Politik Felsefe ve Ünlü Düşünürler

Politik felsefe, kolektif yaşantımızı -politik kurumlarımızı ve ekonomik sistemimiz ve aile hayatımızdaki örüntülerimiz gibi- sosyal pratiklerimizi en iyi nasıl düzenleyeceğimize dair felsefi bir düşünce olarak tanımlanabilir. (Bazen politik ve sosyal felsefe arasında bir ayrım yapılır, ama ben her ikisini de içerecek şekilde “politik felsefeyi” geniş anlamda kullanacağım.) Politik filozoflar, örneğin, belirli bir devlet biçimi gösterecek temel ilkeleri oluşturmaya çalışırlar. Bireylerin devredilemez haklara sahip olduklarını veya bir toplumun maddi kaynaklarının kendi üyeleri arasında nasıl paylaşılacağını anlatırlar. Bu genellikle özgürlük, adalet, otorite ve demokrasi gibi fikirleri analiz etmeyi ve yorumlamayı ve bunları halihazırda var olan sosyal ve politik kurumlara eleştirel bir şekilde uygulamayı içerir. Bazı politik filozoflar öncelikle kendi toplumlarının mevcut düzenlemelerini haklı çıkarmaya çalıştılar; diğerleri, bugüne kadar yaşadığımız her şeyden çok farklı olan ideal bir devlet ya da ideal bir sosyal dünyayı resmetmişlerdir.

Siyasi felsefe, insanın kolektif düzenlemelerini değişmez ve doğal düzenin bir parçası olarak değil, potansiyel olarak değişime açık ve felsefi gerekçelendirmeye ihtiyaç duyan bir kişi olarak gördüğü sürece uygulanmaktadır. Birçok farklı kültürde bulunabilir ve çok çeşitli formlar almıştır. Bu çeşitliliğin iki sebebi var: Birincisi, politik filozofların kullandığı yöntemler ve yaklaşımlar çağlarının genel felsefi eğilimlerini yansıtmaktadır. Örneğin, epistemoloji ve etik alanındaki gelişmeler, politik felsefenin ilerleyeceği varsayımları değiştirir. Ancak ikincisi, politik filozofun gündemi büyük ölçüde günün acil siyasal meseleleri tarafından belirlenmesidir. Orta çağda, örneğin, Kilise ve Devlet arasındaki doğrudan ilişki, politik felsefede temel bir mesele haline geldi; erken modern dönemde ana argüman mutlakçılığın savunucuları ile sınırlıydı ve anayasal bir devleti haklı çıkarmak isteyen kişiler arasındaydı. On dokuzuncu yüzyılda, sosyal sorunlar -bir sanayi toplumunun ekonomisini ve refah sistemini nasıl örgütlemesi gerektiği sorusu- öne çıktı. Bu nedenle, politik felsefe tarihini incelediğimizde, bazı çok yıllık soruların yanı sıra, bir kişinin başka bir kişiyi yönetme yetkisini nasıl haklı olarak iddia edebileceğini görüyoruz.

Hemen ortaya çıkan bir sorun şudur ki, politik filozofların kurduğu prensiplerin evrensel geçerliliğe sahip olup olmadıkları ya da belirli bir politik topluluğun varsayımlarını ve değerlerini ifade edip etmeyecekleri olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğidir. Siyasi felsefenin kapsamı ve statüsü hakkındaki bu soru son yıllarda şiddetle tartışılmıştır. İnsan doğasıyla ilgili bir soruyla yakından bağlantılıdır. Bir dizi kolektif düzenlemeyi haklı çıkarmak için, bir politik felsefe, insanların doğası, ihtiyaçları, kapasiteleri, çoğunlukla bencil veya esas olarak özgecil olup olmadıkları hakkında bir şeyler söylemelidir.

Geçmiş yüzyıllarda politik felsefenin ana eserlerini incelersek, kabaca iki kategoriye ayrılabilirler. Bir yandan, filozofların ürettiği felsefe sistemleri tarafından üretilenler ve politik felsefesinin dışına doğru akan ve bu sistemlerin ayrılmaz bir parçasını oluşturan felsefe sistemleridir. Siyasi düşünceye önemli katkılarda bulunan öncü filozoflar arasında Plato, Aristoteles, Augustine, Aquinas, Hobbes, Locke, Hume, Hegel ve J.S. Değirmen vardır. Öte yandan, bir bütün olarak felsefeye katkısının çok az anlamlı olduğu, ancak özellikle politik felsefeye etkili katkılarda bulunmuş sosyal ve politik düşünürler de vardır. Bu kategoride Cicero, Padua Marsilius, Machiavelli, Grotius, Rousseau, Bentham, Fichte ve Marx yer alabilir. Eserleri Batılı olmayan etkileri yansıtan iki önemli figür, İbn Haldun ve Kauṭilya’dır. 20. yüzyılın en önemli siyasal düşünürleri arasında Arendt, Berlin, Dewey, Foucault, Gandhi, Gramsci, Habermas, Hayek, Oakeshott, Rawls, Sartre ve Taylor vardır.

Son Yazılar