mutant-12.bölüm

Rıza, D-102’nin karşısına oturmuş, sessizce düşünüyordu. Evindeki bu yabancının yapmak istediği neydi? Dün akşam gitmesini ima etmesine rağmen neden gitmemişti? Nasıl bir işin içine girmişti böyle? Daha fazla dayanamadı ve sorması gerektiğini düşündüğü ilk soruyu doğrudan sordu.

  • Neden gitmedin?

D-102, bir süre Rıza’yı inceledi. Görmemek nasıl bir duyguydu acaba? Gözlerini kapadı bir kaç saniye. Sürekli karanlıkta kalmak… Sadece yatarken karanlık oluyordu onun kafesinde. O da tam karanlık değildi zaten. Ayrıca televizyon izliyordu uyuyana kadar. Rıza’ya karşı bir yakınlık duydu ister istemez.

  • Çünkü gidecek bir yerim yok.

Rıza, bu sarsıcı mantık karşısında biraz gerildiğini hissetti.

  • Gidecek yerinin olmaması senin için bir sorun ama bu benimle kalabileceğin anlamına gelmez. En iyisi Erman Abime bahsedeyim, sana kalabileceğin uygun bir yer ayarlayabilir.

D-102 kendisinden bir başkasına bahsedilmesi fikrini müthiş korkunç buldu ve elinde olmadan nefesi bir kaplanın hırıltısı gibi boğuk ve yankılı olarak çıkmaya başladı.

  • Benden kimseye bahsetmeni istemem. İnsanlar beni görünce ne tür tepki verirler kestirmek zordur.

Rıza her duyduğu şeye hayret etmeye başladığını farketti.

  • Ne demek istiyorsun?
  • Yani ben sıradan bir insan değilim. Belki de insan bile değilim.

Rıza korkuyla sandalyesinden kalktı ve bir iki adım geriledi. Elinde olmadan sesini yükselterek; “Nesin sen söyle bana hemen.”

D-102 sadece çizgifilm izleyebiliyordu televizyonda ve onlar da kayıttan oynatılıyordu. Bugs Bunny, Tom ve Jerry, Road Runner gibi çizgifilmlerdi bunlar. Her ne kadar bunlar sığ çizgifilmler de olsa, yine de hayata dair bir şeyler öğrenmişti. Zekası normal bir insana göre daha gelişmişti, ne görse hemen birkaç analizden geçiriyor ve farklı etiketlerle zihninde kaydedebiliyordu. Öğrendiği şeylerden birisi de bazı gerçeklerin söylenmemesinin daha iyi olduğuydu. Bu gerçekler bazılarını ürkütebilir veya kendisine zarar verilmesine sebep olabilirdi. Ama karşısındaki kendisi gibi bir şeyleri eksik olan birisi onu anlayabilirdi belki. Hem hislerine göre o iyi birisiydi.

  • Beni Profesör bir deney için yarattı. Tek bildiğim buydu. Ne olduğuma gelince ben insanlardan biraz farklıyım. Sadece profesörden farklı olduğumu düşünürdüm önceden fakat dünden beri tüm insanlardan farklı olduğumu anladım. Eğer beni ışığın az olduğu bir ortamda görseydin benim sizden farklı olduğumu anlayamazdın. Kısaca senden biraz daha iri kafalı, geniş ağızlı ve farklı renkte bir deriye sahibim. Ayrıca ayaklarım biraz kalın ve hantal, kollarımsa zayıf ve narin. Kendimi bir canavar gibi tasvir ettim ama öyle değilim.

Rıza kalp atışlarının hızlandığını, yüzünün yanmaya başladığını hissetti. Gerçek olabilir miydi bu? Şu anda aynı evde bir ucubeyle mi bir aradaydı? İçinden Felak ve Nas surelerini okumaya başladı. D-102 karşısındakinin korkusunu açıkça görebiliyordu.

  • Benden korkmana gerek yok. Sana asla zarar vermem. Ki zarar vermeyi bile bilmem. Lütfen beni başka bir yere gönderme ve benden kimseye bahsetme. Eğer gücümü toplayabilir ve kendimde o cesareti görebilirsem, gideceğim. Ama bir süre burada kalmama izin ver, kafamı toplamam lazım.

