Mutant-3.bölüm

Sabahın serin sessizliğinde sabah ezanı boş odada okunuyor gibi yankılanıyordu şehrin duvarları arasında. Müezzin bu akustiğin farkında ezan makamını yaydıkça yayıyor, nameleri dalga dalga minareden yükseliyordu. Farklı camilerdeki ezan sesleri ara ara bu gür sese fon oluyor polifonik bir etki bırakmasına sebep oluyordu. Ezan sesine muhakkak uyanırdı. Temkinli uyurdu çünkü. Eğer sabah namazını kaçırırsa gününün bereketinin de kaçacağını düşünürdü. Bu yüzde daha imam “Allahu ekber” nidalarına başladığı sırada gözlerini açmış, sabahın o dinç uykusuzluğu üzerinde olmasına rağmen ezan bitene kadar yatakta bekleyerek ezanı dinlemişti. İçinin huzurla dolduğunu hissediyordu ezanı dinlerken. İnsanın kendisinden kudretli bir yaratıcıya bağlanmasının ne güzel bir şey olduğunu düşündü o an. Bu düşüncenin ona ne kadar güven verdiğini… Ezan bitince sürekli yüzünde beliren yarı refleks yarı mutlu bir insan olmasının yansıması olan gülümsemesiyle yataktan kalktı. Ayakları yeri tarayarak terliklerini aradı. Terlikleri bulan ayakları usulca alışkın oldukları yuvalara yerleştiler. Bir süre öylece durdu. Zayıf vücudundan son uyku demlerinin de süzülmesini bekliyordu. Yeterince oturduğuna kanaat getirince doğruldu. Yataktan kalkınca doğruca üç adım atınca ulaşacağını bildiği lavaboya giderek musluğa ulaştı ve sızıntı kıvamında açtı. Lavabo eskilikten paslı bir renk almıştı buna rağmen düzenli olarak temizlendiğini belli eden bir haldeydi. Avuçlarını suyla doldurarak bir kaç kez yüzüne çarptı. Sonra sol elini uzatınca orada olduğundan emin olduğu havluya elini uzatarak yüzünü ve ellerini kuruladı. Lavabodan çıkınca sola doğru dört adım atarak Amerikan tipi odasındaki mutfak tezgahına ulaştı. Tezgahın sert ve soğuk mermer yüzerine dokundu. Adımlarını hep aynı genişlikte atmaya çalışıyor böylece ölçülediği yerleri daha rahat bulabiliyordu. Tezgahın üzerindeki tel rafa dizli olan tabaklardan iki tanesini alarak önüne koydu sonra sağında duran buzdolabına gidip mıknatıslı kapıyı sertçe çekerek açtı. Buz dolabının içindeki tam karşısında duran rafta kahvaltılıkları olurdu. Bir alt rafta ise genellikle akşamları yemek için yaptığı yemekler, en alt rafta ise meyve ve sebzeleri…. Buzdolabındaki her şeyin yerini ezbere biliyordu. Herşey olduğu yerden alınır ve özenle olduğu yere tekrar koyulurdu. Yukarıdaki raftan peynir, zeytin ve reçel alarak tezgahın önündeki plastik masaya yerleştirdi. Sonra tezgahtaki ocağın üzerinde duran çaydanlığa su koydu ve ocağın altını yaktı. Ocağı yakarken parmağını yaktı biraz. Hızlıca ağzına götürerek parmağını emdi. Su kaynayana kadar ayakta ocağın başında beklemeye başladı. Çok değil iki yıl önce ailesiyle yaptığı kahvaltıları hatırladı. Kardeşi ile birlikte masada şakalaşırken annesi telaşla kahvaltıyı hazırlamaya çalışırdı. Annesinin saçlarını savurarak oradan oraya koşturmasını sevgiyle izler onun kendileri için çabalamasını gördükçe ona olan hayranlığı artardı. Babası onları terkettiğinden beri annesi onlara hem anne hem baba olmaya çalışıyordu. Babasını hatırladı birden, uzun boylu, yapılı vücuduyla bir gölge gibi evde dolaşmasını. Sürekli suskun ve gergindi. Eve geç saatlerde gelir erkenden dışarıya çıkardı. Devlet su işlerinde memurdu. Yakışıklıydı fakat yakışılılığını gösteren o albeniden yoksun bir yakışıklılıktı onunkisi. Annesiyle bir kez bile iyi geçindiklerini hatırlamıyorlardı. Annesi sürekli ona hesap sorar o ise durmadan davudi sesiyle ona ters cevaplar verirdi. Bu tartışmaların sonu hep annesinin cinnet geçirerek kendini kaybetmesi, babasınınsa öfkeden yumruğunu ısırması ve kapıyı menteşeleri yerinden oynatacak kadar sert bir şekilde çarparak evden gitmesiyle son bulurdu. Babası hemen her hafta en az bir kez yaşanan bu kavgaların sonunda bir kaç gün eve gelmezdi. O kız kardeşiyle birlikte bir köşeye siner ağlayarak ve korkarak iki en çok sevdiği yetişkinin birbirlerine olan sonsuz nefretini izlerdi. Hem annesi hem babası onları çok seviyordu biliyordu bunu. Fakat bu iki kutsal varlığın birbirlerine duydukları öfke ve birbirlerine karşı gösterdikleri sevgisizlik onun çocuk ruhunu balyoz darbesi gibi sarsıyordu. Sevgi kollektif bir