Mutant-14. Bölüm

Rıza, sabah uyandığında terden sırılsıklam olduğunu farketti. Sabah saatlerinde bu kadar sıcak olmazdı. Hemen telefonunu eline alarak saati dinledi. Saat 13:15’ti. Telaşla yataktan fırladı. Nasıl bu kadar uykuya yenik düştüğünü anlayamadı. Hiç bu kadar geç uyandığını hatırlamıyordu. Telefonunun alarmını duymamış, daha kötüsü sabah namazını da kaçırmıştı. Muhtemelen öğle ezanı da okunmuştu. Hemen lavaboya gitti ve abdest aldı. Bu arada arkadaşının da uyanmış olabileceği aklına geldi.

  • D-102, uyandın mı?
  • Evet.
  • Hemen yiyecek bir şeyler hazırlayayım. İşe geç kaldım çıkmam lazım.
  • Ben de seninle gelebilir miyim?

Rıza bir süre düşündü bu talebi. Aslında sürekli kapalı kalmaya alışmış bir canlının böyle bir isteği çok dramatikti ama garip görüntüsü ve garip yaşamıyla onu nasıl yanında götürebilirdi. Onu tanıyanlar muhakkak yanında kimin olduğunu merak edecek, yanına geleceklerdi ve onun garip hayat hikayesi karşısında afallayıp kalacaklardı hatta kimse buna inanmayacak onlara delirmiş gözüyle bakacaklardı.

  • Evde kalsan senin için daha iyi olur sanırım. İnsanların seni garip bulup rahatsız etmelerinden çekiniyorum.
  • Eğer yüzümü gizleyecek bir şey takarsam ve bol kıyafetler giyersem yanında gelebilirim dikkat çekmeden. Benim hasta olduğumu söylersin soranlara.
  • Bu kadar çok mu istiyorsun benimle gelmeyi?
  • Evet, senin hayatını merak ediyorum ve tabi diğerlerinin.

Rıza, biran bu riske girmeye değer mi diye analiz etti zihninde durumu. Sonunda onun bu isteğini oldukça insanı ve içten buldu.

  • Tamam. Kendi kendine giyinebilir misin peki?
  • Evet.

Rıza arkadaşına kapşonlu bir sweet, bir beysbol şapkası ve en geniş pantolonu verdi ona. Sonra o da sabah namazının kazasını ve öğle namazını kılmaya durdu. Yarım saat sonra apartmandan dışarıya çıktılar.

Rıza oldukça garip hissediyordu kendini. Hem tedirgindi hem de heyecanlı. Yanında onunla birlikte tabla arabasını iten ve hırıltılı soluyuşlarla yürüyen bu farklı varlık, sanki bir anda insanların onların etrafına toplanmasına sebep olacakmış gibi stresliydi de. Böyle bir şeye kalkışması ne kadar doğruydu acaba? Ya işle umdukları gibi gitmezse ve insanların dikkatini çekerse, durumu toparlayabilecek miydi? Bu günü sorunsuz atlatsalar bile sonrası nasıl oacaktı? Onu yanında tutmakla hata mı ediyordu? İçinde hiç de iyi olmayan hisler vardı. Bekleyelim ve kaderimizi yaşalım dedi kendi kendine.

  • Bu genişlikte yaşamak ne kadar güzel. İstediğin yere gidebilmek… Şuraya bak bir kedi. Ne kadar da hızlı. Ağaçların rengi, gökyüzünün maviliği, bulutların beyazı, her şey o kadar güzel ki.

D-102 karşısındakinin bunları göremediğini hatırlayınca sustu birden. Kendisini görebildiği için suçlu hissetmişti sanki. Fakat Rıza, onun neden sustuğunu anlamıştı. Bu inceliğe gülümsemeden edemedi.

  • Susma anlat, ilk kez görüyorsun bunları, tepkilerini merak ediyorum hem ben de hatırlamış oluyorum onları.

Yol boyunca gördüğü şeylere şaşırıp onları tasvir etti D-102’i. Uzun süre sonra Rıza ilk kez kendisini yalnız hissetmediğini hissetti. Kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen yine de onun yanında olmasına memnun olduğunu düşündü. Kim bilir belki de arkadaşlıkları uzun süreli olurdu. Neden olmasın? O evdeki işlerle ilgilenirken kendisi işe gidebilirdi. Bunca zamandan sonra evini birisiyle paylaşacağına inanmazdı. Hayat süprizlerle doluydu gerçekten. İnsanın neler yaşayabileceğini önceden kestirmesi mümkün değildi.

