mutant-8.Bölüm

Perşembe günü, laboratuvar sabah sekiz gibi açılmış ve temizlik firmasının on iki kişilik ekibi laboratuvarda temizliğe başlamıştı. Bekçi onlara laboratuvarın temizlenecek bölümlerini gösterdikten sonra tekrar kulübesine dönerek, telefonundan balık avlama videoları izlemeye başlamıştı. Bekçinin en büyük keyfiydi balık avlamak. Hafta içi nerede nasıl balık tutacağını hayal eder, hafta sonu olunca da hayalini gerçekleştirirdi. Bu onun yaşamının anlamı gibiydi. Hafta içi fırsatını bulunda bu hayallerine bir de videolar eklerdi. Videolara öyle kaptırırdı ki kendini, videoda oltasına asılan balıkçının yaşadıklarını o da hisseder, elini gayri ihtiyari sıkarak dudaklarını büzerdi. Bu kez izlediği video büyük bir turna balığı avıydı. Balıkçının özel tesisatlarına hayran hayran bakarak, sonunda yakalanacak olan turna balığının büyüklüğü ile ilgili kendince tahmin yürütüyordu. Videoya o kadar dalmıştı ki, laboratuvar binasının arkasına yanaşan arabanın sesini bile duymamıştı.

Elifnur, cinsi belli olmayan ağacın tam altına bırakmıştı arabasını. Heyecandan ve stresten bir sigara içmeden inemedi arabasından. Uykusuz geçen gecelerin ve sürekli düşünmenin verdiği bir gerilim yaşıyordu şu an. Biran önce faaliyete geçmezse sinirlerini daha fazla kontrol edemeyebilirdi. Etrafa göz atarak arabasından indi yavaşça. Arabanın kapısını ses çıkarmamaya özen göstererek kapadıktan sonra ağacı incelemeye başladı. Gövdesi çok uzun değildi. Yaklaşık iki metre yükseklikteydi yerden. İri dallarından birisine sıçrayarak rahatlıkla tutunabilir ve gövdesine tırmanabilirdi. Yapabileceği aklına yatınca derin bir nefes alarak vakit kaybetmeden işe koyuldu ve planladığı gibi ağacın gövdesine tırmandı. Artık duvarın boyunu aşmış bahçenin içini rahatlıkla görebiliyordu. Bekçi, kulübesinde telefonuna bakıyor, ne önündeki cama ne de güvenlik kamerasına kafasını kaldıracak gibi de durmuyordu. Yine de bir gözü sürekli bekçideydi. Genelde geceleri ve temizlik olduğu günlerde sadece dışarıda bir bekçi oluyordu. Binadaki bekçiler izinliydi yani bugün.  

Duvarı aşacak şekilde dalın daha üst kısmına tırmandı. Spor giyindiği için oldukça rahatça yapabiliyordu bu işi. Zaten oldu olsa atletik bir yapısı vardı. Duvarı aşmak çok zor olmayacaktı. Yapması gereken tek şey kendisini daldan aşağı sarkıtmak ve yaklaşık bir buçuk metrelik bir mesafeden aşağı atlamaktı ki, bunu rahatlıkla yapabilirdi. Sonrasıydı zor olan, bekçiye görünmeden bekçi kulübesinin arkasından dolaşıp binanın giriş kapısından içeri girmek… Gözünü karartmıştı artık geri dönmek yoktu. Daldan sarkarak usulca aşağıya atladı ve duvar kenarından süzülerek bir çırpıda binaya girdi. Bu işin bu kadar ürkütücü bir kolaylıkta olmasını beklemiyordu doğrusu. Zorlanmadan ilk aşamayı geçmesine sevindi. Şimdi ikinci aşamadaydı sıra. Çalışanlara görünmeden demir kapıyı ve içerideki gizli kapının anahtarını bulmak… Bunun için öncelikle profesörün odasının anahtarını bulmalıydı ki, diğer anahtarlar büyük ihtimalle oradaydı. Eliyle cebini yokladı. Profesörün odasının anahtarı cebinde duruyordu. Geçen gün profesörle bekçi ağacı incelerken, gizlice bekçi kulübesinden almıştı anahtarı. Profesör, zengin olduğunu belli etmemek için paralarını torbada taşıyan zenginler gibiydi. Bir şey sakladığı zaman abartı önlemlerden kaçınıyordu anlaşılan. Böylece daha az dikkat çektiğini düşünüyordu. Odasının yedek anahtarı bekçinin anahtar panosunda, üzerinde “profesörün odası” yazacak şekilde açıkta asılı duruyordu.

