Çöp Business

Öncelikle 3 Ekim 2018 tarihinde, “Bilinçli İnsan Temiz Doğa, Bilinçli Ülke Temiz Dünya!” başlıklı yazımdaki verdiğim bilgilerin doğruluğu, 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe giren “Plastik Poşetlerin Ücretlendirilmesine İlişkin Usul ve Esaslar” uygulamasıyla kanıtlanmış oldu. Ayrıca yazımdaki öneri olarak sunduğum ve ilk defa benim ele aldığım, “vatandaşlarımızın uygulamaya alışabilmesi için, bez çanta ve filelerin, belirli bir süre için ücretsiz dağıtılması” konusunda da, hükümetin yetkili makamlarının benimle hemfikir olması, beni, ayrıca memnun etti. Çünkü bez çanta ve filelerin ücretsiz dağıtılması, devletin, çevreyi korumak ve ülke ekonomisini kalkındırmak konusunda, kalıcı adımların atılmasında samimi olup olmadığını gösteren bir karar olduğunu düşünüyorum. Bu uygulamanın, çevrenin korunmasına ve ülke ekonomisine vereceği katkıları, örnekleriyle beraber okumak isterseniz,  3 Ekim 2018 tarihli yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Bugün ele almak istediğim konu ise biraz daha detaylı ve önemli.

Konuya hemen bir soruyla giriş yapalım. Dünyada ne kadar çöp üretildiğini biliyor musunuz? Bunu tam olarak söyleyebilmek imkansız. Çünkü çöp tanımı, ülkeden ülkeye, zaman ve mekan içinde değiştiği gibi, birtakım çöplerin de doğaya atılmasından dolayı sayılara yansımamaktadır.

Dünya çöp üretimi (tarım ve inşaat çöpleri hariç) yaklaşık olarak, yıllık, 5 milyar tondur. Belediye çöpleri 2,5 milyar ton, sanayi çöpleri 2 milyar ton ve tehlikeli atık olarak nitelendirilen çöp miktarı 500 milyon tondur. 2025 yılına kadar çöp miktarında %70 artış beklenmektedir. En çok çöp üreten kişi ABD’li olup, kişi başına 700 kilo çöp üretirken, Avrupalı 600 kilo, üçüncü dünya ülkesi vatandaşı ise 150-200 kilo çöp üretmektedir. Ülkemizde ise bu sayı 480 kilodur. Kişi başına gelir açısından ele aldığımızda Türkiye’deki kişi başına üretilen çöp miktarı çok yüksek olduğu gibi, kimi zengin ülkelerden daha fazla çöp üretmektedir. Bu da üretmeden tükettiğimizin bir göstergesidir. Mesela Japonya’da yıllık, kişi başına üretilen çöp miktarı 434 kiloyken, Kanada’da bu miktar 382 kilodur. Bu veriler, sayısal analizlere dâhil olan çöp türleri. Peki ya geri kalan çöplere ne oluyor? Araştırmalara dâhil edilmeyen 20 milyar çöp ise maalesef, okyanuslara ve denizlere dökülüyor. Bu da bizlere, işin, çöpleri toplamakla bitmediği gösteriyor. Çevre ve insan sağlığının tehditten kurtulması için çöpün imha edilmesi, imha edilemiyorsa güvenli bir şekilde saklanması gerekir. Bizce en iyi uygulama ise, saklanan çöpleri birtakım ayrıma tâbi tutarak, geri kazandırılıp, geri dönüşüm yoluyla yeniden ikincil hammadde adı altında, özellikle sanayide girdi olarak kullanılmasıdır.

Çöp, kapitalist sistemin gözünden kaçamamış, buradaki hazineyi keşfetmiş ve çöpe “atık” adlandırmasını yakıştırarak, çöpten kârını çıkartmayı başarmıştır. Bu açıdan baktığımızda en çok çöp üreten ülkeler, en zengin olan kapitalist ülkelerdir. En çok çöp üreten ülke, nüfusu en fazla olan Çin olup, ürettiği çöp miktarı yıllık 300 milyon tondur. Çin’i, ABD ve Avrupa takip ediyor. Listenin son sırasında ise yıllık 1.4 milyon ton çöp üreten, Tunus var.

