Biçare-6.bölüm

  • Sana bir teklifim olacak. Eğer bu teklifimi kabul edersen hayatın değişecek. Hem de her anlamda… Bugün teklifimi sunacağım sana. Yarın yine burada aynı saatte teklifime vereceğin cevabı alacağım. Bugünden itibaren kamera kayıtlarını bitirdim. Evindeki tüm kameraları söktürdüm. Her zaman aynı çizgide yürümesine gerek yoktur insanın. Görmek istersen farklı çizgiler de vardır. Ben bu çizgileri sunacağım sana. Matrix filmini izlemişsindir heralde. Sen bir Neo değilsin ama gözlerini gerçeğe açanlardan birisi olabilirsin.

İhtiyar yarı tanrı gibi insan kaderi üzerinde ahkam kesmeye başlayalı beri çıkmaz bir yola girdiğimi anlamıştım. Adeta Faust’un Mephisto’suydu o. Benim uçurumun kıyısındaki ruhumu dibe gönderecek bir kargaydı. Arkamda uğursuz kanatlarını çırpması yetecekti. Elimdeki sigaranın külünü silktiğim yerde yere dökülmüş yapışkan bir sıvıya yapışmış bir karınca olduğu gördüm. Küçük mahluk çırpınıyor ama bir türlü uzaklaşamıyordu o tüm vücudunu saran yoğun nesneden. Sonunda vaz geçti ve bir çizgi gibi duran bacaklarını yanlara salarak öylece kaldı. Sigaradan ateşli bir duman daha çektim. Ciğerlerim öyle dolmuştu ki dumanla. Neredeyse havalanacaktım. Hala benden ne istediğini merak ediyor, lafı dolandırmasından bunalıyordum. İhtiyar devam etti.

  • Hayvanların neden bir tanrısı yoktur hiç düşündün mü? Çünkü insandan başka tüm canlılar mantıklıdır da ondan. Oysa hayvanlar akılsız olarak bilinir değil mi? Buna kesinlikle katılmıyorum. Bir fare olarak var olsaydın bir fareden daha akıllıca bir yaşam sürebilir miydin? Emin ol insan ruhuyla bunu yapman pek mümkün olmazdı. Bir farenin yaşamını an be an inceleme şansın olsa aslında nasıl üst düzey bir akıl ve mantık örgüsüyle yaşamını kurduğunu görebilirsin. Bu onun için bir güdü diye düşünebilirsin, bence orada da yanılıyor insan. Hayvanlar doğuştan değil tacrübe ve mantığıyla haraket eder ve çok nadir yanılırlar. İnsanların onlar gibi davranmaması ise sadece masumluklarını yitirdiklerindendir. Çünkü insan sıradan hayvandan fazla bir zekâya sahip değildir. Onu bu kadar sıradışı hale getiren şey ahlaksızlaşabilme becerisidir. Doğada insandan başka ahlaksız canlı yoktur. Hatta bu ahlaksızlığını bir ayrıcalık görecek kadar da yüzsüzdür. Hayvanlarsa o kadar saf ve masumdur ki, zekalarını insanlar gibi kullanmak akıllarına bile gelmez ve ahlaklarına uymaz. Evet bazılarının aksine hayvanlarda ahlak olduğunu düşünüyorum. Ahlaklı olmak, canlının doğasına uygun yaşaması ve bunu kötü emellerine alet etmemesidir. O halde insan mı hayvan mı daha ahlaklı bu tanıma göre? Bu yüzden ahlaksızlık yapmayan hayvanlar vicdanlarını aklayacak bir tanrıya da ihtiyaç duymazlar.

Sigaramı yere atıp canlı bir mahluku eziyormuş gibi tadını getire getire ezdim. Bu ihtiyar neler anlatıyordu böyle! Evime o kadar rahat girip çıkmamış olsa huzurevinden kaçıp kaçıp buraya gelerek denk geldiği insanlara sırf konuşma ve dinlenilme istediğini tatmin etmek için konuşan bir bunak zannederdim onu. Neden bu laf kalabalığı? Oldum olası lafı dolandıran insanlar beni sıkmıştır. Konuşmayı çok seven insanlarda garip ahlak zafiyeti gördüm hep. Böyle insanlardan da uzak durdum bu yüzden. Eski günler geldi gözlerimin önüne birden. İşimi başarıyla yaptığım, ofise en havalı pozlarla girerek herkese olgun ve özgüvenli tebessümlerle selam verdiğim günler… En samimi arkadaşım Refik’le buluşarak ciks mekanlara takılıp biraz içip biraz dertleştiğimizi hatırlamıştım. Hiç bir anı tetikleyici olmadan ortaya çıkmaz. Düşünceler gibi reaksiyon halinde oluşur. Bana Refik’i düşündüren şey onun en sevdiğim özelliğinin gereksiz bir kelime dahi etmemesi hatta bazen gerekse de kaş gözle ifade ederek hiç konuşmamasıydı. O yüzden en iyi arkadaşımdı ki, zaten en son da o terketti beni.

