Ezidiler Umrumdadır*

Şehre henüz karanlık tam manasıyla çökmemiş, bombalar yüzünü ekşitmemiş ve pireler tellallığı terk etmemişti. Gün ağarmış ve gökte harfler birbiriyle çatışıyordu. Gel gelelim keyfimiz yerinde mi? Dal sarkar, kartala bakar. Sınır dışı edilen soluk kimliklerin bizden alacakları var mı? Varsa da bunların hesabı elbet sorulur diyerek başlayalım terennüme. Böyle başlamanın bizim için elle tutulur bir geçerliliği olmalı ki, dile gelebilsin dağınıklığımız. Limandan kalkan gemilerin dönüşü hicri takvimin bilmem neresinde yazılı olsa da, bu dağınıklığın hicvi bizi ırgalamaz. Deniz çok uzakta nasılsa. Elbette tüm bunların gizli bir niçini var, bizi ilgilendiren; çünkü Ezidiler üzerine yapacağım tez (yüksek lisans)’in ek kısmında gizil seslerine de yer vermek istiyordum onların. Yaşayan toprağın sıcak kanına dokunmadan yürümekten kendimi men etmiştim. Bir nevi sözlü tarihin tozlu kırıntılarından faydalanmak istiyordum.. Kabul etmeliyim ki bu pek de kolay olmayacaktı. Bütün bu olanlara Ezidilerin büyük bir çoğunluğunun Batı’ya göç ettiği (ettirildiği) gerçeği de eklenince suların bulanıklığıyla karşı karşıya kaldım. Bunun da bir çaresi olmalıydı. Kaldı ki bununla da bitmiyordu iş; soracağımız sorulara içtenlikle cevap verebilecek, diğer bir deyişle çalışmamıza katkı sağlayacak birilerini bulmak zorundaydık. Elimizdeki verilerin parlaklığı bir yere kadar gidebilirdi, sonrası iyilik güzellik…

Günlerin birbirini tüketerek geçtiği o zaman gelmişti çoktan. O iyi insanların güzel atlarından da haber gelmiyordu zaten. Midyat’a yedi km. uzaklıktaki Ezidi köyü olan Bacıne (Güven)’ye doğru yola çıktım. Buraya herhangi bir araç gitmediğinden onca mesafeyi yürümek zorunda olmamın ağırlığı omzumda kendine yer edinmiş, karasal iklime meydan okuyordu adeta. Güneş ise tepemde sarı rengini saçıyordu taşlı ovalara. Hemen hemen bütün evler terk edilmiş durumda ve harabeydi. Ansızın içinde insanların yaşadığına inandığım bir evin kapısını çalarken buldum elimi. Kapıyı, altmış-yetmiş yaşlarında olduğunu düşünmekten hiçbir beis görmediğim, yüzündeki tarihsel çizgilerin fonetiğine sükun eden bir teyze açtı. Meramımı anlattıktan sonra içeri buyur etti. Avluda biraz bekledikten sonra, köyün muhtarı da olduğunu bilahare öğrendiğim Abuzed Atalan’la tanıştık. Sorularımıza verdiği cevaplarla doğru bir adreste olmanın hazzını yaşıyordum. Buradaki görüşmemizi bitirdikten sonra bir başka eve geçerek, Nuri Atay ile sohbetimize devam ettik.

Merhaba Abuzed bey (amca dediğimi duyar gibiyim). Kendinizden bahseder misiniz?
A.A: Abuzed Atalan. Bacıne (Güven)’liyim. 74 (artık 79) yaşındayım ve sekiz çocuğum var. 1990’da Almanya’ya göç ettim. 2002’den beri de belli aralıklarla köyüme, eşim ve çocuklarımla ziyarete gelirim.

Bu köyde kaç Ezidi yaşıyor şuan, sayısı belli mi bunun?
A.A: Dört-beş ev. Her evde de iki üç çocuk bulunur. Daha çok yazın buraya gelirler. Kışın da dönerler. Gerisini varın siz hesaplayın.