İşte kapitalizmin, çöplere de müdahale etmesiyle birlikte ortaya bir “çöp ticareti” tanımı çıkıyor. Çöplerin ihracatı, ithalatı ya da sınırlar ötesi aktarımı tabi ki birtakım sözleşmelerle güvence altına alınmış. Bunlardan birisi 1989 yılında imzalanan ve 1992 yılında yürürlüğe giren, 170 ülkenin imzaladığı (Türkiye 1989 yılında imzalamış, 1994 yılında yürürlüğe girmiştir.) Bale Sözleşmesi, çöplerin sınıflamasını yapar. Bu sözleşme, özellikle gelişmiş ülkelerden, gelişmekte olan ülkelere çöp ticaretini yasaklamaktan çok denetleyen bir sözleşmedir. Genel ve kesin bir yasak yoktur. Taraflar anlaşabilir. 1991 yılında ise, Afrika ülkeleri arasında benzer bir sözleşme olan Bamako Sözleşmesi imzalanmıştır. Uluslararası ticarete söz konusu olan çöp ticareti, son zamanlarda gündeme sıkça gelmekte ve yasa dışı bir ticaret olarak suç örgütlerinin bile ilgisini çekmektedir. 1992 yılında 50 milyon ton olan çöp ticareti 2011 yılında 4 kat artarak 238 milyon tona ulaşmıştır. Değer olarak ise 1992 yılında 10 milyar dolar iken, 2001 yılında 16 kat artarak 162 milyar dolara ulaşmıştır. 2003-2010 yılları arasında çöp ticareti miktar olarak %56,7, değer olarak da %23 artış göstermiştir.

Kaynak: S.Bernard, D.Dussaux, M.Fadha, M.Clochanat;L’economie mondiale, 2013 (cepii.fr)

 

Peki, ticarete en çok konu olan çöpler hangileridir? 2010 yılında hacim ve değer olarak en çok hangi çöplerin ticareti yapılmıştır? Aşağıdaki çizelge de bunu özetlemektedir.

Kaynak: a.g.e.

 

İngiltere Çevre İdaresi’nin yapmış olduğu “Plastik Çöpleri” hakkındaki araştırması ise daha dikkat çekici.

Bu verilere bakıldığında Türkiye, İngiltere’den bir önceki yıla göre yüzde 33 daha fazla plastik çöp alarak toplam miktarı 80 bin tona çıkarmıştır. Ülkemizin İngiltere’den en fazla plastik çöp alan ikinci ülkesi konumuna gelmesi sonucunda, hem biz vatandaşları hem de yetkilileri daha derinden düşünme ve analiz yapmaya davet ettiğini düşünüyorum. Her ne kadar bu çöplerin geri dönüşümü yapılabilir olsa da, ülkemizin kuzeye göre çöp işleme tekniği ve kapasitesi yüksek ve verimli olmadığından çöpler düzensiz çöplüklere ve doğaya gitmektedir. Tüm bunların ne gibi sonuçlar doğuracağına, uzun uzadıya yazmaya gerek görmüyorum.

Görüldüğü gibi ticareti yapılan çöpler daha çok geri dönüşümü yapılabilen çöpler. Ayrıca son yıllarda ticaretin %0,2’sini oluşturan elektronik çöpten de söz etmeden geçmek olmaz. Yıllık elektronik çöp ticareti 20-50 milyon tondur ve değeri de yıllık 17 milyar avrodur. Bunları yarısı buzdolabı ve diğer beyaz eşyalardan oluşur. Diğer yarısı da TV, bilgisayar, cep telefonu ve diğer elektronik aletlerdir. Afrika ve Asya ülkelerine kimi zaman hibe, kimi zaman ikinci el olarak, kimi zaman da geri dönüşüm adı altında, yıllık 12 milyon elektronik çöp gitmektedir. Çin’in aldığı elektronik çöpün yarısı ABD’den gelir. Bu çöpleri %90’ı da yasadışı yollarla işlenir ve çocukların ölümünde büyük pay sahibidir. Çünkü bu tür alanlarda, ucuz işçilik adı altında genellikle çocuk işçiler çalıştırılır. Burada, ABI araştırma şirketinin yapmış olduğu, “Elektronik Çöplerin Geri Kazanımı ve Yeniden İşlenmesi” adlı raporu da önemlidir. Bu rapora göre, kullanım dışı kalmış elektronik cihazların, değişik yöntemlerle geri kazanımı önemli bir kazanç sağlarken, yeniden kullanım ile hava, toprak ve su kirliliğinin önüne geçilmesinde de önemli bir yer tutuyor.

