Afet mi̇? Ci̇nayet mi̇?

Geçtiğimiz hafta, İstanbul’un Silivri açıklarında 5.8 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Neyse ki bu deprem sadece Avcılar’da bir cami minaresinin tepesinin yıkılması ve Şirinevler’de bir binanın yan yatmasıyla atlatıldı. Bu cümlede “neyse ki” kelimesini hiç kullanmak istemezdim. Ayrıca İstanbul’un çeşitli ilçelerindeki hasarlı binalar da bu deprem sayesinde gün yüzüne çıktı. Peki, bu binaların tespit edilip, gereğinin yapılması için mutlaka bir felaketin mi başımıza gelmesi gerekiyor? Eğer başa gelmeden bilinmez diyorsak, tüm Türkiye’nin hafızalarından silemediği, acılarla dolu bir depremi tam 20 yıl önce yaşadık zaten. Kocaeli – Gölcük merkezli depremin yıkıcı etkisi Düzce, Sakarya, İstanbul, Yalova ve civarı illerde görüldü. Resmileştirilemeyen bilgilere göre yaklaşık 50 bin kişinin vefat ettiği, 100 bine yakın yaralı, 133 bin 600 binanın da çöktüğü söyleniyor. Bu olay Türkiye’nin yakın tarihini en derinden etkileyen olaylardan biri olduğuna hepimiz hemfikiriz. Dönemin ünlü jeofizik mühendisi Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, “Deprem gerçeğini geç fark ettik.” sözleriyle adeta durum tespiti yapmıştı o dönemde.

***

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nde bulunan Prof. Dr. Mustafa Erdik, en olumlu senaryoda bile, merkez üssü İstanbul olan bir depremde hasar görecek bina sayısının 40 bin, sadece bina hasarı kaynaklı mali kaybın ise 37 milyar ile 102 milyar TL arasında olacağını dile getirdi.

***

İlk seferde görülen bu 10 haneli mali kayıplar göz korkutucu gelebilir ama yetkililer gereken planlamaları yaptıktan, önlemleri aldıktan sonra altından kalkamayacağımız bir problem olabilir mi? Mesela depremden sonra oluşan ekonomik kayıpları en aza indirmek amacıyla kabul edilen Deprem Vergileri Kanununun çok iyi bir örnek. (Kanun numarası: 4481, Kabul tarihi: 25 Kasım 1999, Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 26 Kasım 1999 – Sayı: 23888) 17 Temmuz 2004 tarihinde ise bu vergi Özel İletişim Vergisine dönüştürüldü. Deprem Vergileri Kanunun yürürlükte olduğu ve yürürlükten kaldırıldığı tarihler arasında ise toplanan vergi miktarının 50 milyar liranın da üzerinde olduğunu, 2011 yılında Maliye Bakanı olan Mehmet Şimşek itiraf etmişti. Yine Şimşek, ‘tek bir harcama için vergi toplanması’ mantığının doğru olmadığının altını çizmiş, bu paraların ülkenin sağlık, eğitim ve duble yollar gibi tüm nüfusun ihtiyacını karşılamak için kullanıldığını açıklamıştı.

***

Peki ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği varken neden tedbir almayıp, aldığımız tedbirleri de elden çıkarıp, farklı amaçlar ve hedeflere yöneliyoruz? Eski Bakan, ‘tek bir harcama için vergi toplanması doğru değil’ demişti, depremin yaratacağı zayiatları kapatmak basit bir harcama mıdır? ‘Deprem değil tedbirsizlik öldürür’ afişlerini her sene, deprem haftalarında (1-7 Mart) depolardan çıkartıp okullarımıza asıyoruz. Peki tedbir alması gerekenler görevini yapıyor mu? Ortada bilimsel olarak ispatlanmış veriler varken hâlâ önlemini almayanlar alenen cinayet işliyorlar diyebilir miyiz? Düşünelim.

***

20 yıl içerisinde kendimizi deprem konusunda geliştirebildik mi? Deprem gerçeğini fark edebildik mi? Bizim maruz kaldığımız depremlerin çok daha büyük şiddetlisine maruz kalan bazı ülkeler için deprem tehlike oluşturmuyor ya da felakete sebebiyet vermiyor. Mesela Japonya’da olduğu gibi ya da Amerika’nın güneyinde yer alan Şili gibi. Şili’de deprem sıradanlaşmış bir doğa olayından ibaret.  29 Eylül’de 6,8 şiddetindeki depreme havalimanında yakalanan insanların soğukkanlı görüntüsünü aşağıdan izleyebilirsiniz.

***

***

Ülkeler arası GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) sıralamasına bakarsak, ülkemiz 20. sırada yer alırken, Şili 42. sırada bulunuyor. Bu da depreme karşı önlem almak için güçlü bir ekonomiye, çok büyük yatırımlara ya da harcamalara gerek olmadığını gösteriyor. Basit teknikler, bolca eğitim, farkındalık ve devlet kademesinden vatandaşa kadar alınacak önlemler depremi afet olmaktan çıkarır.

***

Ayrıca ülkemizde depremin yarattığı doğal afeti önlemek amacıyla dahi bir araya gelemeyen, vatandaşlarımızın çıkarları yerine kendi çıkarlarını düşünen birtakım yöneticilerin tavırları da bir hayli üzücü, umut kırıcı.

Belki de işe %50+1’in, 5,8’i unutturmasını önleyerek başlamalıyız.

***

Sağlıcakla kalın…

Son Yazılar

Metin Mamati Yazar:

Türkçe Öğretmenliği bölümü öğrencisi.