biçare 5.bölüm

O gecenin sabahı olduğuna inancımı kaybetmek üzereydim. Yatakta saatlerce dönmüş durmuş, hummalı bir sersemliğe bürünmüştüm. Kapı ve penceresi kapalı odamda terden sırılsıklam olduğum halde yorganı olduğu gibi üzerime örtmüştüm. Bir cambaz gibi ipin üzerinde yürümeye çalıştığım hayatımda bu ihtiyara yer yoktu ve eğer bir dengem varsa o tüm dengemi bozmuştu. Biçare ruhum en küçük şeyi bile kendime işkence edecek kadar büyütürken, böyle bir sorunla yaşamam ve baş etmem mümkün değildi. İnsanlardan beni uzaklaştıran şey de buydu: sürekli onlarla mücadele edemeyeceğimi bilmem.

Neyse ki sabah oldu ve o artık ter, sidik, küf ve çöp kokan odamdan kendimi dışarı zor attım. Apartmandan dışarı çıktığımda taze havayla birlikte hafiflediğimi hissettim. Adeta bir mağara adamının ürkekliğiyle normal görünmeye çalışarak yürüyorken başımın belası Ahmet abi çıktı karşıma. Abi dediğime bakmayın yaşına hürmet ettiğimden böyle söylüyorum. Eşimle ve oğlumla birlikteyken buraya taşındığımda tanışmıştım onunla. O kadar sevecen o kadar ilgili o kadar yardımseverdi ki, insan yakınlık duymadan yapamazdı ona. Evi taşıyan hamallara yardım etmiş, bize bir kaç gün akşamları bir tencere yemek getirmiş, ev sahibine hiç tanımadığı bana kefil olduğunu söylemişti. Ben de o zamanlar kendi kendime ve az çok iletişim kurabildiğimiz zamanlarda eşime onun ne kadar iyi bir insan olduğunu söylemiştim. Fakat daha bir ay geçmeden işin iç yüzü ortaya çıktı. Ahmet abi mirasyedi, işi gücü olmayan bu yüzden herkesin her şeyini merak eden, kadınlarla oturmaktan orada burada dedikodu yapmayı huy haline getiren şaibeli bir adamdı. Eşimle kavgalarımızın artık dışarı taştığı dönemlerde bir şekilde her kavgamıza şahit olmayı başarmıştı. Ya sokağın köşesinde ya merdivenin başında, ya dibimizde… Nerede olursak olalım muhakkak bizi izler ve hastalıklı bir keyifle dinlerdi. Bu yüzden onunla ne zaman karşılaşsam sohbeti ne yapar ne eder benim eşimle ettiğim kavgalara bağlar oradan da ayrılma olayına geçerdi. İnsanın unutmak istediği daha doğrusu hayata tutunabilmesi için unutmak zorunda olduğu şeyler vardır. Bu durum da öyleydi benim için. O günleri unutmalı hiç hatırlamamalıydım. Sadece resimlerde oğlumun güzel yüzüne bakarak onunla geçirdiğimiz neşeli anlar kalmalıydı aklımda. Fakat o mendebur adam, beni ne zaman görse geçmişin en acı yüzüyle karşı karşıya kalıyordum. Sırf onu görmemek için bu mahalleyi terk etmek istiyordum fakat cep delik, cepken delikti. Annemden kalma bir dairenin kirasıyla yarı tok yarı aç yaşıyordum. Size geçmişimden de bahsederim bir ara. Bir mesleğim, bir alem ve itibarım vardı bir zamanlar. Neyse Ahmet Abi olanca riyakar gülümsemesiyle gözlerime bakıyor, esmer büzüşmüş yüzünü daha da küçülten gözlüğünün arkasından yalandan sitem ediyordu.

  • Niye hiç arayıp sormazsın? Ortalıklarda da yoksun. Komşu değil miyiz? İnsan bir uğrar Ahmet abisine.

Ne diyeceğimi bilemiyordum bu garip adam karşısında. Öyle başkaları gibi içimden gelmezse farklı duygulara bürünemiyordum. Somurttukça somurttum ve sıkıldığımı hissettirecek şekilde yüzüne baktım. Ama adamın yüzü camla sıyrılmıştı sanki. 

  • İş arıyor musun? Hamza abiye bir sorayım senin için. Aklımda hep. Ama kardeşim sen okumuş yazmış adamsın sana uygun işi nerede bulacağız bilmiyorum. Hele bir bakınalım çıkar bir iş inşallah.

Tahammül sınırlarımı zorluyordum. İçimden adamın üstüne atılıp gırtlağını sıkmak geliyordu. Daha kötüsü geldi aklıma. Kendimi adamın yüzüne tükürürken hayal ettim. Göz çukuruna tükürüyordum ve köpük köpük tükürük burnundan süzülerek ağzına akıyordu. Midemde garip bir hareketlenme olduğunu hissettim. Artık gitmem farz olmuştu aksi halde adamın önünde kusup tüm mahalleye rezil olmak vardı. 

