Mutant-13.bölüm

Rıza, yatsı ezanı okununca bardağındaki çayı bir yudumda içerek doğruldu ve abdest almaya gitti. D-102’nin abdest alırken onu dikkatle izlediğini biliyordu. Sonra Rıza yere seccade sererek namaza durdu. Birisinin gözleri hapsinde namaz kılmak biraz garipti. Namaza konsantre olamıyor, okuduğu duaları karıştırıyordu. Sadece farzı ve selat-ı vitr namazını kıldı ve seccadesini toplayıp yerine koyduktan sonra tekrar eski yerine oturdu.

  • Bu yaptığın şey nedir?

Rıza artık şaşırmıyordu arkadaşına, onun uzaydan gelmiş bir yabancı olduğunu kabul ediyordu.

  • Namaz denir buna. Biraz önce duyduğun ses ezandı. Ezan okunduktan sonra müslümanlar namaz kılar.
  • Neden peki?
  • Allah rızası için. Allah’a şükrümüzü belli etmek için.

D-102’i bir süre sessizce düşündü.

  • Allah kim peki?

Rıza neredeyse son yıllarda yaşamını adadığı ve onun kurallarına göre hayatını tanzim ettiği varlığı nasıl tanımlayabileceğini düşündü. Allah’ın varlığı deyince sürekli tövbe etmesine sebep olan görüntüler geldi aklına yine. Nurlar içerisinde gür sakallı dev bir adam… Bu düşünce üzerine tekrar tövbe etti. 99 isminin içinde barındırdığı sıfatlarından yola çıkarak anlatabilirdi onu. Ama arkadaşının kafası karıştırmak istemedi. Bu yüzden kısa bir tanım yaptı.

  • Bizi yaratan Yüce Varlık.

D-102’i şaşkınlığını belli eden bir hırıltı gibi bir ses çıkardı.

  • Allah, profesörün arkadaşı mı yoksa?

Rıza elinde olmadan gülümsedi.

  • Değil tabi, profesörü de yaratandır o.

D-102 ilk kez duyduğu bu cümleler karşısında bir çocuk gibi heyecanlanıyor ve şaşırıyordu.

  • Yaratanı yaratan… Onu da bir yaratan mı var?

Rıza’nın aklına Kul hu Allahu Ehad, allahusssamed diye başlayan ihlas suresi geldi. Karşısındaki bakir akıl, farkında olmadan derin ve cevabı olmayan veya cevabı verilemeyen sorular soruyordu. Gerçekten de saf akıllar hep en zor soruları soruyordu. Çocuklarda da öyle değil miydi? İnsanlar büyüdükçe sorulardan daha zor cevaplar uyduruyor ve bir süre sonra soru sormayı yasaklıyorlardı.

  • O yaratılmamıştır, hep vardı.

D-102’inin bunu kavramasını kolaylaştıracak ön kabulleri veya birilerinden miras getirdiği inanışları yoktu. Bu yüzden bu açıklamayı kavrayamadı. Onun bildiği tek yaratıcı Profesördü ve onunla kıyaslıyordu duyduklarını.

  • Bir şey nasıl hep var olur ki? Netice de herşeyin bir başlangıcı olması gerekir. Eğer başlangıcı yoksa başka bir şeyden dönüşmüş olmalıdır. Bir şey ya var olmuştur ya da dönüşmüştür. Aslında ikisi de birdir aslında. Buna rağmen var olmakta bir şeylerden bambaşka şeyler ortaya çıkar ama dönüşümlerde bir öncekinin devamı olunur.

Rıza, bu duydukları üzerine biraz tedirgin oldu. Karşısında bir çocuk zekasından fazlasının olduğunu hissetti. Acaba D-102’yi görebilseydi yine de onunla aynı odada durmaya tahammül edebilir miydi? Konuyu değiştirmek istedi.

  • Adın neden kodlama şeklinde?

Rıza, az önce konuştukları şeyleri düşündüğünden biran için algılayamadı bu soruyu. Hırıltılı derince bir nefes aldı.

  • İsimler sadece bir şeyi başka bir şeyden ayırt etmek için veriliyor. Benimki de bu amaca yeterince hizmet ettiği için bunu Profesör’e sormadım. Ama sanırım kaçıncı denek veya deneme olduğumla alakalı.

Rıza onun böyle otomat konuşmasını oldukça garipsiyordu.