Ezidilik’ten biraz bahsedecek olursanız, ne dersiniz?
A.A: Ezidilik bir dindir derim. Kadim bir dindir hatta. Aslında Yezidi değil, doğrusu Ezidi’dir. Ezda’dan gelir. Anlamı da ‘’Xweda, Ezda (Allah yarattı veya Allah verdi)’’, demektir. Herkes kendince bir şey uydurarak bize bu ismi reva gördü. Kendilerine güzel, anlamlı isimler yakıştırdı. Müslümanlar da Muaviye’nin oğlu Yezid’ten nefret ettiklerinden bize de bunu yakıştırdıklarını söyleyebiliriz. Halbuki hiçbir bağımız yok bu zatla.

Komşularınız, yani Ezidi olmayanlarla olan sosyal ilişkileriniz nasıldı ?
A.A: Eskiden aramız çok kötüydü, fakat şuan hiçbir sorunumuz yok. Geçinip gidiyoruz.

Avrupa’ya göç etme sebebiniz neydi ?
A.A: Sadece Ezidiler değil, çevredeki birçok köy göç etmek zorunda kaldı. Köy korucusu olmayı kabul etmeyen aileler, köyde kalamazlardı mesela; çünkü kendi kapının önünde öldürülme ihtimalleri çok yüksekti. Öyle de oldu. Kim öldürdü, diye sorulduğunda ya PKK, ya da devlet öldürdü tartışmaları başlardı. Tabii bazıları daha iyi bir yaşam için Avrupa’ya göç etti de denilebilir.

Avrupa’ya göç etmeden evvel ne veya neler yaşadınız bundan biraz bahseder misiniz?
A.A: Neler yaşamadık ki… Siz okumuş adamsınız, bilirsiniz. Aleviler, Sünniler; İslamiyet ve Ezidilik, İslamiyet ile Hıristiyanlık arasında sürekli sürtüşme yaşanıyordu. Kim güçlü ise, ötekine karşı hükmediyordu. Ezidi nüfusu Müslüman nüfusa göre az olduğundan çıkan gürültünün de sesi o kadar şiddetli oluyordu. Çoğunluk azınlığa karşı baskı uyguluyordu. Neyse ki şuan bu böyle değil. İnsanlık daha ön planda.

Müslümanlar, Ezidi kızlarını kaçırırlar mıydı gerçekten?
A.A: Evet, evet. Yakın bir zamana kadar da böyleydi.

Ezidi bir kız, başka dinden birine kaçtı diyelim, sonra bir şeyler yaşandı ve geri dönmek istedi kabul edilir miydi ailesi tarafından?

A.A: Hayır. Ezidi olabilmesi için öncelikle hem annesi hem babası Ezidi olması gerekir. Yani doğuştan Ezidi olunur, sonradan olunması mümkün değil. O yüzden bahsettiğin bu durum söz konusu bile olamaz. Ayrıca kişi kendi dinini seçmesi gerekir, olması gereken bu; ama maalesef bu da böyle değildir. Babası hangi dine mensupsa o kişi de ona inanıyor. Oysa din, akılla ilişkilidir. Nihayetinde insan, Allah’ın varlığını, nasıl davranması gerektiğini akıl yoluyla idrak eder. Mesela Müslümanlar Tevrat’ı, İncil’i okumaz, günah derler. Halbuki bütün dinlerin kitaplarını okumak gerek. Hangi dinin neyden bahsettiğini bilmek zorundasın çünkü. Diğer üç kitabı da okuyarak ancak yeterli bir sonuca ulaşabilirsin. Bu böyledir. Konuyu dağıtmayalım, diyelim ki sıradan Müslüman bir kız, başkasına kaçtı, kız öldürülürdü. Böyle zamanları da yaşadık, gördük. Bizde de dört erkek kardeş vardı. Bu dördünün kız kardeşi akrabalarından birine kaçtı…

Tam da burada o can alıcı soruyu sormak istiyorum. İyi bir Ezidi nasıl olmalıdır sizce?
A.A: Yeryüzündeki bütün insanları Allah yarattı değil mi? O halde insanlara saygı duyulmalı; çünkü Allah yaratmıştır onları ve Allah’ı seviyorum, diyen biri bu insanları da sevmek zorundadır.Yalan söylememeli, hırsızlık yapmamalı ve insanlara ihanet etmemeli. Doğru yolu göstermelidir her zaman. Budur.

