UZAKTAN EĞİTİME “UZAK” KALDIK

Tarihte, büyük kitleler halinde yaşanılan her hastalık, dönemin şartları içerisinde nasıl bertaraf edildiyse hastalığın kendisi de yarattığı küresel kriz de elbet aşılacak. Fakat bu krizin ortaya çıkaracağı yeni bir anlayış, yeni bir hayat biçimi ve yeni politikalar olacak, bunu gözden kaçırmamamız gerekiyor. Bu yazımda, yaşadığımız krizden sonra eğitim alanında kendisine daha fazla yer bulacağına inandığım “uzaktan eğitim” hakkında birtakım düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

*

Belki okuduğunuz zaman çok şaşıracaksınız ama uzaktan eğitim anlayışı 200 yıllık bir geçmişe dayanıyor. İlk olarak bugünkü uzaktan eğitim anlayışından çok farklı olan ve eskide kalan “mektupla öğretim” 200 yıl önce uzaktan eğitim demekti. İlk defa İngiliz eğitimci Sir Isaac Pitman tarafından geliştirilen bu sistemin kısa tarihini, 1870’lerde Wesleyan Üniversitesi’nin mektupla evden öğretim programını başlatması, 1883’te New York’ta Mektupla Öğretim Üniversitesi kurulması ve yaygınlaşması nedeniyle 1915’te mektupla öğrenimleri yönetmek üzere Ulusal Yüksek Öğrenim Birliği’nin kurulması şeklinde yazabilirim.

Ülkemizde ise uzaktan eğitim, ilk defa, yükseköğretimde uygulanmaya çalışılmış. Bunun da tarihi, ilk ortaya çıkmasından çok sonra, 1974’e dayanıyor. Aynı yılda ülkemizde Mektupla Yüksek Öğretim Merkezi kurulmuş daha sonra çağdaş bir uzaktan eğitim sistemi geliştirmek amacı ile “Eğitim Teknolojisi Strateji ve Yöntem Komitesi” oluşturulmuş ve bu kurumun çalışmalarına pilot olacak bir “Deneme Yüksek Öğretmen Okulu” kurulmuştur. Bu girişim başarılı olamamış ve 15 ay sonra, yerini Yaygın Yükseköğretim Kurumu’na (YAYKUR) bırakmıştır. Ancak ikinci girişim de başarılı olamamıştır. Ülkemizde bu konuda sağlam temeller ancak 1981 yılında Anadolu Üniversitesi’nin bünyesinde açtığı “Açıköğretim Fakültesi” sayesinde atılmış.

*

Bu kısa tarihçeye baktığımızda bile uzaktan eğitim sisteminin bizdeki gelişiminin çok geç başladığını görüyoruz. Bu sistemle yeni yeni tanıştığımız için de bu alanda pek çok eksiğimiz var. Açıkça söylemek gerekirse bu sisteme tam olarak hazır da değiliz ama mutlaka öğrenip hazır olmak zorundayız. Fakat zannediyorum ki bu eksikliklerin en büyüğü ne maddi, ne teknik ne de imkan yetersizliği. En büyük yetersizlik zihniyet yetersizliği. Öğrenciler buna çoktan hazır ama öğretmenlerin buna hazır olduklarını pek düşünmüyorum

*

Teknik yetersizlikler giderilmesi için ilk akla gelen çözüm yöntemleri olan, eğitim teknolojilerine daha fazla bütçe ayrılması, internet altyapı güçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmesi ya da ihtiyaç sahipleri öğrencilere cihazların ücretsiz dağıtılmasıyla çözülebilir. Fakat belirli sistemin işlemediği, disiplinin olmadığı ve öğretmenlerin yeni sisteme ayak diremeye çalıştıkları sürece başarılı olmamız mümkün değil. Bugün Fatih Projesi kapsamında öğrencilere ve öğretmenlere dağıtılan onlarca cihazın akıbeti nedir? MEB Bakanı Ziya Selçuk, Fatih Projesi’ne 3,4 milyar lira harcandığını söyledi. Maddi olarak bu yatırımları yapacak gücümüz var ama önemli olan doğru eğitim yatırımları yapmak. Dostlar alışverişte görsün zihniyetini artık terk etmemiz gerekiyor