duyguydu, topluca olduğunda bir huzur ortamı oluşurdu. Bu sevgisiz ortam onu içine kapanık ve mutsuz bir çocuk haline getirmişti. Son kavgalarında babası ağlamaklı bir şekilde onlara bakmış ve kapıyı bir daha çalmamacasına kapatarak gitmişti. O günden sonra bir daha babalarından haber alamadılar. Annesi sormadık, başvurmadık yer bırakmadı ama kayıplara karışmıştı babaları. Onun yurtdışına gittiğini tahmin ediyorlardı. Fransa’da akrabaları vardı. Annesi her ne kadar oradan bir kaç tanıdığa telefon etse de kesin bir şey öğrenemedi. Neden sonra bir telefon geldi eve. Arayan Fransa’dandı. Annesinin çocukluk arkadaşı Cemre Ablaydı arayan. Benden duyma ama kocan burada demiş telefonda. Annesi artık peşine düşmedi. Boşanma davası açtı alelacele. O güne kadar el işi görmemiş annesi asgari ücretli bir iş bulmuş, ailesini geçindirme derdine düşmüştü. Artık daha asabi ve üzgün bir kadındı. Her ayrılık yaşayan kadın gibi muhtemel davranışlarını sorguluyor, acaba şöyle değil de böyle mi davransaydım diye vicdan azabı duyarak kendini suçluyordu. Tabi bir yandan da öfkesi katlanarak artıyordu kocasına. Muhtemel babası eve tekrar dönseydi eskisinden daha huzursuz bir ortam olurdu. Seziyordu bunu daha o yaşlarda bile. Ne annesini ne de babasını suçluyordu, yaşından beklenmeyecek bir tevekkülle olması gerekenin olduğunu düşünüyor, kendisinden üç yaş küçük kız kardeşi Damla ile ilgilenmeye çalışıyordu. Zaten sorunlu bir aile ortamında büyüdüğü için yeterince mızmız olan damla babasının gitmesiyle daha da huysuzlaşmıştı. Babasına çok düşkündü. En büyük zevki akşam eve dönen babasıyla oynamak onun boynuna, başına çıkmaktı. Onun için babanın boşluğu doldurulamaz boyuttaydı. Ama zamanla neye alışmazdı ki insan. Fakat kader ona bu kadar zaman tanımamıştı. Birden kulağına “Rızaaaaa” diğer bağırıldığını duydu. Başını dikerek bir süre etrafı dinledi. Oldukça ısrarcı olan sesi yeniden duydu “Rızaaaaa”. Birden yüzünün rengi değişti. Bu ses bir kuyunun dibinden geliyor gibi yankılıydı. Bir kız çocuğunun sesiydi bu. Damla’nın sesi. O hep kendisine adıyla hitap ederdi. R leri bulanık söylemesi ona oldukça sevimli geldiğinden abi dememesine hiç takılmamıştı. Sesi bir daha duyunca elini kulaklarına kapatarak çığlık atacak gibi ağzını açtı fakat sesi çıkmadı. Kendi adı zihninde yankılanmaya devam etti bir süre. Sonunda ses gittikçe silinerek kuyunun kurşun rengi yoğun suyunun içinde kayboldu. Daha fazla ayakta duramadı ve arkalığına tutunduğu sandalyeye zorlukla oturdu. Kendine gelmesi biraz aman aldı. Bu arada çaydanlıktaki su kaynamış çaydanlığın kapağını tıngırdatıyordu. Çayı kulpundan dikkatlice tutarak masaya koydu ve yukarıdaki raftan bir tane paket çay alıp çaydanlığa attı. Ağır ağır kahvaltısını bitirdikten sonra masayı topladı. Eve girdiğinde sürekli rafın sol ucundaki prizde şarja takılı olan telefonuna uzanarak saati sordu Google assistan’a. Dijital ses 05:57 olduğunu söyledi. Daha vakti vardı çıkmaya. Gidip abdest aldı. Serin su iyi gelmişti. Sonra seccadesini yere sererek sabah namazını kıldı. Her namaz sonrası yaptığı gibi bir süre öylece secdede kaldı. Bu an kendisini herşeyden soyutlanmış olarak sanki uzayda bir boşlukta olabildiğince hafiflemiş olarak hayal ediyordu. Yavaş yavaş bir yıldıza doğru akıyordu. O gözlerini kamaştıran yıldır O’ydu. Çünkü geriye sadece Allah’ı kalmıştı bu hayatta. Ona sımsıkı sarılmazsa düşeceği boşluğu hayal bile edemiyordu. O olmasaydı nefes bile alamayacaktı. İçi Allah sevgisiyle doldu taştı. Gözlerini yaşartan bu sevgi sonunda Allah’ı beyazlar içinde bir nur olarak düşündürüyor sonra ise bu tasavvurdan dolayı kendine kızıyordu. Bu anlarda her zaman yaptığı gibi içinden bir dua gibi “O hiç bir şeye benzemez ve benzetilemez. O herşeyin kontrolünü elinde tutandır. O bizim hayatlarımıza hakim olandır. O dilemeden hiçbirşeyi olamaz. Çünkü yaratma gücü onun elindedir.” cümlelerini tekrar etti. Artık alnı sızlamaya başlayınca secdeden kalktı. Biran başı döndü, uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan. Uyuşmuş dizlerini ovarak doğruldu ve işe gitmek için hazırlanmaya başladı.

Devam edecek…

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...