  • Abi bir yere yetişmem lazım görüşürüz.

Diyerek hızla yanından geçip gittim. Arkamdan “Alacağın olsun abinden kaçıyor musun?” diye bağırdığını duydum. Dönüp baktığımda gülümsediğini görünce midem bu kez daha şiddetli bir şekilde bulandı. Bazı insanların derisi kat kattı anlaşılan. Hiç bir mesajınızı almıyorlar, bildikleri gibi davranmaya ve kendi pencerelerinden dünyaya bakmaya devam ediyorlardı. Sadece kendisiyle derdi olan birisi olduğum için şükrettim.

Kendime gelmeye başladığımda kordona yeni çıkmıştım. Deniz civa gibi çalkalanıyor, güneş jiletten keskin ışınlarını yer yüzüne yolluyordu. Boynum, kollarım bir sobanın önündeymişim gibi yanıyordu. Orada beni bekliyordu işte. Aynı yere aynı şekilde oturmuş, bana doğru çevirdiği başında neon lambalar gibi parlayan gözlerini biran olsun üzerimden ayırmadan gelmemi bekliyordu. 

Onun yanına gitmek istemediğin halde ayaklarım kontrolsüz olarak beni ona götürüyordu sanki. Sigaranın pişmanlığına benzer bir his uyandırıyordu bende bakışları. Kötü birisi olduğunu hissediyordum içten içe ama bir o kadar da benden ne istediğini merak ediyordum. Benim gibi birisinden kim ne isteyebilirdi ki? Kontrolünü yitirdiğim ve uçuruma doğru sürüklenen hayatıma giren bu ihtiyardaki gizemli yan beni ona çekiyor, olağan dışı halleri ona karşı ilgimi arttırıyordu. Kendimi bir Kafka romanında gibi hissediyordum şuan.

Yanına geldiğimde şöyle bir doğruldu ihtiyar. Yüzündeki gülümseyen ifadeyi daha da parlatan bir neşeyle ceketinin iç cebinden çıkardığı uzun Parliament paketinden bir sigara ittirerek bana uzattı. Bir süre olduğum yerde durdum bu dejavu etkisi uyandıran garip anın etkisiyle. Sonra adeta kendini akıntıya bırakan çaresiz bir yüzücü gibi adamın yanına oturdum ve yaktığı sigaramı içli içli çekerek somurmaya başladım.

İhtiyar ağır ağır çektiği sigaradan yine ağır ağır üflüyordu mavi dumanı. Adeta tüm dumanın ciğerlerinde dolaştığını hissetmek istiyordu. Hiç konuşmayacağını düşünmeye başladığım bir sırada bana döndü ve ağzındaki dumanı olduğu gibi yüzüme boşalttı. Sanki nargile içiyordu. 

  • İnsanı en çok ne yıkar biliyor musun? 

Sesinde insanı etkisine alan bir tını vardı. Cevap yerine yüzüne baktım.

  • İçinde kalanlar… Yani yapmak isteyip de yapamadıkları. Toplumun ona dayattıkları yüzünden kendini engelledikleri şeyler yıkar. Ne zaman içinden gelenler dışına taşarsa o zaman rahatlarsın. Bir çıbanın patlaması gibi… O zaman yaşamın nihayetine inanırsın. İçinde kalanlar olmazsa insan daha kolay teslim olur ölüme ve böylece daha mutlu ölür. Çünkü geride yapamadıklarının üzüntüsü yoktur. Yani ölümünün ertelenmesi gibi bir istek uyanmaz içinde.

Şu an dediklerinden bir şey anlayamıyor onun hipnoz edici sesini dinleyerek cümleleri kaydediyordum. Ancak eve gidip yalnız başıma kaldığımda bu kaydı açacak ve her kelimenin belki de dakikalarca üzerinde dura dura düşünecektim. Bir süre denize bakarak sigarasını içti. Sonra tekrar bana döndü. Bu kez sesi kısık ve ürkütücüydü.

  • Seni izliyorum bir süredir. Neredeyse her anını hem de. Seni senden iyi tanıyorum. Evine kamera yerleştirdim. İki aya yakındır en büyük eğlencelerimden biri bilgisayarımın başına geçerek seni izlemek. Dışarı çıktığında ben de çıkıyorum. Geçtiğin yolları, dolaştığın yerleri öğrendim. Günde belki de beni on defa gördüğün halde farkına bile varmıyorsun. Seni iyice araştırdım. Elim kolum uzundur. Sordurdum seni. Geçmişine de bugünün gibi hakimim. Seni ilk gördüğümde anlamıştım fakat emin olmam gerekiyordu. Her hareketini gözlemledim ve emin oldum. Bu yüzden buradasın işte. Seni seçtim.

Devam edecek…

Son Yazılar

Yazmak, çizmek peşinde, yanmayı pişmeye tercih eden biri...