Yürürlerken bir kaç kişi Rıza’ya selam vermiş, yanındaki zorlukla yürüyen ve çocuk mu yetişkinim olduğu anlaşılmayan kişiye bakmışlardı. D-102’i şapkasının siperliğini iyice yüzüne indirmiş, sweetinin kapşonunu kafasından aşırmış bir halde göz ucuyla bakıyordu etrafına. Bu haliyle sezilen tek gariplik onun fazlaca yüzünü gizleme çabasıydı. Rıza’nın yüreği güp güp atmaya başladı Erman Abinin dükkanına yaklaşıyorlardı. Mecbur oradan geçmeliydiler. Erman abi onları görünce D-102 ile alakadar olacağı kesindi. Gerçekten de Sahaf Erman onları görünce oldukça şaşırdı. Rıza’yı tanıdığından beri ilk kez yanında birisinin olduğunu görüyordu. D-102’nin garip görüntüsü gözünden kaçmadı ve kalkıp onlara doğru yürümeye başladı. D-102’i birisinin kendilerine doğru geldiğini söyleyince Rıza durumu anladı ve D-102’ye yavaşça arkasına doğru geçmesini ve kafasını kaldırmamasını söyledi. D-102 söyleneni yaptı. Sahaf Erman Rıza’nın yanına gelince daha bir dikkatle inceledi D-102’yi.

  • Hayırdır Rıza geç kalmışsın bugün işe. Bir sorun yok ya?
  • Yok abi dün biraz geç uyuyunca alarmı duymamışım.
  • Kim bu yanındaki delikanlı bakalım?
  • Akrabam Erman abi, ne zamandır görüşmemiştik, beni bulup bir uğramak istemiş. Bir süre yanımda kalacak.

Sahaf Erman bu duruma çok şaşırdı. Rıza’nın şimdiye kadar bir akrabasının onu ziyarete geldiğine şahit olmamıştı. Hem bir garip duruyordu akrabası. Üzerindekiler Rıza’nın kıyafetiydi bundan emindi. Hem daha önceden hatırlıyordu hem de üzerine oldukça bol olmasından belliydi. Rıza’nın anlattığından farklı bir durum olduğunu hissetti. Rıza’yı tanırdı yalan söyleyemezdi o ki, söylemeye kalkıştığında da şimdiki gibi kaygılı bir yüz ifadesiyle ve donuk bir gülümsemeyle konuşabilirdi. Sahaf Erman D-102’ye döndü. D-102 i olabildiğince Rıza’nın arkasına sinmiş başını önüne eğmişti.

  • Hoşgeldin delikanlı, nasılsın?

D-102 konuşup konuşmama konusunda kararsız kaldı fakat sonra susmanın kendisi için daha iyi olacağına kanaat getirdi. Netice de herkesin Rıza gibi iyi niyetli olmayabileceğini düşünecek kadar öngörülüydü.

  • Abi biraz çekingendir, ayrıca hasta biraz. O yüzden pek konuşmayı sevmez.

Rıza yetişmişti imdada. D-102’nin duruşu söylediklerini destekleyecek haldeydi. Sahaf Erman bir süre daha D-102’yi süzdükten sonra zoraki bir şekilde gülümsedi.

  • Dönüşte uğrayın, dün de gelmedin. Olmaz böyle arkadaş.

Bu kez içten gülümsemişti. Taşkın ruhu ani duygu geçişlerine alışkındı. Fakat Rıza’ya bir kez daha arkadaşına pek belli etmemeye çalışarak, “Bir sıkıntın yok değil mi, her şey yolunda?” diye sormadan edemedi.

  • Yok abi sağol. Dönüşte evde biraz vakit geçiririz diye düşünmüştük.

Sahaf Erman normalde ısrarcı olurdu ama bu kez “peki” dedi. “Yolunuz açık olsun. Yarın yeni kitaplar gelecek uğra muhakkak.”

Rıza “tamam” diyerek D-102 ile birlikte acemi bir hızla uzaklaştılar. Sahaf Erman arkalarından bakakaldı. Morali bozulmuş, kafasında rahatsız edici soru işaretleri belirmişti. Rıza’ya yanına yerleşmesini söyleceği bir zamanda bu garip akraba pek iyi olmadı diye düşünüyordu ki hala o ilginç gencin bir sır barındırdığına inanıyordu. Neyse diyerek dükkanına döndü. Taburesine oturup, bir sigara yakarak ters bir şekilde açık bıraktığı kitabını okumaya başladı.

