Bir zamanlar televizyon karşısında saatlerce oturup program aralarında melbet indir benzeri siteler hakkında çıkan reklamları izlemek, akşam eğlencesinin sıradan bir parçasıydı. Şimdiyse parmaklarımız otomatik olarak Instagram’a, Twitter’a veya TikTok’a kayıyor. Sabah gözümüzü açtığımızda ve gece uyumadan önce son baktığımız şey haline gelen sosyal medya, boş zamanlarımızı doldurmakla kalmıyor, aynı zamanda nasıl vakit geçireceğimize dair algımızı da dönüştürüyor. Sosyal medyanın günlük yaşamımızı nasıl değiştirdiğini fark ediyor muyuz? Ben geçen hafta telefon ekran süremi kontrol ettiğimde gördüğüm rakam karşısında şok oldum: Günde ortalama 4.5 saat! Peki ya siz?

Boş Zaman Kavramının Değişimi
“Eskiden akşamları ailecek oturur, günü değerlendirirdik,” diyor 55 yaşındaki Ayşe Teyze. “Şimdi torunlarıma bakıyorum, hepsi ellerinde telefonlarla aynı odada ama bambaşka dünyalardalar.”
Sosyal medyanın varlığı, “boş zaman” kavramını tamamen değiştirdi. Artık boş zamanlarımız:
- Parçalara bölündü: Eskiden bir filme iki saat ayırırken, şimdi 15-30 saniyelik TikTok videolarında kayboluyoruz.
- Sürekli erişilebilir oldu: Otobüs beklerken, asansördeyken, hatta tuvaletteyken bile sosyal medya tüketebiliyoruz.
- Daha pasif hale geldi: Aktif etkinlikler yerine başkalarının hayatlarını izlemeyi tercih ediyoruz.
İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehmet Kara’nın yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’deki genç yetişkinler, boş zamanlarının %70’ini ekran başında geçiriyor.
Gerçek Deneyimlerin Sosyal Medya Filtresinden Geçmesi
İzmir’de yaşayan 28 yaşındaki grafik tasarımcı Burak, şöyle anlatıyor: “Geçen yaz Çeşme’ye gittim. Plajda güzel bir yer bulup oturdum, denizi seyrediyordum. Ama kendimi bir anda ‘bunu paylaşmalıyım’ düşüncesiyle telefonuma uzanırken buldum. Sonra fark ettim ki, anın tadını çıkarmak yerine, o anı nasıl fotoğraflayacağımı düşünüyordum.”
Araştırmalar, birçok insanın etkinlikleri şu sorulara göre seçtiğini gösteriyor:
- Paylaşmaya değer mi?
- İyi fotoğraf çekilebilir mi?
- Takipçilerim bunu beğenir mi?
İstanbul’daki bazı kafeler, “instagramlık” köşeleri için ekstra ücret almaya başladığını bile duymuştum. Bir arkadaşım, “Yemek güzel miydi?” sorusuna “Bilmiyorum, fotoğrafını çekmek için o kadar uğraştım ki soğudu,” diye cevap vermişti.
FOMO: Kaçırma Korkusu Fenomeni
“Sosyal medyaya bakmadığım zamanlarda sürekli bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi hissediyorum,” diyor üniversite öğrencisi Elif. “Bazen arkadaşlarımla buluşmayı sosyal medyada gezinmek için ertelediğimi fark ediyorum, ne kadar tuhaf değil mi?”
FOMO (Fear of Missing Out – Kaçırma Korkusu), sosyal medya çağının en yaygın psikolojik etkilerinden biri:
- Sürekli yenileme dürtüsü
- Başkalarının hayatlarını daha eğlenceli görme eğilimi
- Gerçek deneyimleri kaçırma pahasına sanal dünyada kalma
Psikolog Zeynep Aydın: “Birçok danışanım, sosyal medya yüzünden yaşadıkları kaygıdan bahsediyor. Herkes mükemmel hayatlar yaşıyormuş gibi görünürken, kendi sıradan anlarını değersiz hissediyorlar.”
Dikkat Süremizin Kısalması
“Uzun bir kitap okumaya başladığımda birkaç sayfa sonra telefonumu kontrol etme isteği duyuyorum,” diyor 32 yaşındaki öğretmen Murat. “Eskiden saatlerce okurdum, şimdi dikkatimi toplamakta zorlanıyorum.”
Bilişsel araştırmalar, sosyal medyanın dikkat süremizi etkilediğini gösteriyor:
- Sürekli uyarı bekleyen bir beyin yapısı gelişiyor
- Derin odaklanma yeteneği azalıyor
- Bilgi tüketimi hızlanıyor ama derinlik kayboluyor
Ankara’daki bir ilkokulda öğretmenlik yapan Sevgi Hanım: “Çocuklar TikTok videolarına alıştıkları için 40 dakikalık dersi dinlemekte zorlanıyorlar. Öğretim şeklimizi bile değiştirmek zorunda kaldık; daha kısa, daha görsel içerikler kullanıyoruz.”
Yeni Bir Denge Mümkün mü?
“Geçen ay ‘dijital detoks’ yaptım,” diyor 30 yaşındaki mimar Deniz. “İlk iki gün ellerim titredi resmen. Ama sonra etrafımdaki dünyayı yeniden fark etmeye başladım. Kuş seslerini duydum, bulutlara baktım. Komik ama bunlar lüks gibi hissettirdi.”
Uzmanlar, sosyal medya kullanımında denge kurmanın mümkün olduğunu söylüyor:
- Bilinçli kullanım süreleri belirlemek
- Bildirimleri kapatmak
- “Telefonsuz alanlar” yaratmak (yatak odası, yemek masası gibi)
- Gerçek hayat deneyimlerine öncelik vermek
İstanbul’da “Dijital Detoks Kahvesi” açan Serkan: “Müşterilerimiz girişte telefonlarını teslim ediyor. İlk başta panik oluyorlar ama iki saat sonra çıkarken yüzlerindeki rahatlığı görmeniz lazım. Birçoğu haftalık müşterimiz haline geldi.”
Sonuç: Seçim Bizim
Sosyal medya hayatımızdan çıkmayacak, hatta muhtemelen daha da entegre hale gelecek. Önemli olan, onun hayatımızdaki yerini bilinçli olarak belirlemek.
Belki de soru şu: Teknoloji bizi mi yönetiyor, yoksa biz mi teknolojiyi yönetiyoruz?
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayşe Bilge: “Sosyal medya ne iyi ne kötü; bir araç. Önemli olan nasıl kullanıldığı. Çocuklarımıza ve kendimize sosyal medyayı bilinçli kullanmayı öğretmeliyiz. Çünkü bu yeni normalimiz.”
Peki ya siz? Bu yazıyı okuduktan sonra ne yapacaksınız? Belki şimdi iyi bir zaman olabilir telefonunuzu bir kenara bırakıp, gerçek dünyada küçük bir maceraya atılmak için.
