Yanlışın İnsanları

Toplum olarak çok sayıda yanlış ve değil bu çağa hiçbir çağa uymayacak görüşleri hâlâ yaşatıyor olmamızda en büyük iki faktör bunların zaman içerisinde kültüre ve dine yerleşmiş olmasıdır.

Zaten yanlışın en zor fark edildiği, fark edilse dahi düzeltilme cesaretinin en zor sergilendiği iki alan da bunlardır. Peki bu görüşler toplum içinde ne gibi sıkıntılara yol açıyor?

Öncelikle insan ilişkileri egemen olma, üstün gelme ve etki bırakma olguları etrafında şekilleniyor. Bir ilişkiye başlandığında hemen kısıtlama ve kendi dünya görüşüne göre şekillendirme çabası başlıyor. Dış görünüşe göre insan sevilince doğal olarak o insanı kendi iç görüşüne uydurmaya çalışılıyor. Hal hareket, oturuş kalkış, giyim kuşam gibi konularda zihinde hazırlanan kalıbın içini dolduracak bir beden arayışı oluyor haliyle durum. Tabii kendisine bu tarz muamelenin yapılmasına izin verip sonra özgürlükten, haklarından, eşitlikten bahseden insanların da ne derece hoş görülür olduğu da önemli bir mesele.

Daha sonra yargılamalar başlıyor. Kendi sınırının, başkasının sınırı ile bittiğini kavrayamayan beyin, diğerlerinin görünüşünden zevklerine kadar her şeyini yargılıyor ve bu hüküm neticesinde o insana bir değer biçiyor. Vahim olanıysa biçtiği bu değerin genel geçer bir yargı olmasında diretmesi. Basit konularda dahi uzlaşmacı bir tartışma yapılamıyor. Fikrini -sorgulamaya kapatarak- canla başla savunma refleksi kişiyi çoğu zaman inkara ve hatta yalana götürüyor.

Toplumda çok bilmiş ve yobaz tanımlamaları ve çift yönlü bir çatışma baş gösteriyor.

Üstelik bütün bu sistemin temelini oluşturan kişilik sıkıntıları ise çok belli: Sorgulamama ve sorguya kapalı olma, empati yoksunluğu, bilgiyi araştırmadan kabullenme, “gelenek yanlış yapmaz” inancı, değişime açık olmama, karakter gelişiminin yetersiz olması, toplum yargısından çekinme, kendisi düşünmeyip başkalarının düşüncelerini uygulama, özeleştiri yoksunluğu, cesaret eksikliği ve belki de en önemlisi kitap okumama.

Bunun bir çözümü var mı? Çözüm yine kişinin kendisinde. Kendisini geliştirmeye açık olmayan bir insana kim ne yapabilir ki? Örneğin uzun bir yazı gördüğünde, her defasında “bu ne ya”  deyip okumaktan kaçınan ya da bahsi açıldığında kitap okumadığından göğüs kabartarak gurur verici bir eylemmiş gibi bahseden birine kitap okuması yönünde vereceğiniz tavsiye ne derece anlam ifade eder?

Böyle insanları ısrarla hayatınızda tutmanın gereği var mı?

İşte bu daha kolay çözüme bağlanır bir tartışma konusu.

 

fotoğraf kaynak:

https://pbs.twimg.com/profile_images/474982892209053696/sdDzZsya.jpeg

Son Yazılar