Rıza ve arkadaşı her zamanki yerlerine tezgahlarını açmış, taburelerinin üzerine oturmuş bir şekilde bekliyorlardı. D-102 yüzünü saklamaya çalışarak etrafı büyük bir heyecan ve şaşkınlıkla izliyordu. Herşey o kadar yeniydi ki onun için her gördüğünü dakikalarca inceliyor her bir ayrıntısına hayret ediyordu. Bu süreçte de Rıza’nın beklediğinin aksine çok az soru soruyor adeta anlamaktan ziyade görmüş olmak ona yetiyordu.

  • Hayat ne kadar ihtişamlı ve şaşırtıcı. Böyle bir muhteşemliğin içine tesadüfen karışmış olma da o kadar kahredici. Bir insanın sırf egosu için var ettiği bir bahtsızım tekiyim ben. Güneşi gördükten sonra karanlığı nasıl kabul edeyim kalıcı olarak. Şimdi bunca geçen yıllarıma acımaya başladım. Önceden duyarsız ve boyun eğmiştim. Şimdiyse aciz halime bakmadan isyan doluyum. Benim yaratıcımın bana yaptığını artık tüm ayrıntısıyla görebiliyorum. Benim üzerimdeki etkisi özgürlük zehiriyle yavaş yavaş azalıyor.

Rıza sessizce dinliyordu arkadaşını. O konuştukça o da kendi durumunu düşünüyordu. Herkesin içinde bulunduğu bir kafesi vardı aslında. Tabi kimisinin çok dar, kimisinin demirleri ince, kimisinin içi bomboş, kimisinin dikenlerle dolu. Ama bir kafesti netice de. Peki onun kafesi neydi acaba? Gözleri mi yoksa iradesi mi? İkisi de aynı şey olabilir miydi? Kuran’da bir ayet geldi aklına. Karanlıkta kalıp, şimşek ışığıyla ilerlemeye çalışan insanlarla ilgili…

  • Rıza, sen iyi birisin. Beni koruyup kolluyor, karnımı doyuruyorsun. Tahmin ediyorum ki bunu herkes yapmaz çünkü insanlar yapı olarak bencil ve kötülüğe meyiller. Sen farkında olmayabilirsin alışkanlık denilen morfin yüzünden ama ben insanların yüzlerine bakınca görüyorum onlarda ki ilkelliği ve vahşiliği. Bana yaptığın şeyler için teşekkür ederim. Bu gece de seninle kalacağım muhtemelen yarın ölmüş olacağım.

Rıza bir yerine şok vermişler gibi taburesinden doğrularak hayretle D-102’ye döndü. Dehşetle ayrılmış gözleri duygularını yeterince ifade ediyordu.

  • Nasıl, anlamadım? Ne ölmesinden bahsediyorsun?

D-102 sakindi. Etrafı izlemeye devam ediyordu.

  • Deniz var mı burada?

Rıza hala az önceki cümlenin etkisindeydi. Sorusuna bir cevap alamadığı için kaygıyla ayakta bekliyordu.

  • Var, ama…
  • O halde beni oraya götürür müsün?

Rıza çaresizce taburesine oturdu. Ne yapacağını ne diyeceğini bilemez bir haldeydi. Israr etmenin anlamsız olduğunu anladı ve “hadi gidelim” diyerek tezgahı olduğu gibi bırakıp

  • Bana yardımcı olman lazım. Dolmuşa binmemiz gerek.

İkisi de yan yana yürümeye başladı. Dolmuşların olduğu yere gelince sorarak sahile giden dolmuşu bulup bindiler. Yarım saatlik bir dolmuş yolculuğundan sonra sahil yolunda indiler. On Onbeş dakikalık bir yürüyüşten sora sora sahile indiler. D-102 denizi ilk gördüğünde olduğu yerde durdu. O kadar heyecanlanmıştı ki, Rıza’nın elini tuttu. Rıza da onun elini kavradı ve beraberce sahile yürüdüler. Denizin serin havası yüzlerine çarpıyor, dalgaların sesi ruhlarını dinlendiriyordu. Ayakkabılarını çıkarıp denize temas etmek istediler. D-102, deniz ayaklarına dokundukça hırıltılı bir rahatlama sesi çıkarıyor ve durulmuş bir yüzle gülümsüyordu.

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...