İhtiyarın soluk arası ben bunları düşünürken bir ateş topunu avuçlarcasına dizime dayadığım ellerimle tuttuğum başımın üzerinde bir basınç hissettim. Ürkerek doğruldum hemen. İhtiyar benim bu ani tepkimle elini çekmiş gülümseyerek bana bir sigara uzatıyordu. Elimde olmadan ters bakışlarla süzdüm onu. İçimden “Bir daha bana dokunursan o ellerini kırarım.” demek geldi ama sustum. Korkuyor muydum ondan yoksa gitmesini istemiyor muydum? İyice içim sıkılmıştı. Sertçe çektim sigarayı paketten bir kılıcı kınından çeker gibi. Bu haşin çekişle bir iki sigara paketten yere düştü. Eğilip yerden almak istediğim sırada omuzumdan tutarak beni engelledi ve “boşver” anlamında göz kırparak diğer elini havada salladı. Biraz şaşırarak doğruldum ve biraz önce kendisini teslim ettiği adamın ona sigara ikram edip sigarasını yakması için eğilen bir genç kız edasıyla çakmağa doğru uzattım dudaklarımdaki sigarayı. Bu esnada tedirgin bakışlarla ihtiyarın gözlerine baktım. O da kesintisiz bana bakıyordu. Sigaramın ucundaki çakmak alevi hafifçe dalgalanıyor, sıcaklığı duraklarıma ulaşıyordu. Gözlerinde bana, çocuk masallarında söylenen ve hep beni düşündüren az ve uz gelen bir şeyler vardı. Hem tanıdık ve sıcaktı hem yabancı ve soğuk. Bir Kangal köpeğine benziyordu şuan. Bana sanki dakikalarca sürmüş gibi gelen bu anı sonlandırmak için doğrularak geriye yaslandım.

Onun yanında tüm enerjim soğuruluyor, garip bir uyuşukluğa bürünüyordum sanki. Konuşmasını bekledim uysalca. Fakat konuşmaya başlamadı. Bekledikçe daha da bitkin düşüyor, hırsla içime çektiğim duman esrar çekiyor muşum gibi başımı döndürüyordu. Bu bekleyiş beni çileden çıkaracak türdendi. Ara ara sanki konuşacak gibi boğazını temizliyor sonra yine konuşmuyordu. Terlemeye başladığımı farkettim. Sırtımı delice kaşındıran ter damlaları kuyruk sokumuma doğru akıyordu. İçimden “Yeter konuş!” diye haykırmak geldi. Derken aniden gözlerimin yuvalarından çıkacakmış ayrılmasına sebep olan korkunç bir tokat indi yüzüme. Aynı anda dengemi kaybederek banka oturdum. İçimden dediğimi sandığım haykırışı gerçekten yapmışım meğer. İhtiyar elini tetikte tutarak sertçe yüzüme bakıyor ve ilginç bir çelişkiyle tebessüm ediyordu.

Ateş gibi yanan yüzümle şok olmuş bir halde ben de ihtiyara bakıyordum. Biran gözlerimi öfke bürüdü. Kendime gelmiş ve bana yapılanı idrak etmiştim çünkü. “Ulan” diye ayağa kalkmaya yeltendim ki, ihtiyar benden önce ayağa kalkarak elini bir atmaca gibi üstüme dikti. Şakası yoktu. Şiddetli bir tokada daha dayanamazdım. Bir çocuk gibi elimi başıma sararak tekrar yerime oturdum. İhtiyar elimden düşen sigaramı ayağıyla ezdikten sonra bana bir sigara daha uzattı. Lanet adam yine gülümsüyordu. Hangi şartta olursa olsun aynı yüz ifadesini sakince yerleştirebiliyordu yüzüne. Yanağımın yanmasıyla burnum akmıştı. Sümüğümü koluma sildikten sonra sigarayı aldım. Hiç bir şey olmamış gibi ağır ağır sigaramı yaktıktan sonra konuşmaya başladı. Benimse sarsılan benliğim titreyen ellerimde kendini gösteriyordu.

  • Hayvanların Tanrısı yoktur. Bu yüzden daha özgürdürler. Onları güçlü kılan da budur. Tabuları yoktur onların. Zaten doğada insandan başka kendisini olduğundan farklı hale getirmeye ve içinden gelenleri dizginlemeye çalışan başka mahluk yoktur. Böylece sözümona ahlaklı olmaya çalışır. Halbuki ahlaksızlığın dik alasıdır insanın içinden gelene sırt çevirmesi. İşte bu saydığım nedenlerden ötürü senden hayvan olmanı istiyorum.

Sigara istemsiz olarak elimden düştü. Dehşet, korku ve hayretle karşımdaki duygusuz bir ifadeyle yüzüme bakıp içimi kaldıracak bir tezatla gülümseyen adama baktım.

Devam edecek…

 

 

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...