Elifnur bir kedi gibi ses çıkarmadan temizlikçilerin bilmediğini tahmin ettiği köşelerden ilerleyerek profesörün odasına geldi. Burası da temizlenmeyen odalardan birisiydi. Profesörün odasını açıp içeri girdi ve kapıyı arkasından kilitledi. Şimdi, anahtar nerede olabilirdi? Yarım saatlik bir arama sonunda anahtarı oğlunun kırmızı spor arabasıyla fotoğrafının olduğu duvarda asılı duran çerçevenin arkasındaki küçük bir gözde buldu. Bu bilim adamları dünyanın en zeki insanları olduklarını düşünürler ama sıradan işlerde tam anlamıyla saftırlar. Ya da kendi zekalarını yüceltmekten başkalarının zekasını aşağılamaya başlarlar. Profesör de bu genellemeleri bozmuyordu. Anahtarı ve kartı alarak odanın kapısını açtı ve koridorda kimsenin olmadığından emin olunca hemen demir kapıya doğru sessiz fakat hızlı adımlarla yürümeye başladı. Demir kapının olduğu koridora gelince bir temizlik görevlisinin yerleri paspasladığını gördü. İçinden bir küfür savurarak köşeye sindi. On dakika beklemesi gerekti temizlik görevlisinin işini bitirmesi için. Temizlik görevlisi gittikten sonra yine hızlı adımlarla demir kapıyı açıp arkasından kilitledi ve demir kapıya yaslanarak derin bir soluk aldı. Kapının arkasının oldukça yumuşak olduğunu hissedince telefonunun ışığını açarak baktı. Kapının arkası ses geçisini engellemek için izolasyonla kaplanmıştı. Yandaki duvarlara dokundu. Geçen gün farketmediği aynı izolasyonun duvarlarda da olduğunu gördü. Bu durum ürpermesine neden oldu. İlerideki kapının arkasında ne vardı böyle gizlenmesi gereken?

Korkuyla ilerlemeye başladı. Soluğunu tutmuş karşısındaki kapının arkasında olan şeyin en küçük belirtisini farketmeye çalışıyordu fakat etrafta ağır bir sessizlik vardı. nihayet öğrenmesi gereken sırla arasında sadece elinde sıkıca tuttuğu kartla açılan bir kapı vardı. Annesi geldi aklına birden. Şu anda bunu oldukça yadırgadı. Hiç bir zaman böyle zor bir durumda olduğu anlarda annesi gelmezdi aklına. Çünkü onun en aciz yaşlarında bile kendisini koruyamamış annesinin şimdi varlığıyla ona güç vermesi imkansızdı. Buna rağmen onun yüzünü hatırlamak içini rahatlatmıştı. Tamamen kimyasal bir süreç diye düşündü. Beyni ona hayatta kalma refleksiyle destek olmaya çalışıyordu. Aklının bir kenarında demek ki annesini yanında kendisini güvende hissetmişti belki de bebekliğiyle ilgili anılardan kalma bir şeydi bu. Gözlerini sımsıkı yumarak annesini buradan uzaklaştırmaya çalıştı. Ona olan kırgınlığı öyle kolay kolay geçecek cinsten değildi. Sonra derin bir nefes alarak kartı yuvasına yerleştirdi. Aynı anda kapının açıldığını bildiren bir tık sesi duydu. Kalbi göğüs kafesini sarsacak şekilde atıyor, tüm vücudunu esnekliğini yitiriyor gibi geriliyordu. Kapıyı yavaşça kendine doğru çekerek, zifiri karanlık olan içeriye bir ruh gibi süzüldü.

Korkusu gittikçe büyüyordu. Bir süre sonra kontrol edemeyeceği boyutlara gelmesi ihtimali onu gittikçe daha çok tedirgin ediyordu. Telefonunun flaşını yakarak kapının arkasında kart yuvasının olup olmadığını kontrol etti, vardı. Buna rağmen kapıyı kapatmaya cesaret edemedi, hızla burayı terketmesini gerektiren bir durumun olma ihtimalini düşünerek. Sonra duvarlara tuttu ışığı. Bir lamba düğmesi arıyordu. Fakat bir kaç dakika aramasına rağmen kapının yakınında böyle bir düğme bulamadı. Düğmeyi aramaktan vazgeçerek ışığı içeri doğru tutup etrafta neler olup olmadığına bakmak için odanın ortasına doğru yürümeye başladı. Burası sıradan bir laboratuvar-ofis karışımı bir odayı andırıyordu. Derken odanın ışığı aniden yanıverdi. Elifnur bu ani ışık şokuyla elini gözlerine kapadı ve gözlerdeki ışık topunun dağılmasını bekleyerek korkuyla geriye doğru bir kaç adım attı. Elifnur’u tedirgin eden birisinin ışığı yakmış olabileceğiydi fakat etrafında kimse yoktu. Derken tam kaşısında duran ve karşıdaki duvarı boydan boya kaplayan bir kafes ve içinde ona bakan yaratığı gördü. Aynı anda eli ayağı boşalarak dizleri üstün yıkıldı. Çığlık atmak istiyor ama eliyle ağzını kapatarak buna engel olmaya çalışıyordu.

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...