Üç Silahşör

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sergilediği ‘’Üç Silahşör’’ balesini 28 Mart akşamı Zorlu PSM ‘ de izleme fırsatı buldum. İtiraf etmek gerekirse ilk defa bir bale izliyordum, zira bizim orada bale vardı da biz mi gitmedik diyerek kendimi haklı çıkaracak güçlü sebeplerim olsa da bunca zaman gitmediğim için esefle kendimi ayıpladım. Şeytanın bacağını kırmıştım ve kendimi Üç Silahşörler’de buldum. Kız arkadaşımın buradaki gayretini takdir etmem gerekir, çünkü bu gösteriye davet eden bizatihi kendisiydi. Bu prologtan sonra biraz da gösteriden (bale demeliydim) bahsetmeliyim.

Alexandre Dumas’nın klasik eserinden bale sahnesine aktarılan ÜÇ SİLAHŞÖR’e Giuseppe Verdi’ nin eşsiz müzikleri eşlik ediyor. Eserin senaryo ve koreografisi (4. Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’ nde Yılın Bale – Dans Koreografı ve Yılın Bale – Dans Yapımı ödülünü, V. Murat Balesine yaptıkları koreografileri ile almış)’ni Armağan Davran ve Volkan Ersoy’ a ait. Eserin müzik düzenlemesi ise aynı zamanda orkestrayı yöneten Bujor Hoinic tarafından gerçekleştirilmiş.

Tarihsel romanları ve oyunlarıyla ünlü Alexandre Dumas (père) ’nın yükselişinde en önemli role sahip olan “ÜÇ SİLAHŞÖR” adlı eserin konusuna gelince XVI. yüzyıl Fransa’sında geçiyor. Bu eseri, tarihi olaylara dayanmış olmakla birlikte, bunları çarpıtarak, süsleyerek anlatmıştır. Dolayısıyla eserin tarihi olaylara değinen kurmaca bir romandır. Kaldı ki Dumas, Üç Silahşörler’i yazarken tarihi saptırdığı, olaylara çok fazla hayal gücünü kattığı söylentilere şu cevabı vermiştir: ‘’Tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama güzel çocuklar doğdu’’. Kardinal Richelieu ve XIII. Louis saray entrikalarının, Athos, Porthos, Aramis, d’Artagnan isimli dört gözü pek şövalyenin maceralarının hayranlık verici bir akıcılıkla anlatıldığı “ÜÇ SİLAHŞÖR”, yazıldığı dönemden bugüne değin değerinden hiçbir şey yitirmemiştir.

Yabancısı olduğum gösteriye dönecek olursak, sözlerin sahnede ete bürünmesi son derece keyif vericiydi. Kadınları utandıran iç çekişlerle izliyorum. Müziklerin ritme dayalı motif ve ezgilerin çok özen gösterilerek başarılı bir şekilde harmanlanıp düzenlendiğini söyleyerek kendimi ikna etmeye çalışıyorum.Verdi’nin melodilerinin baleye uygun olduğunu da öğrenmiş olduk bu vesileyle. Uzmanların bu konu hakkındaki görüşleri apaçık ortada zaten. Şairin’de dediği gibi, erkekleri boğan kasvetle resmen ve alenen seyrediyorum. Acemi bir bale seyircisi olarak daha nasıl derine dalabilirim diye sıvazlıyorum sırtımı. Böyle olunca da bön ve berbat buluyorum sahneyi. Fakat bunları söylemek için erken davrandığımı da biliyorum. Yazık, çok yazık, beni bu döl aynasında seyreden gözlere.

Balenin sahne üzerindeki icrası en az melodiler kadar başarılıydı. Solistlerden kardobaleye ( bunu da öğrendim) kadar hepsi üzerilerine düşen görevi yapıyorlardı. Özellikle Silahşörlerin eskrim sporcusu gibi kılıç kullanmadaki başarıları hem estetik hem de ritmikti doğrusu. Adeta biz seyirciler için eşsiz bir gösteri niteliği taşıyordu. Daha fazlasını Malkoçoğlu ve Kara Murat filmlerinde gördüğümü de eklemiş olayım bu vesileyle.

Bunun yanında sahne tasarımını hazırlayan dekoratör İsmail Dede, izleyenleri dönemin Fransa’sına götürdüğünü ve atmosfer yaratımında başarılı olduğunu, ayrıca kostümlerin dönemin ruhuna uygun olduğunu söylemek farz oldu. Sahnedeki görsel unsurlara eşlik eden ışıklar, sahnenin kıdeminide gözler önüne seriyordu.

…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
………………………………………………………..
…………………….. Her ne kadar mücbir sebeplerden ötürü sonuna kadar kalamasam da keyif hoş bir vakit aldığımı söylemek isterim, en azından benim için büyük bale için küçük bir adım oldu; hülasa bu topraklarda hareketin ve müziğin ayaklarını takip etmenin haklı sevincini yaşadık. Nihayetinde buraların yerlisi biz değiliz. Eve dönmek kendimize sarkıntılık etmekten başka bir şey, bu da bir başka ödevin konusu zaten. Haklıyız ve yürüyoruz.

Son Yazılar

Harun Aktaş Yazar:

''Toparlanın gitmiyoruz''