Biraz da ritüellerinizden bahsedelim mi? Ezidi erkekler de sünnet oluyor mu?
A.A. Evet.

Oruç tutuyor musunuz, tutuyorsanız da kaç gün?
A.A: Evet, kış mevsiminde 10-12 gün tutarız. Ayrıca kış mevsiminde 40, yazın da 40 olmak üzere seksen günlük bir oruç vardır. Bunu daha çok din adamları tutar.

Namaz kılıyor musunuz?
A.A: Kılıyoruz; ama bizde namaz zorunlu değil. Ezidiler, her yerde namaz kılabilir. Neresi uygunsa artık. Hem cemaat olarak hem bireysel olarak. Sabah ve akşam olmak üzere iki öğün kılınır…

Ezidilikte önemli bir yeri olan Laleş’e gittiniz mi?
A.A: Gitmedim. Gitmeyeceğim de.

Neden?
A.A: Şartlar uygun değil.

Laleş’in önemi nedir tam olarak?
A.A: Ezidiler için kutsal bir mekândır. Oraya giden hacı olarak kabul edilir. Ama yine de gitmek zorunda değiliz.

Melek Tavus kimdir?
A.A: Melek Tavus’un tarihi çok eskiye dayanır. Bir kitapta okumuştum, Hz. Ömer zamanında, Melek Tavus meydanında savaş çıktığını yazıyordu. Ahmet Cevdet Paşa’nın ’’Peygamberler ve Halifeler Tarihi’’ adlı kitabını açıp bakarsan o bölümü görürsün. Bu meydanda birçok insanın öldürüldüğüne dair bilgiler de mevcuttur. Tavus kuşu, İran’da yani Zerdüştlerde de kutsaldır; çünkü Allah’tan sonra Melek Tavus gelir. Daha sonra da diğer altı melek.

Kavvallar’ın Ezdilikte yeri nedir ve bunlar köyünüze gelirler miydi?
A.A: Laleş’e gidemeyenlere Melek Tavus’un Berat’ını getirirlerdi. İnsanlar da onu tavaf ederlerdi para karşılığında. Benim zamanımda iki defa geldiklerini hatırlıyorum.

Kurban kesiyor musunuz?
A.A: Evet evet. Kurban kesmek öyle sanıldığı gibi İslamiyet’ten sonra kabul görmüş bir ibadet değil; çok eskiye, Hz.İbrahim’e kadar dayanır. Bilindiği gibi Hz. İbrahim, bütün peygamberlerin atası kabul edilir. Ezidiler onun dininin kurallarını da tanır. Ama Müslümanlar pek uygulamaz. Kurban kesmek, sünnet onun döneminden kalma ibadetlerdir.

Ezidilerin ve Kürtlerin ayrı bir millet olduğunu düşünüyor musunuz?
A.A: Dini öyle bir yere getirdiler ki… Allah kimseyi, hiçbir zaman düşman yapmak istemez. Kötülük yapmamak ve günah işlememek için inanırız Allah’a; ama Müslümanlar ne yazık ki bunu kabul etmedi, herkesin kendileri gibi inanmalarını istedi ve bizi öteki olarak görerek hor gördüler. Zaten bir ideoloji haline geldi din, bir nevi politikleşti. Dört yüz senedir biz burada birlikte yaşıyoruz, birbirimize düşman olursak ne kazanacağız, hiçbir şey. Eğer kötü biriysem de Allah beni cezalandırır zaten. Kime ne bundan. Bizim bütün dinlere karşı saygımız sonsuz, daha doğrusu insanlara.