Rıza istese de sakinleşemiyor, içine yayılan ürperti gittikçe büyüyordu.

  • Beni kandırmaya çalışan bir hırsız veya katil olmadığını nereden bileyim. Ya anlattıklarının hepsi palavraysa ki başka bir olasılık da yok gibi zaten.

D-102, ağır ağır kalkarak Rıza’ya doğru yürümeye başladı. Rıza onun yapmaya başladığı şeyi farkedince korkuyla geriye doğru gitmeye başladı.

  • Korkma benden.

Rıza sırtı duvara yaslanınca olduğu yerde kaldı. Titrediğini farkedince daha da telaşa kapıldı ve eliyle kendisini korkumaya çalışır gibi yüzünü kapadı. Derken yüzüne kapadığı elini bir el tuttu. Elinde olmadan bağırarak atarak kaçmak istedi ama el o kadar sıkı kavramıştı ki onu buna izin vermedi.

  • Dur, lütfen. Elini serbest bırak.

Rıza, direnmenin anlamsız olduğunu anlayınca denileni yaptı ve elini serbest bıraktı. Neler olacağını merak ediyordu bir yandan da. D-102, Rıza’nın elini alnına götürdü ve elini gevşetti.

  • Hadi, beni görebilirsin artık.

Rıza titremesine engel olamayarak D-102’nin aldındaki elini yavaş yavaş aşağıya doğru indirmeye başladı. Yüzün ayrıntıları belirdikçe zihninde, tüyleri diken diken oluyordu. Boynuna inince elini çekti ve zorlukla sandalyeye oturdu. D-102 de geldiği gibi giderek ağır ağır eski yerine oturdu. Uzunca bir süre konuşmadan öylece kaldılar. Rıza içinde bulunduğu durumu sindirmeye ve korkusuna hakim olmaya çalışıyordu. Bunun yolunun onu daha iyi tanımak olduğunu düşündü.

  • Peki, neden oradan kaçtın?

Rıza, başına ne gelecekse kabullenmiş ve biraz sakinleşmiş bir şekilde sormuştu bu soruyu. Buna rağmen elleri belli belirsiz hala titriyordu.

  • Ben kaçmadım. Kaçmak aklıma bile gelmezdi. Bir şeyi terk etmek için daha iyi bir yeri görmüş olmak gerekir değil mi? Benim varolduğumdan beri gördüğüm yer sadece orasıydı. Başka yerlerin veya başka hayatların olabileceğini aklımdan bile geçirmiyordum. Profesör o kadar kudretliydi ki onun varlığı olmadan yaşayabileceğimi düşünemezdim zaten. Orada yaratılmıştım ve orada ölecektim, biliyordum. Fakat dün o kadın geldi. Benden o kadar korkmuştu ki beni görünce biran öleceğini sandım ama çabuk toparladı kendisini ve bana yaklaştı. Profesörden sonra o günüme kadar konuştuğum ikinci kişiydi o. Profesöre göre daha zarif ve daha inceydi. Sesi ince vücudu değişik bir şekildeydi. Benimle uzun süre konuştu ve beni götürmeye ikna etti. Çünkü adeta bir gezegende sadece kendisinin yaşadığını düşünürken bir anda başka canlıların da olduğunu öğrenmek gibi bir şeydi bu. Onun arabasına bindik ve yola çıktık. Dışarı çıktığımda her şeyi neredeyse ilk kez görüyordum. Bazı şeyleri çizgifilmlerden görmüştüm ama bunlar çok daha farklıydı. Yolda o kadar çok konuştu ki beynim alt üst oldu. Söylediklerinin bir kelimesini bile hatırlamıyorum. Hatılamamayı kendim seçtim. O anlatırken zihnimi kapalı tutuyordum adeta. Aklımda kalmasına izin verdiğim tek şey, Profesör’den kaçmam gerektiği ifadesiydi. 
  • Seni kaçıran kişi neden bıraktı, neden kendisiyle götürmedi?
  • Bilmiyorum ama biran da ağlamaya başladı ve arabayı durdurup kapıyı açıp inmemi söyledi. Ben arabadan inince de koşarcasına arabasına binip hızla uzaklaştı. 
  • Sana bu yapılanların suç olması gerekiyor. Bildiğim kadarıyla insanlar üzerinde deney yapmak yasak.
  • O kadın da böyle söyledi. Ama ben insan mıyım, bilmiyorum.
  • Yıllarca bir odada kapalı kalmak nasıl bir duygu bilmiyorum ama iki yıldır ben de benzer durumdayım, seni anlayabilirim sanırım. Yapayalnızsın benim gibi sen de. Burda kalman konusunda düşünmeliyim. Anladığım kadarıyla ilgiye ve bakıma muhtaçsın. Bunun üstesinden gelebilir miyim bilmiyorum. Ayrıca sağlık sorunların olduğunu da düşünüyorum. Anlamadığım bir şey var. Neden Profesör seni bir odaya kapatma ihtiyacı duydu? Evine götürüp orada da saklayabilirdi seni.