Günümüzde üniversitelerin sadece kendi öğrencilerine değil geniş topluluklara da hizmet vermesi bekleniyor. Çağımızın gerekliliği doğrultusunda sürekli değişen bir bilgi var ve bu bilgiye ulaşmak isteyenlerin profili de örgün eğitim öğrencisinden çok farklı. Her yaşta ve nitelikte olan, kendisini hayat boyu öğrenmeye adamış öğrenciler, farklı mekanlardan bağlanarak, uzmanların eşliğinde ders konularına ulaşmak istiyorlar. Doğal olarak bu da bilgisayar ağlarına dayalı bir eğitim sisteminin geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Üniversiteler bu gerçeği görmeli.

*

Eğer biz bilgiyi üreten ve yöneten bir toplumsal yapıya sahipsek ya da öyle olduğumuzu iddia ediyorsak, toplumun geleceğe sağlıklı bir şekilde taşınması bizim için önemli olmalı. Bunu yaparken de en ekonomik, en hızlı, en çok verim sağlayan ve en çok kitlelere ulaşabildiğimiz yöntem ve stratejileri seçmemiz gerekiyor. Uzaktan eğitim tüm bu özellikleri geleneksel eğitime göre fazlasıyla bünyesinde barındırıyor. Gelecek yıllarda özellikle sosyal bilimlerde ve bazı teknik bilimlerde uzaktan eğitimle öğrenen birey sayısının geleneksel öğrenen birey sayısıyla eşit olabileceği öngörüsü de öğretim elemanlarının görüşlerindendir.

*

Peki uzaktan eğitim tek başına yeterli mi? Şu an için elbette yeterli değil ama yeterli olmamasının en önemli sebebi uzaktan eğitim sisteminin aksak yönlerinden çok teknolojinin verimsiz kullanılması ve gereksiz oluşan önyargı.

Öncelikle kurumsal yapı oluşturulmalı, öğreticilerin elektronik ortama uygun materyal geliştirmeye hazır olmaları gerekiyor. Uzaktan eğitim, örgün eğitimden ayrıştırılmamalı, tam tersine örgün eğitimin içine adapte edilmeli, öğreticilere sorumlu oldukları dersleri, istedikleri taktirde, uzaktan eğitim üzerinden verebilme imkanı tanınmalı. Öğretenlerin sistemi kabullenmeyip, yüz yüze verdiği eğitimle uzaktan eğitimi eşdeğer tutarak materyal tasarımına gitmemesi uzaktan eğitimde bizi başarıya götürür mü?

*

Teknik ekibin hazırbulunuşluk seviyeleri yüksek olması gerekiyor. Sistemi tanımayan teknik ekip, en ufak bir problemde sistemin çuvallamasına neden olacaktır, bu da başarısızlığı doğurur.

*

YÖK, uzaktan öğretim yoluyla verilecek dersler için seçilecek olan öğretim elemanlarının teknolojiye yatkınlığının olmasının önemini vurguluyor.

Peki teknolojiyi kullanmasını bilmediği ve öğrenmek de istemediği için uzaktan eğitim sürecinde olmak istemeyen, bu nedenle olumsuz eleştirilerle bu yapıya adapte olmuş ya da olacak olan öğrenci ve öğreticileri de etkisi altına alarak sürecin motivasyonunu düşüren öğretim elemanlarını bu sisteme dahil etmek bizim bu alanda başarılı olmamızı sağlar mı? Uzaktan eğitim oluşumu içerisine bu ve benzer görüşte olan öğretim elemanlarının görevlendirilmesi, yönetimsel anlamda yapılabilecek en büyük yanlışlardan birisi. Bu tür görevlendirmeler yüzünden örgün eğitimdeki “sıkıcı eğitim”, uzaktan eğitime de taşınıyor.

