Biçare-13. bölüm(Son)

Anlatacaklarımın sonuna geldim. Size bunları niye anlattım bilmiyorum ama insan başından geçen ilginç birşeyi sadece etrafındaki insanlara anlatmakla yetinemiyor. Belki yazarsam tanımadığım, normalde ulaşamayacağım insanlara da bu hikayemi ulaştırmış olurum diye düşündüm. Bunu hikayemin derslerle dolu veya ibret alınacak bir hikaye olduğundan değil, sadece o fıtratımızda olan bilinmek isteğiyle yaptım. Yani her yazı yazan insanın içinde taşıdığı o yazmaya iten duyguyla…

Bunları bir akıl hastanesindeki odamdan yazıyorum. Evet resmi raporlara göre ben bir deliyim. Tabi deliliğin de düzeyleri var. Ben biraz akıllı deliyim. Yani çevrenizde onlarcasını görebileceğiniz türden… Peki buraya nasıl mı geldim? Sekiz gün önce, o kordon boyunda, o bankta ihtiyarı bıçaklayarak öldürdüm. İhtiyarın tam kalbine bıçağı sapladığım anda, garip bir hazla ölen ihtiyar daha can vermeden, Şener’le Şaban yanıbaşımda bitmişti. Beni öldüreceklerini kesin gözüyle gördüğüm bu iki yarma hızla beni kollarımdan tutarak bu akıl hastanesine getirip hakkımda karakola şikayette bulundular. Yargılanma ve doktor kontrollerinden sonra cezai ehliyetim olmadığına fakat iyileşene kadar burada kalmama karar verildi.

İhtiyarı öldürdükten bir kaç gün sonra gazetelerde kocaman manşetlerle ihtiyarın fotoğraflarını gördüm. Haberlere göre Türkiye’nin sayılı iş adamlarından biriymiş ihtiyar. Tüm manşetlerde benim küçük bir vesikalık fotoğrafımla İhtiyarın üzeri gazete kağıdı örtülü resimleri vardı. Başlıklar genelde “vahşice işlenen cinayet” ifadesinin türevleriydi. Sonraki günlerde Şener beni ziyarete geldi. Sanki bir ahbabımmış gibi sevindim onu görünce. Şaban nerede diye sordum. O araba bekliyormuş. Şaşırdım bu duruma çünkü onları ilk kez ayrı görüyordum. Beş dakikayı geçmeyen bu görüşmede ihtiyarın ölümcül bir hastalığın pençesinde olduğunu ve eceliyle ölmek istemediğini söyledi. Beni bilerek seçmiş ve kendisini öldürtmek için dönüştürmüştü. Yani aklımı ve ruhumu yok etmişti azraili olmam için. Neden kendisine bir kiralık katil tutmadığını sordum veya onlar da bu işi rahatlıkla yapabilirlerdi. “İhtiyar” dedi Şener, “öldürülmek değil ölmek istiyordu aslında. Bunu da ancak kendinde öldürme hakkını yürekten gören birisinin yapmasıyla olacağına inanıyordu. Ölecekse tutkuyla ölmek istedi.” İhtiyarın bütün konuşmaları gibi bu söyledikleri de zihnimi jiletlemiş, beni sarsmıştı. Daha soracak çok sorum olmasına rağmen Şener, “İhtiyar seni yasal mirasçısı olarak belirledi. Buradan sağlıklı bir şekilde çıktığında onun herşeyi senin olacak” dedi ve bir tokalaşma beklediğim halde başka bir şey demeden dönüp gitti. Üzerimdeki temiz pijamalarımla öylece arkasından bakakaldım. Yüreğimde bir cam vazo yere düşmüş binbir parçaya ayrılmıştı sanki ve her cam parçası içime batıyordu.

Neydim ben şimdi? Kurban mı, cellat mı yoksa katil mi? Anlaşılan sadece biçarenin tekiydim. Bu deneyimin bana kaybettirdikleri aşikardı peki ya kazandırdıkları? Gerçekten bir kazanç var mıydı? Zengin olmak ama zihnimi ve ruhumu satarak… Bu nasıl bir alışverişti böyle? Ben zengin olmak istemiyordum ki. Böyle bir gelecek beklentim hiç olmamıştı. Mutluluk da değildi beklentim sadece acımamak, kanamamaktı. Yani bir nevi biraz huzurdu. Kendimi ihtiyara bedenini satmış bir fahişe gibi hissediyordum. Kötülükten sonra iyilik gelir miydi hiç? Kötülükten elde edilen mutlu eder miydi insanı?

Tüm bunlara rağmen artık eskisi gibi olmam mümkün değildi artık. İhtiyar bunu neşterle yapmış olsa da derinlerime dokunabiliyordum artık. İstediğim şeyleri yapmak konusunda sonsuz bir cesaretim vardı. Artık kimin elini ısırıp kimin elini öpeceğimi biliyordum. İçimde bir duvar bir daha örülmemecesine kırılmıştı. Bundan sonra iyi birisi olmaya karar verirsem, tek engelim bu cesaretimi kontrol etmem olacaktı. O zaman istediğim şeyle inandığım şeyi birleştirebilecektim.

Hasta bakıcı bayan geldi şimdi odama. Sağı solu toparlıyor. Birazdan dilimin altına özenle bıraktığı ilaçlarımı verecek. Hoş bir bayan, uzun boylu, sarısın, gencecik daha. İlacımı ağzıma uzatırken elini öpmeyi o kadar istedim ki.

-SON-

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...