D-102, yerinde kıpırdandı ister istemez. Profesör’ü düşündü. Kendisine karşı her zaman mesafeli ve yukarı perdeden yaklaşırdı. Kendisine bir kez olsun iğne yapma amacı dışında teması olmuyordu. Onunla duygusuzca konuşur, sanki bir duvara dertleşir gibi soğuk olurdu. Yine de her gün en az bir saat yanına uğrardı. Onunla hayattan, insanlardan, bilim adamlarından, varoluştan, evrenden yani onu neden yarattığı dışında aklına ne gelirse konuşurdu. Profesör’ü sevmeyi çok isterdi. Ama ona karşı duyduğu korku ve hayranlık bu duygunun oluşmasına imkan tanımamıştı. Buna rağmen profesörün gelişini dört gözle beklerdi her gün. Çünkü sadece onunla konuşabiliyor, sadece onu dinleyebiliyor ve kendisinden başka bir varlığın olduğunu bilerek rahatlıyordu. 

  • Profesör beni sıradan bir deney malzemesi olarak görüyordu. Ben onun için deney faresiydim sadece. Bana dediğim anlamda bir değer vermiyordu. Bunu şu an da çok net farkediyorum. Dün geceden beri beynimde volkanlar patlıyor. O kadar çok cevaplanması gereken soru var ki beynimde. Bu soruların cevabını kimin verebileceğini bilmiyorum bile. 

Rıza, karşısındakini dinledikçe ona karşı merhametinin arttığını hissediyordu. O da kendisi gibi bu hayatın eksik yanında yer alıyordu. Ailesi bile olmamış, yaşamı tamamen kurgusal bir hilkat garibesiydi o. 

  • Seni aramak isteyebilirler belki. Sen netice de söylediklerine rağmen onlar için önemli olmalısın.
  • Oraya tekrar dönmek istemiyorum. Eğer bir şekilde oraya götürülürsem öleceğimi biliyorum, ya onların elinden ya da kendi başıma. Çünkü artık öyle bir yaşamı kabullenmem imkansız. Artık içimde beliren duygulara gem vuramam. Sorguladığım ve cevabını aradığım şeyler beni rahat bırakmazlar. 

Rıza, derin bir nefes alıp ağır ağır saldı. Yorgun vücudu bu duyduklarını kaldırabilecek kudrette değildi. Buna rağmen uyumak aklından geçmiyordu, aslında bu mümkün değildi demek daha doğru olur. Çünkü zihninde o kadar soru işareti vardı ki, her bir soru işareti balık iğnesi gibi beyninin kıvrımlarına batıyordu. D-102’ye aç olup olmadığı sordu. Gün boyu bir şey yemediğini öğrenince kalkıp bir tavaya iki yumurta kırdı ve yanına biraz kahvaltılıklar koyarak masayı hazırladı. Yumurtanın kokusunu alan D-102 masaya oturmak için doğruldu fakat Rıza durmasını söyledi. Çay koymuştu. Çayın olmasını beklemesini istiyordu. 

  • Bu gün ilk kez çay içeceksin. 

Dedi gülümseyerek D-102’ye. O da gülümsüyordu.

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...