*

Akademik anlamda çok başarılı olan öğretim elemanları dâhil, uzaktan eğitim ve açıköğretim kavramlarına karşı olumsuz görüşleri olan öğretim elemanları:

  • Çevrimiçi yöntemlerle öğretmenin ve öğrenmenin avantajlarından yararlanmasını bilmeyen,
  • Zihinsel ve fiziksel açıdan bu sisteme hazır olamayan,
  • Elektronik kaynakların kullanımı ve ulaşılmasını kolaylaştıran fırsatları değerlendiremeyen,
  • Kısacası çağın ihtiyaçlarına cevap veremeyen bir profil yapısına sahip olduklarını düşünüyorum.

*

Konuya ulusal hassasiyetlerle bakanlar, kültür aktarımının önüne geçecek diyenler de olabilir. Bu sebeple çekincesi olanlar zannediyorum ki yine sistemin yarattığı fırsatları iyi tanımayanlardır.

Uzaktan eğitim, mekan sınırlamasını ortadan kaldırması, hem eş hem de çok zamanlı olması, hareket özgürlüğü sağlaması, ders ve kütüphane malzemelerini çevrimiçi olarak zaman kısıtlaması olmadan tüm öğrencilere sunmasından dolayı ulus inşa etme fonksiyonuna en fazla sahip olan eğitim/öğretim yöntemlerinden birisi olduğunu düşünüyorum.

*

Uzaktan eğitimin, yeni olanaklar sunması, iş ve eğitim arasında bütünlük sağlaması, eğitim sürecini demokratikleştirmesi, yaşam boyu öğrenme sağlaması, öğrenciye birey olarak değer vermesi, eğitimde mali olanakları dengede tutması gibi pek çok olumlu yanlarını sıralayabiliriz.

Bunun dışında dersin canlı olarak işlenmesi ve sistem üzerinden ödevlerin takip edilmesi gibi çalışmalar, öğrencinin geleneksel eğitime göre aktivitesini artırdığı gibi öğrenim seviyesini de yükseltmektedir.

*

Eğitimde vizyon sahibi, çağdaş, teknolojiye ve öğrenciye değer veren öğretmenlerimizi bu alanda derhal eğitmemiz gerekiyor. İstekli öğretmenlerimiz de internette uzaktan eğitim hakkında pek çok kaynak bulabilirler, kendilerini geliştirebilirler.

*

Uzaktan eğitim anlayışı sayesinde günümüzde Udemy, İstanbul İşletme Enstitüsü gibi online öğrenim toplulukları, sertifikalı eğitim programları vererek, dünyanın her yerinden 40 milyondan fazla öğrenciye her gün ücretsiz/ücretli, eğitim-öğretim ve kariyer olanağı, kendini her alanda geliştirme imkanı sunuyor.

*

Öğretmenlik mesleğinin tüm gerekliliklerine sahip, işini dosdoğru yapan bir öğretmen uzaktan eğitimde de mutlaka başarılı olur. Bir öğretmen adayı olarak da söyleyebilirim ki eğitim ve öğretimde yeni yöntemler keşfetmek/uygulamak, planlama yapmak, olumlu tutumlara sahip olmak, doğru öğretim yaklaşımlarını seçmek, iletişim becerisi kuvvetli olmak, öğrencileri güdüleyebilmek ve geribildirim sağlamak her öğretmenin sahip olması gereken temel özelliklerdendir.

Bu nedenle bu özelliklere sahip olmayan öğretmenler sadece uzaktan eğitimde değil, örgün eğitimde de yaygın eğitimde de başarılı olamazlar.

Bütün iş öğretmenlerde bitiyor.

*

Son Yazılar

Metin Mamati Yazar:

4. sınıf Türkçe Öğretmenliği bölümü öğrencisi