  • Hiç üzülmedin mi içinde bulunduğun duruma?
  • Üzülecek kadar değer görmedim. Duygular belirli şartlarda yeşerir. Bu şartların en önemlisi kendini değerli hissettmektir. Eğer kendinde bir değer görürsen, üzülürsün, sevinirsin, öfkelenirsin, ağlarsın. Ben hiç değerli olmadım bu yüzden ne olduysam onun gibi davrandım. Yani varlığım başkasının ellerinde ve yapacağım herşey önceden belirlenmişken (hatta öleceğim zaman bile) kendimi duygulara kaptırmam anlamsız olurdu.

Rıza, perdeyi biraz aralayarak pencereyi açtı. Sanki bu perdeyle zihni de aralanıp içeriye giren serin havanın bedenini rahatlattığı gibi gökyüzünde dolaşan o muammaların sırrını içine alacaktı.

  • Şu an özgürsün kısmen de olsa. Artık varlığının akışı senin ellerinde değil mi? Profesör seni buradan kontrol edemez?
  • Evet, öyle ama zihnimdeki profesör ne olacak? Beni var edenden bir parçayım artık. O bana kendimi onun gibi kontrol etme tohunumu ekti. Yani kendimi kendimin başına dikti. Ne kadar da uzaklaşsam bir çemberi takip eder gibi bir şekilde ya profesöre döneceğim ya da profesöre dönüşüceğim.

Rıza bir süre dışardan geçen bir arabanın boğuk sesini dinledi.

  • Birbirimize ne kadar benziyoruz aslında. İki yalnız birbirini buldu galiba.
  • Senin ailen nerede?

Rıza bu soru üzerine, ağır ağır gidip yatağına uzandı ve elini başına yastık yaparak duvara yaslandı. Derin bir iç geçirdikten sonra “öldüler” dedi. Bu süre sessizlik oldu.

  • Gözlerin görmeden nasıl bu şeyleri yapabiliyorsun, yemek hazırlamak, işe gitmek gibi.
  • Gözlerle işler daha kolay tabi ama bir süre sonra gözlerin yerini diğer duyuların ve organların bir şekilde alıyor. Tabi üzülüyorum. Görmek dünyanın en güzel şeyi. Eğer doğuştan kör olsaydım belki de bu kadar üzülmezdim.
  • Profesör beni kusursuz insanı yaratmak için kullanıyormuş. O kadın söylemişti araba. Kusursuz insan yaratmak isterken yaratım zaiyatı olarak var olmuşum ben. Doğuştan eksik olduğunda da üzülürsün. Hiç tatmamış olmak bazen daha yıkıcı olabilir.

Rıza doğruldu birden ve arkadaşının da yatağını hazırlayıp tekrar uzandı.

  • Her şey sana yabancı ve garip görünüyordur. Buna rağmen zekan bunları kaldırabilecek düzeyde. Ben senin durumda olsaydım herhalde aklımı yitirmiştim. Güçlü bir mantığın ve üstün bir zekan var diye düşünüyorum. Profesör üstün insanı yaratmaya çalışırken -ki neden bunu yapmak istemiş- bazı yönlerden başarısız olmuş olabilir ama bazı yönlerden de başarmış gibi duruyor. Belki farkındasın veya değilsin, elimi tuttuğunda o kadar güçlüydün ki, kolumu kırmandan korktum ve 3 yıldır dünyada olmana rağmen olgun bir insan gibisin, dediğine göre kendi kendine profesörden duyduklarından ve televizyondaki çizgifilmlerden öğrenmiş daha doğrusu çıkarımlarla türetmişsin bir çok şeyi.

Rıza bunları söyledikten sonra arkadaşından bir cevap bekledi ama arkadaşının hırıltılı ve derin soluklarından başka bir şey duymadı. Arkadaşının uyuduğunu anladı. Rıza da yorgun vücudunun farkına vardı ve gözlerini kapatarak uykusunu beklemeye başladı.

Daha yeni uykuya dalmıştı ki, kulağının dibinde bir nefes hissetti. Korkuyla gözlerini açtı ama kıpırdamaya cesaret edemedi. Soluk biraz daha yaklaştı. Sonra kulağında ıslak bir şeyin dolaşmaya başladı. Bir dil olduğuna kanaat getirdiği şeyin verdiği tiksinti ve ürpermeyle doğrulmak istedi ama güçlü bir el ağzını kapatarak onu yatağa bastırdı. Yatakta çırpınıyor ama elden kurtulamıyordu. Son bir gayretle kalmaya çalıştı ve elden kurtularak doğruldu. Gözlerini korkuyla ayırmış bir şekilde yatakta oturuyordu. Eliyle etrafını yokladıktan sonra derin derin soluyarak tekrar uzandı. Oda da arkadaşının soluk alıp verirken çıkardığı hırıltıdan başka bir ses duyulmuyordu.

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...