Hz. Muhammet’in dinine bir milyardan çok daha fazla kişi inanıyor, değil mi? Şimdi kalkıp ben bu dine saygı duymuyorum desem, o kadar insana saygısızlık yapmış olmaz mıyım? Ama yok Müslümanlar ne yapıyor, siz bizim gibi değilsiniz, Allah’ın düşmanısınız diyor. Sanki Allah onların elinde. Bizde ise tam tersine kimseye karışmayız. Oruç mu tutacağım ve sahur vakti kalkmamız mı gerekiyor, tutmak istemeyeni rahatsız etmemeye çalışırız. Bu böyle olmak zorundadır.

Tenasüh inancı nedir, biraz da buna değinelim?
A.A: İslamiyet’ten sonra Şeyh Adiy tarikat kurdu. Ve bu tarikat için de şeyh ve pirleri görevlendirdi. Bu şekilde oluştu zaten sınıflar. Bu sınıflar arasında evlilik kesinlikle yasaktır. Herkes kendi sınıfındaki kişilerle evlenebilir ancak. Geçiş yoktur.

Şeyh Adiy kimdir?
A.A: Ezidi tarikatının kurucusu. Adeviyye tarikatı’nin şeyhidir.

Sizin için önemi nedir?
A.A: Tarikata mensup kişilerin çok değer verdiği bir muhteremdir. Ama Ezidilik’te tek tarikat olduğu için, herkes saygı duyar ona. Ben tarikata mensup olmadığım için benim için o kadar da önem arz etmez.

Ezidilerin horoz eti, kabak, marul vs. yiyemedikleri doğru mu?
A.A: Ben yiyorum. Ancak şeyh dediğimiz o dini grup yemez bunları. Mesela domuz etini Ezidiler de yemez, Müslüman’a da haramdır zaten. Ne zaman haram olduğu, Tevrat’[ Tevrat’ı getiriyor ve birlikte okuyoruz o ayeti.]ta yazıyor. Allah Hz. Musa devrinde hangi hayvanın haram, hangisin helal olduğunu tarif etmiştir. Domuz ve tavşan etini de haram kılmıştır. Daha sonra ise tavşan etini helal kılıyor. Geriye sadece domuz kalıyor. Yani İslamiyet’ten önce de haramdı. Bütün mesele bundan ibarettir.

Ezidilerin için kutsal kitaplar olan Mashaf-ı Reş ve Kitab el Cilve’yi okudunuz mu?
A.A: Yok. Mashaf-ı Reş kitabı tarikat kitabıdır. Bizim asıl dini kitabımız Zend Avesta’dır.

Ezidilerin Zerdüştlükle bir bağlantısı var mı?
A.A: İkisi de aynı. Eskiden bütün Kürtler Zerdüşt’tü. İslamiyet’i kabul etmeyenler Ezidi olarak hayatlarına devam etti. Bir dönüşüm.

Biraz daha açar mısınız?
A.A: Hıristiyanların Hz.İsa’nın dininden önce dinleri yok muydu, vardı. Keza Müslümanların da. Hz.Muhammet’ten önce de inanıyorlardı. Ezidilik ve Zerdüştlük arasındaki ilişki de böyle.

Bayramlarınızdan bahseder misiniz biraz?
A.A: Aralık ayında tutulan üç günlük oruçtan sonraki Ezda bayramı. Bir de Nisan ayının ilk çarşambası. Hicri takvime göre tabii. Bununla birlikte Laleş’teki Hacı bayramı.

Siz hangi kastta yer alıyorsunuz?
A.A: Ben müridim. Şeyhliği bana verseler bile ben kabul etmem. Memnunum halimden.

