu buluş bile bilim dünyasını şoka sokabilecek nitelikte. Ama beklemeliyim. Asıl büyük deneyimi yapmadan bir şeyleri ortaya koymak olmaz. Hem ben hem de projem bir süre gözlerden uzak kalmalı. İnsanlar bir şeylere burunlarını sokmasınlar diye okyanusun ortasındaki bu küçük adaya, bu gizli laboratuvarı kurdum. Adadakiler beni sadece işinden bunalmış, iki katlı bir evde inzivaya çekilen bir adam olarak biliyorlar. Böyle bilmeye bir süre daha devam etsinler.

3 Mart

Bayan S.’nin biraz başı ağrıyor dünden beri. Tadı yok. Onun neşesi olmayınca benim de modum düşüyor. Onunla ilk kez tanıştığım İki yıl öncesini hatırladım da şimdi, kim derdi ki buralara onunla geleceğim. Rahmetli annem emekli bir albay olan babamın maaşıyla geçinen kendi halinde bir kadıncağızdı. Tüm günü bahçesindeki bitkileriyle ilgilenmekle geçer, fırsat bulunca da televizyonda dizi izlerdi. Son zamanlarda iyice elden ayaktan düşmeye başlayınca bir arkadaşımın tavsiyesiyle Bayan S.yi annemin yanına aldım. Arkadaşımın çocuklarına bakmış bir kaç yıl, ondan çok memnun kalmışlar. Çek asıllı bir göçmen olarak gelmiş Türkiye’ye. Anlattığına göre daha on yedi yaşındaymış. İnternetten tanıştığı bir Türk onu evlenmek vaadiyle kandırarak memleketini terketmeye ikna etmiş. Zaten o dönem bir kurtuluş arıyordum diyor anlatırken sulu gözlerle. Babası içip annesini döven hayırsızın biriymiş. Zaten fakirlik ve sefalet içindeki hayatı annesinin kanserden vefatıyla daha da çileli bir hal almış. Bu yüzden de arkasına bakmadan gündelik işlerden biriktirdiği parayla kaçmış. Fakat bir çok göçmen kadın gibi geldiği ülkede de umduğunu bulmamış çünkü internette konuştuğu genç bambaşka bir şekilde davranmak niyetindeymiş ona. Daha yol yorgunluğu demeden ilk tenhada niyetini belli etmiş. Bunun üzerine yerden aldığı bir taşı gencin kafasına indirince, genç oraya yığılıp kalmış. Korkuyla sağa sola bağırarak koşan Bayan S. polise derdini anlatmaya çalışmış. Tek tük de olsa Türkçe konuşabiliyordum diyor. Çek’teki Türk komşularının kızlarından öğrenmiş. Polis onu alıp karakola götürmüş. Gencin ciddi bir şeyi yokmuş sadece kafasının derisi yarılmış biraz. Polisler gencin iyice gözünü korkutarak, şikayetçi olmasına ve kızın peşine düşmesine mani olmuşlar. Bu arada karakolun komiserinin bu cesur ve masum kızı tekrar sokaklara salmaya içi el vermemiş. Eşi de çalıştığıiçin, daha kreş yaşında bile olmayan ikizlerinin durumuna üzülen komiserin aklına bir fikir gelmiş ve onun çocuklarına bakıp bakamayacağını sormuş. Bayan S. sevinçle kabul etmiş bu teklifi. Bayan S. kısa boylu, açık tenli, kızıl saçlı, iri fakat ayrık, biraz da çıkık gözlü, tombul burunlu, ince dudaklı bir kadın, fiziği biraz erkeksi, yürüyüşü paytak ve paspal. Bu özelliklerinin onun kendisini korumasında çok işe yaradığını söyler diş etleri görünen içten gülümsemesiyle. Anneme baktığı süre boyunca onun ne kadar sadık olduğunu farketmiştim. Ayrıca çalışkan ve temizlik konusunda titizdi. Annemin vefatından sonra bu projem boyunca benimle ilgilenecek kişinin o olduğundan şüphem yoktu. Bu yüzden benimle gelmesini istedim o da sorgulamaksızın tamam dedi. Annemi çok sevdiğinden -Annemle anne-kız gibi olmuşlardı- beni de seviyor ve kabulleniyordu. Zannedersem benden biraz da hoşlanıyor. Ne yapıyorum ben böyle. Defteri kalemi elime almış dedikodu yapıyorum. Ah şu insansı yanlarım. Ne zaman tamamen soyutlanabileceğim ilkel yanlarımdan.. Bu arada bazen ona dişi Kafka derim. Hem hemşehrisi olduğundan hem de anlamlandıramadığım, bana saçma gelen hareketlerinden dolayı.

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...