AB ise, kentsel atıkların yüzde 40’ını geri dönüşümle ya da organik gübreye dönüştürerek değerlendirdiğini bildirdi. Atıkların en iyi değerlendirildiği ülkeler, Avusturya ve Hollanda olduğu biliniyor. İsveç ise, son yıllarda bu konuda en hızlı adımları atan ülkelerden birisi oldu. Özellikle evsel atıkları, enerji elde etmek için değerlendiren İsveç, evlerden çıkan çöpün neredeyse tamamı elektrik üretiminde kullanıyor. Bu amaçla başka ülkelerin çöpünü de ithal eden İsveç, 2030 yılına kadar fosil yakıtların kullanımını tamamen bitirmeyi hedefliyor.

Ülkemize bakacak olursak, İstanbul’un günlük 16 bin tonluk çöpü, 150 bin konutu aydınlatan elektrik enerjisine dönüştürülüyor. İSTAÇ (İstanbul Çevre Yönetimi Sanayi ve Ticaret A. Ş.) ’ın Kemerburgaz ve Şile tesislerinde üretilen 34 megavatlık enerjinin yıllık geliri ise 100 milyon TL olduğu belirlendi.

Tüm bu verilere bakıldığında, çöp ticaretinin temelinde çıkar ve kâr güdüsü olduğu açıkça belli oluyor. Özellikle 1970-80’li yıllardan itibaren kuzey ülkelerinde artan çöp miktarı karşısında yönetmelikler yapılmış ve çöpün toplanması, imhası ve kazançlı şekilde geri kazanımı konusunda önlemler alınmaya başlamış ve yeni vergiler uygulamaya sokulmuştur. İşte bu önlemler ve vergiler  şirketlerin ya da kurumların kârını etkiliyorsa çöpler güney ülkelerine yollanır hale gelmiştir. Üretim dâhi yapılamayan Afrika ülkelerinde çöp yığınlarının görüntülenmesinin en önemli sebebi budur. Böylece kapitalist ülkeler, kârlarını ve çıkarlarını korumak amacıyla, çöplerini, güney ülkelerine yasa dışı yollarla göndererek o ülkeleri birer çöp yığınına çevirmektedir.

Bu doğrultuda sömürü aracı olmaya başlayan çöp ticaretinin kesinlikle yasaklanması gerektiğini düşünüyorum. Herkesin kendi çöpünü kendi evinde azaltmaya çalışmalı, insan ve çevre sağlığına zarar vermeyecek şekilde imhası, geri dönüşümü için gerekli önlemleri almalıdır. Ülkemizde, çöplerin geri dönüşümüne yönelik daha fazla tesis ve fabrikalar açılmalıdır. Bu fabrikaların amacına uygun ve verimli hizmet verebilmeleri için de özel sektörün değil bizzat devletin açması ve bu fabrikaların devlete ait olması gerekmektedir. Türkiye’nin ambalaj atıklarının geri dönüşümünde Batı ile rahatlıkla karşılaştırılabilecek bir kapasitesi bulunuyor. Ancak özellikle kâğıt ve plastikte kayıt dışılığın fazla olması (özel şirketlerin vergi kaçırması nedeniyle) geri dönüşümün önündeki en büyük engellerden biri oluyor. Bu yasağa karşı gelenler ve kayıt dışı atık ticareti gerçekleştirenler, ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Sınırlarda denetimler sıklaştırılmalıdır. Her şeyden önemlisi de çöp ticaretinin, serbest piyasaya açılması mantığıyla mücadele edilmeli ve çöp ticareti, bu alandan dışlanmalıdır.

Son Yazılar

Metin Mamati Yazar:

17 Aralık 1997 yılında Moldova'nın başkenti Kişinev'de doğdu. İlköğrenimini İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bulunan Cezayirli Gazi Hasan Paşa İlkokulu'nda, lise öğrenimini ise yine aynı ilçede bulunan Galata Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde Bilişim Teknolojileri alanı "Web Tasarım" bölümünden birincilikle mezun olarak tamamladı. Bugün eğitim-öğretim hayatına, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği bölümünde devam etmektedir.