Bazı sebeplerden ötürü Ezidiler, okuma ve yazmaya karşı ön yargıları olduğuna dair bilgiler mevcut, bu doğru mu?
A.A: Kesinlikle böyle bir şey yok. Ben okuyamadım, çünkü okul yoktu. Ama çocuklarımı okumaları için şehirdeki okula gönderdim. Zor bir dönemdi; çünkü Ezidiler, şehre kolay kolay inemezdi. Hıristiyanlar dışlardı bizi. Bu Müslümanlar için de geçerliydi. Tabii dönemin şartları belki de bunu gerektiriyordu. İnsanlar cahildi. Şimdi öyle değil, her şey gelişmiş, kimse kimseye karışmıyor. Mesela iki saatte Almanya’da olabiliyorum, eskiden böyle bir şey mümkün müydü? O yüzden kim ne derse desin, hiçbir şey eskisi gibi değil. Her şey değişti.

Bildiğiniz Ezidi duası var mı?
A.A: Doğrusu ben pek dua etmem. Ama dua ederken de ‘Yarabbi tüm ümmetine rahmet eyle deriz. Yani öncelikli olarak diğer ümmetlere ederiz. Ancak Müslümanlarda bu böyle değil. Önce kendilerine daha sonra diğer insanlara dua ederler. Hıristiyanlar, Hz.İsa’ya inanmayanı lanetlerler. Yahudiler ise ayak bastıkları toprağı kendilerine mal ederler. Allah’tan daha yüce bir şey var mı?

Melek Tavus’un şeytanla bir tutulmasını neye bağlıyorsunuz, böyle bir şey var mı gerçekten?
A.A: Bir kere Allah Melek Tavus’a şeytan dememiştir. Farklı inançtaki insanlar bunu yakıştırmış. Sırf bu dini çürütmek adına bize de böyle bir yaftayı yapıştırdılar. Yok efendim Ezidilerin kulağı büyük, insan yiyorlar vesaire. Hakikatten yoksun ifadeler de atıldı ortaya hep. Diyelim ki biriyle kavga ettin ve yenildin. Eve gidince de abartırsın, öyle bir dövdüm ki burnunu dağıttım dersin. Halbuki o dövmüştür seni, hakikat bu.

Cennet ve cehennem inancı var mı?
A.A: Elbette. Yoksa ibadet etmenin hiçbir anlamı olmaz. Sonuçta yaptığımız ibadetlere göre cennet ve cehenneme gireriz. İslamiyet ve Hıristiyanlıkta da böyledir. Yahudiler mesela, dünya onların ellerinde. Niye çünkü çok çalışıyorlar. Eğer Allah Yahudilerin düşmanı olsaydı buna izin verir miydi? Bir başka açıdan bakalım. Biz Müslümanlarla çalışmaya giderdik, Cuma saati gelince, normal şartlarda gitmeyenler o gün giderdi. Sırf işten kaytarmak için yaparlardı bunu. Böyle bir şey işte.

Nüfus cüzdanınızda din hanesinde ne yazıyor?

Not: [ BOA.MV. 113/161 1324 7/C: “Yezidiler’in tezkere-i Osmaniye’lerinde mezheb hanesine yalnız Müslim yazılmayıb bunlardan Müslim olanlarına verilecek tezkirelerde Yezidi-i Müslim ve gayr-i Müslim bulunanlarına Yezidi-i gayr-i Müslim yazılması Nüfus-ı Umumiye tedkik-i muâmelat komisyonu’nun tebliği olunan mazbatasında gösterilmesi üzerine Yezidi sakin olan vilâyetlerle bu babda cereyan eden muhabereden bahisle ba’zı ifadeyi havi Dahiliye Nezareti’nden varid olan 3 Cemaziyel âhir sene 324 tarihli tezkire kıraat olundu…” Daha önce de görüldüğü gibi Yezidi kimliği II.Abdülhamit idaresi tarafından yine tanınmadı ve aynı şekilde, tanımama tavrı Türkiye Cumhuriyet’inde bir hükümet politikası olmaya devam etti; çünkü nüfus cüzdanlarının din hanesine Yezidi yazılmasını talep eden Yezidiler, hükümet tarafından reddedilecek ve nüfus cüzdanlarının din hanesinde bir çarpı işareti bulunuyordu.

Son Yazılar

Harun Aktaş Yazar:

''Toparlanın gitmiyoruz''